Puan vermedi·165 syf.··
2023 48. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2023 00:00
(Spoiler uyarısı) İlber Ortaylı katıldığı bir programda Osman Ertuğrul Efendi'nin sözünü paylaşıyor: "İlk imparatorluklardan Mısır 3000 sene devam etti; diğeri Roma 1500 sene devam etti; bizimkisi(Osmanlı) onun yarısı kadar 600 sene devam etti; İngilizlerin İmparatorluğu 250 sene devam etti... Bu iş gide gide 15 dakikaya kadar düşecektir." Bu tarihi bir gerçekliktir. İmparatorlukların ömrü kısaldığı gibi kaderleri her zaman aynıdır: Doğarlar, büyürler ve ölürler... İmparatorluğumuzun son safhasını, ölümünü, Suriye, Filistin ve Hicaz'daki son yıllarını Falih Rıfkı Atay'dan akıcı, akılda kalıcı bir dille, canlı anılarla ve şaşırtıcı sosyolojik tespitlerle okuyoruz. Türk varlığı, Arap coğrafyasında her zaman alerjik bir reaksiyonla karşılaşmıştır. Aslında Türkler'in de Arap çöllerine bağlılığı sadece din ve siyaseten olmuştur onları bu Arap coğrafyasına bağlayan hiçbir vatanî bağ yoktur. Türklerin oradaki bağının sadece siyaseten olduğunu şu cümlelerle Falih Rıfkı Atay'dan anlıyoruz: "Biz Kudüs'te kirada oturuyoruz. Halep'ten bu tarafa geçmeyen şey, yalnız Türk kâğıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz." Nasıl Türk eliçler yabancı ülkelerde siyaseten bulunuyorsa biz de adeta sıradan bir Türk olarak bile siyaseten oradayız. Osmanlı hem Balkanları hem de Ortadoğu'yu elinde bulundurduğu vakit neden hiç Arap coğrafyasından devşirmeler yapmıyor? Çünkü onlarda bu toprakların insanından hiçbir şey olmayacağını biliyor. Neden Osmanlı Anadolu'ya, Balkanlar'a yaptırdığı camiler, hanlar, hamamlar kadar Ortadoğu'ya, Arap coğrafyasına yapmıyor? Çünkü mimarisi orada tutunamıyor. En fazla o dönemin şartlarıyla restorasyon yapılıyor (Kanuni devrinde Filistin'de yapılanlar). Yavuz Sultan Selim bile aslında bir güvenlik tehdidi yüzünden Arap coğrafyasına inmek zorunda kalmıştır. Safeviler Tokat'ı tehdit etmektedir, Şii'lik Osmanlının dayandığı Sünni-İslam politikasını tehdit etmektedir. Safevileri ortadan kaldırdıktan sonra arkasında onu eskiden olduğu gibi (Uzun Hasan, Timur vb.) Batı'ya giderken tehdit edeceği bir devlet bırakmak istememektedir. Bu yüzden Memlûkları'da ortadan kaldırdıktan sonra siyasi birliği sağlamak için hilafeti almıştır. Ancak 400 yıl sonra alınan bu tedbirler ve kararlar geri tepmiştir. Araplar, Türkleri topraklarında işgalci görmektedir ve başka bir işgalci emperyal devletin yardımıyla isyan başlatırlar ve sadece gözle görülür bir şekilde zayıf olan dil ve din bağları da kopar. Türkleri siyasi ve askeri tehditler yüzünden bu Arap coğrafyasına gelirler ve acı, kan, göz yaşıyla giderler. Bir daha gelmemek üzere... Kitap bize şimdiki Arapların biz Türklere olan tutumunun uzantılarını ve kökenlerini de anlatıyor. Kudüs, Siyonizm, Yahudiler, Araplar ve Filistinle ilgili son Osmanlı jenerasyonunun gözlemleri de inanılmaz ve kanımca da doğrudur: "Yafa'dan Kudüs'e kadar Yahudi Filistin'i birkaç defa dolaştım. Filistin'in yeni kasabalar ve köyleri Yahudi eseridir. Bu, yeni değil, yepyeni bir Filistin'dir. Köylerinde akşamları simokin giyen İngiliz Yahudisi muhtarlık eder. Kırmızı yanaklı Alman Yahudi kızları dilijanslar üstünde şarkı söyleyerek bağdan köye döner. Müslüman Araplar ise, bu efendilerin hizmetindedirler: Üzümü Arap gündelikçi sıkar ve şarabını semiz Yahudi içer." "Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur." "Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için, Yahudilerin Kudüs'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz: Yüzlerce yıllık gözyaşı, bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır. Paranın ne büyük kuvvet olduğunu anlamak için ise, Filistin'de yoğun Arap nüfusunu topraklarından süren siyonist sömürgeciliğini görün. Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altına değmez. Balfur'un bir nutku, Davud'un bütün mezmurlarından daha tesirlidir." Şahsen ben kitabı okuyunca extra hissettiğim şey sitemler ve uyarılardı: "Yarın, öbür gün, Arap çeteleri ile sarılacaksınız, Peygamberin torunları, Ravza'nın yeşil kubbesine kurşun atacaklar. İstanbul elden gidiyormuş gibi telâşlanarak, size Anadolu'nun bağrından Türk yavruları göndereceğiz. Siz, Peygamber torunlarının ateş ve açlık çemberi içinde, bir hurma kurusu bulamayıp deriniz iskeletinize yapışmış ölürken, Anadolu çocukları iskorpitten çürüyüp düşen ağızlarının yaraları içinde kavrulmuş çekirge çiğnemeye çalışarak, Fatma'nın, Ebûbekir'in, Ömer'in ve Muhammed'in sandukalarını savunacaklar. Ta, Şam'a kadar üç gün üç gece süren demir yolunun iki tarafını Anadolu Türkleriyle kuşatacağız. Arap kesesine Anadolu altını ve Arap kursağına Anadolu'nun rızkını akıtacağız. Şaka değil, İslâm emperyalizmi yapıyoruz. Arap cenbiyeleriyle (hançer) bağırsakları deşilerek, etleri çöl güneşinden kavrulmuş olanlar! Sizler, ey Sarıkamış'ın buz dağı üstünde donmuş olanların kardeşleri, siz hep, pomadlı bir yüz derisinin kapladığı boş bir kafanın içindeki bomboş bir hayalin kurbanları değil misiniz? Sevgili Buhara yavrusu, o hayal dahi, senin yurdunda, babandan on yıl sonra, seni buraya sürüyen kara fikirler uğruna, Rus kurşunları altında parçalanıp ölecekti." bu benim kitapta en etkilendiğim kısım olmuştur. Zeytindağı'nı hiç bir kesim ayırt etmeden okumalıdır, bize miras kalan sadece topraklar değildir, tarihte bize mirastır. Tarih en iyi şekilde o dönemin yaşayan insanlarının anıları ve tespitleriyle okunur ve bir anlam çıkarılır. Ve bir milleti en doğru şekilde anlamak, anlatmak, o milleti ihya etmeye ve vatanı mamur etmeye yetecektir. Son olarak: "Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için! Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için! İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz. Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir." Ne olursa olsun İlim ve vatan adamı olalım...
Tarih
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201214,8bin okunma
··
457 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.