·216 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Mayıs 2023 11:56 Kız kurusu aslında ama çok uzun ve ip gibi incecik ya, o "kuru kız". Ayşe Fatma değil, "Şu halıları bir çırpıver," denilen, misafirliğe gittiğinde dahi oturmayan, bir şeyler yaptırılan, herkes tarafından hor görülen bir kız. Karakterimizin teknoloji hariç kimseye güvenmemesi ve onunla kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışmasını anlatıyor.
Ayfer Tunç'un yeni bir kitap çıkardığını duyunca gerçekten çok heyecanlandım (Ayfer Tunç okuyanlar bunu anlayacaktır.) çünkü harika bir kalemi var. Fakat kitabı okurken de bitirdiğimde de (ve hatta üzerinden birkaç gün geçmiş olmasına rağmen) bu kitap bana şunu düşündürdü: Ayfer Tunç okuduğumuza emin miyiz?
Böyle düşünmeme sebep olan şeyden söz edeyim. Kapak Kızı, Osman ve hele ki Yeşil Peri Gecesinden sonra bu kitap benim beklentimi maalesef karşılayamadı. Öncelikle kitabın ince olmasına kanma diyerek kendimi uyarmıştım, baya zorlayacak seni demiştim kendi kendime. Fakat yanılmışım, su gibi aktı. Gerçekten, inanılmaz akıcıydı ama eksikti.
Fakat kalemi o kadar aynı eksende dönüyor ki, karakterlerin her biri paralel evrende başka isimlerle yer almış gibi hissettim. Mesela Kuru kızın anne babası birbirini seviyor ve ailelerini karşılarına alarak evleniyorlar ve bu yüzden aile bağları hasar görüyor, yine baba bir kaza geçiriyor, anne ölüyor ve yine ailenin geri kalanı onları sahiplenmiyor. Kalemi bu kadar güçlü ve gözlem yeteneği çok iyi olan bir yazar olduğunu düşündüğüm Ayfer Tunç'un bu kısır döngüden çıkmasını çok isterdim. Sevdim mi, sevmedim mi hala bundan emin olamıyorum (akıcılığı kurtarmış olabilir).
Birçok yerde o kadar renkler, zil sesleri, peynir çeşitleri anlatıldı ve bu örnekler o kadar bitmek bilmedi ki, aklıma ilk okuldayden öğretmenlerimizin "yüz kelimeden az olmayacak şekilde x konusu hakkında kompozisyon yazın ama beş sayfayı da geçmesin" dediği ödevler geldi. Çünkü mesela Kuru Kız babasının peynirleri sevdiğinden söz edecekse memleketimizde ne kadar peynir varsa tek tek anlatmış (google'dan peynir çeşitlerini aratıp kopyalayıp yapıştığını bile düşündüm).
Bir diğer rahatsız olduğum ve anlamlandıramadığım ama spoi içeren şeyden söz edeceğim.
Ayfer Tunç röportajında ailesi kötü bir aile değil diyor. Oysa küçük kardeşinin istismarına uğradı. Bu sahne yazılmalı mıydı gerçekten? Ne bir mesaj verdi ne de hikayenin devamı açısından bir önem teşkil ediyordu. Bu istismar yaşandı, konu kendi içlerinde kapandı ve küçük kardeşi sürekli onu eziyordu, üstelik sen olmasaydın ben evliliği düşürdüm diyerek onu suçluyordu. Bu bizim için ne kattı mesela? Yazar kitabında masanın üzerinde bir silah olduğundan bahsediyorsa o silah ilerleyen bölümlerde patlar, diyorduk hani, e o zaman bu silah niye patlamadı? Bence bu gereksiz bir detay olmuştu.
Akıcılığından, içinde verdiği mesajlardan dolayı sevdim ama önerir miyim bu tartışılır.
Ayfer Tunç denilince aklıma her zaman Yeşil Peri Gecesi'ni getirmeye çalışacağım.