·233 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Haziran 2023 16:27 Hepimize mutlu hafta sonları dilerim.
Hız kesmeden notlar serimizle devam ediyoruz. Bir kitap daha yetiştirmeye çalışıyoruz yetiştirebilirsek Notlar serisinin dışında başka bir kitapla bitirme durumumuz da olabilir. Kitaba döndüğümüzde ise iki farklı roman taslağı görüyoruz. Bunların ikisinin de basılı hali olmadığından bu kitapta bunlara dair bilgi buluyoruz. Patriyot Ömer aslında kısaca Yakup Cemil hadisesine odaklanıyor bunu belirtelim. Tek Subay, Tek Kurşun, Tek Ölüm ve vatanı kurtarmak düşüncesinin etkilediği bir insanı anlatan bir roman taslağı diyebiliriz kısaca.
Gülen Azap Çıkmazı ise adeta bir Tanzimat dönemi romanı tadında. Efendim aman Batı ne yapıyorsa onu yapalım, sakın iyi şeyleri almayalım, her şeyi olduğu gibi alalım kısaca özenti bir yaşam gerçekleştirelim. Tüm bu modernleşme ve sosyal değişim şartları içerisinde karşımıza çıkan en önemli detay ise günümüzde de büyük bir hedef mi diyelim sorun mu diyelim, konut edinme meselesi üzerinden ilerliyor.
Aslında ilk hikaye daha bilinen bir olaya dayandığı için (inceleme sonlarında bunu da detaylandırabilirim) bunun üzerinden ilerleyebilirim. Yaşanan dönemler ve yaşananları gençlik çağında takip etme fırsatı var yazarın. Bunu da romanlarına çok iyi biçimde işleyebiliyor. Dünyada yaşanan değişimler yanında ülkemizde yaşanan değişimler de mevcut. Bu değişimler içinde haliyle bizlere aktarılan bilgileri de almak ve bunlardan ders çıkarmak durumundayız. Mesela Patriyot Ömer karakterinde işlenen tek kurşun meselesi önemlidir. Ülke tarihimizde gerçekler kadar dizilerimize dahi işlenen bu tek kurşun meselesi dikkat çekicidir. Tek bir kurşun sizi hain de yapabilir kahraman da yapabilir. Buradaki örnek Yakup Cemil ise bir başka örnek de Hasan Tahsin olabilir bu konuda diye düşünüyorum. Kurt Kanunu romanında da benzer bir konu işleniyor malumumuz o yüzden bu roman taslak olarak kalmış olabilir diye düşünüyorum.
Diğer yandan değişimler ve bu değişimler karşısında halkın tepkisi işlenmiş. Tabi ülke tarihimizde yapılan muazzam devrimler yanında sembolik devrimler de olmuştur. Kılıf kıyafet olsun, şapka olsun bunları bunun içinde sayabiliriz. Yani daha da kolayı şöyle düşünelim. Hepimizin giydiği kıyafetler malum. Bir anda gözümüzü İskoçya’da açtığımızı düşünelim. Erkekler etek giyiyor. Garipseriz değil mi? İşte bu toplumsal garipse bu taslaklarda ortaya çıkıyor. Kısa bir not: Bu örnekte cinsiyetçilik yapılmamıştır. Artık yapmadığımız şeyleri de yapmadığımızı belirtmemiz gereken bir dönemdeyiz buna da toplumsal, ulusal bir tepki gerek yahu!
Yazıldığı dönemden ziyade 60’lı yıllara gidip o dönem yazılmış eserleri de okuduğumuzda bu toplumsal tepkileri görüyoruz aslında. Bedava peynir ancak fare kapanında olur, benzeri sözlerimiz zamanında boşa söylenmemiş bunu da anlıyoruz.
Yakup Cemil için sonda biraz bahis yaparız demiştik. Burada ne demek gerektiğini çok saptayamıyorum. Övülecek yanları olduğu kadar açıkça hakarete varacak yanları da var. 33 yaşına kadar pek çok başarısı olduğunu asla inkar etmeyeceğiz. Tabi biraz asi ve söz dinlemez biri oluşu yaşadıklarını, açıkça ölümüne giden yol olarak düşünmemize neden oluyor. Özellikle Teşkilat-ı Mahsusa meselesinde son yaptıkları bilhassa Bağdat’ta yaptığı fevrilikler ve ardından gelen pek çok şehidi düşündüğümüzde yaşadıklarını haksızlık olarak düşünemiyorum. Kurşuna dizilerek idam edilme meselesinden sonra yaşananlar ise adeta halk arasında bir efsane olarak yaşamıştır. Ölümünün uzun sürmesi, askere yemek ısmarlaması gibi iyi şeyler yanında bizzat Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğu anlatılan bir efsane en meşhurudur. Bir de bir dizi sahnesinde yaşananlar var tabi.
Atamızla alakalı olan kısım, onun söylediği lanse edilen: Eğer bir gün ihtilal yaparsam yanıma alacağım ilk adam Yakup Cemil’dir. İhtilal sonrası ilk asacağım kişi de Yakup Cemil’dir, şeklindeki sözleridir. Aslında bunun gerçeklik payı varsa bile bu Yakup Cemil’in isyankar karakteri ve başarıya olan hırsından kaynaklıdır diye düşünüyorum. Diğeri ise ölümü sırasında askerin vur emrine rağmen ateş etmemesi, bunun üzerine bir isyan çıkacağı korkusuyla kendi idam ve vur emrini vermesidir. Kurtlar Vadisi dizinde de benzer bir ölüm sahnesi tasarlanmıştı. Yani ilginç ve üzerine araştırma yapılması gereken biridir ki burada da Soner Yalçın’ın onun üzerine yaptığı Teşkilatın İki Silahşoru kitabı meşhurdur.
Hepimize iyi okumalar dilerim..