·98 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Haziran 2023 01:48 Geçen ayları kapsayan, Mart-Nisan-Mayıs sayısını yetiştiremediğimiz ve sağlık sıkıntılarından dolayı okuyamamış ve ertelemiştik. O sayı da elimize ulaşınca okuyacağız. Her okuma ayrı bir lezzet katıyor bana bu dergi özelinde. Biraz erken olacak gibi ama bu çizgisinde devam ettiği sürece, ömrüm yettiğince dergiyi okuyacağım. Normalde dergileri tanıtırken hangi konulara değindiğini kısa bir özet geçer sonra detaylandırırım lakin bu defa detaylara inmeye çalışacağım bir dergi olacağını belirteyim.
Evvela 1953 yılına inecek ve bir nükleer silah testinin fotoğrafına ulaşacağız. Tabii ki böyle şeyleri tasvip etmiyoruz ancak tarihi ne görmezden gelebilir ne de inkar edebiliriz. 1. Dünya Savaşındaki son taarruzlardan biri olan –Almanlar için- Mame Taarruzu da burada yine resimleniyor ki daha buralarda derginin konularına başlamış olmuyor. Bir nevi derginin kültürü olarak kabul edebileceğimiz bu kısım nasıl ki Bilim Teknik okuyanlar daha iyi bilirler, o dergi mektuplarla başlıyor senelerdir, bu dergi de böyle başlıyor.
Zaman Çizelgesi kısmında konumuz Roma’nın Britanya istilası. Bizim kültürümüzde dahil olmak üzere bütün kadim doğu kültürüne ve insanına kısaca BARBAR diyenlerin nasıl bir aile dahi olmayıp ora senin bura benim savaştıklarını görüyoruz. Biz derken bütün kadim Doğu kültürünü tek bir noktada toparlayarak konuşuyorum ki, bizde de kendi kendini yakma olmasaydı en kadim kütüphanelerimiz ayakta kalabilseydi çok daha farklı bir noktada olabilirdik. Hemen konumuza geri dönelim:
Milattan Önceye geldiğimizde Britanya’nın çok zengin kaynaklarını olduğunu öğreniyoruz. Milat sürecine yaklaştığımızda Jül Sezar’ın Britanya kabilelerine karşı düzenlediği ilk akınları, Cladius’un adına fetih dedikleri ama kimseyi hayatta bırakmayıp tek amaç işgal etmek olduğı için yaptığı istilaları okuyoruz. Aslında şöyle bir baktığımızda yapılan bu adına her ne denirse –fetih işgal istila- en büyük amacı kaynakları ele geçirmek. Yani bakıyorum günümüzde bu açgözlülük oyunlara bile sirayet etmiş. Şunun kalesini indireyim, bunun sandığını ele geçireyim gibisinden. Acayip.
Tabii bir tarih efsanesi olan Galyalılar’a ne zaman sıra gelecek diye düşünüyordum ben de okurken. Galya malum şimdi onların başarısını küçümsemek, onların yaptığını görmezden gelmek için birtakım komedi tadında filmler çekiliyor. Fransız önderliğinde çekilen bu filmler aynı zamanda Fransa’nın ne kadar milliyetçi bir kültürünün olduğunu gözler önüne de seriyor anlayana. En milliyetçi oyuncularını oynattıkları serinin en komik filmlerini çoğumuz seyretmişizdir. Fransızlar ve onların milliyetçilik duyguları çok yüksektir. Gerçi bizler de az biraz onların kültür anlayışını biliyoruz. Bu konuda sanırım İlber Ortaylı’da Milliyetçilik anlayışını aptalca küçümsemeye çalışan birine gerekli cevabı veriyordu. Bu aynı zamanda Fransızların her ne kadar iyi geçinseler de geçmişlerini asla unutmadıklarını ve buna göre çocuklarını yetiştirdiklerini de gösteriyor. Galya onlar için önemli bir direnişin de adıdır.
Yine konuyla bağlantılı olduğu için devam edersek, Galya denilen bölge Roma tarafından çok iyi biliniyor ve orayı ele geçirmek için düzenlenen seferler öyle birkaç yıl değil, yüzyıllık bir mücadele olarak öne çıkıyor. Çünkü burada hem zengin olan madeni kaynaklar hem de gıda kaynakları oldukça cezbediciydi. İşin ilginç yanı tarih boyu kimseyle savaşmayıp insanlığı beslemeye yönelik çalışan yani tarım yapan toplumlar tarihten sırayla silinirken, savaş yapan birkaç toplum silinmemiş aksine gelişip günümüze kadar ulaşmıştır. Hepsini birden yapan ve yüzlerce yıllık tarihi olan bazı milletler bundan münezzehtir yani bunun dışındadır. Tabi özellikle Sezar’ın diğer kabileleri suçlayarak Galya üzerine saldırması önemli olduğu kadar bu kadar başarıya aç ve sürekli savaşan başka bir şey düşünmeyi aklından geçirmeyen Roma Ordusu ve onun gücü de göz ardı edilmemelidir. Çünkü burada bahsettiğimiz Lejyonlar daha sonra bizlerde de Yeniçeriler benzeri bir sisteme sahiptir. En yakın buna benzetebiliyorum çünkü bir Lejyon askeri evvela şanslı 5500 Roma vatandaşından biri olacak daha sonra da tam 25 yıl orduya hizmet edecektir. Bu da Milat yani 0 (sıfır) dediğimiz dönemde yalnızca Britanya bölgesinde 30.000-50.000 arası bir asker demektir. 2000 sene evvel yani. Aynı zamanda Vindolanda Kazıları bize dünya tarihi açısından da bilgiler verir. Bulunan mektuplar, kullanılan kalem ve mürekkep ve pek çok askerin yazdığı yazılardan öğrendiğimiz bilgiler aynı zamanda Romalı askerlerin eğitimli olduğunu sadece elde mızrak belde kılıç savaşmaktan başka bir şey bilmeyen insanlar olmadığını da kanıtlar niteliktedir.
Bundan sonra her zaman olduğu gibi Almanya özelinde bir araştırmayla devam ediyoruz. Bu sayıda ise Barbarossa Harekatı konu ediliyor. Bunu kısaca şöyle anlatabilirim. Dünya savaşına yönelik yapılan dizilerde, filmlerde, belgesellerde ve hatta oyunlarda bile bu anlatacağımız konuya değinilir. Çünkü Naziler en büyük saldırıyı gerçekleştirmiş ve Sovyetler’e akın düzenlemiştir. Koskoca Osmanlı bile 400 sene sadece kendi olduğu yerleri savunmuş böyle topyekûn bir saldırı düşünmemişken Hitler’in direkt saldırısına cesaret mi dersiniz yoksa aptallık mı, orası bizim yorumumuz ama şu gerçek ki bu sefer sonrası savaş ve onun dünyaya getirdikleri değişmiştir. Bunlardan birisi de dergide yazıyor mu emin olamadığım, Antifriz keşfidir. Beni hala hayretlere düşüren şey ise, sanırım Alev Makinesidir. Hemen devamında uzunca yer tutan Holokost bölümü ise yine konuyla alakalı olup dikkatle okunmalı, bazı görüntülerden rahatsız olanlar içinse dikkat ederek okunmalı.
Bundan sonraki kısım Muharebe Sahalarını konu ediniyor ve buradaki 20 büyük dönüm noktasını ele alıyor. Bu detaylı çalışmada da tek tek isimleri vermek yerine etkileyici bulduklarımı eklemek istiyorum. Mesela Waterloo bunlar arasında hala unutulmaz. Napolyon efsanesinin çöküşünün teması olarak dahi incelenebilir bu bölüm bana göre. Bir diğeri de diğer bir efsane olan Hannibal’dır. Atamızın onun mezarı için çalışma yaptığını ve Bursa şehrinin kurulması için çalıştığı rivayetini, özellikle rivayet yazdım, son olarak da bu mezar çalışmasının sonuçsuz kaldığını biliyorum. Hannibal eğer öldürülmeseydi büyük ihtimalle tarihte Roma diye bir devlet olmayacaktı diyelim de önemli olduğu belli olsun.
Çin’de gerçekleşen ve tarihe Boksör Ayaklanması olarak geçen olayla beraber Birinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan ve pek bilinmeyen Gizli Tünel Muharebeleri ise devam eden konular olarak karşımıza çıkmakta. Daha önce bazı tankları detaylıca incelemiştik bu dergiyle. Sturmpanzerwagen A7V Tankını inceliyoruz bu sayıda da. Daha sonra (tamamen kişisel) çok daha ilgimi çeken bir konuya, Moğollar’a ve onun askeri gücünü inceliyoruz. Hemen akabinde Putin özelinde bir inceleme yapılıp açıkçası taraflı bir yazı ortaya konulduğunu görüyoruz. Putin üzerinden Ukrayna ve Rusya için bir inceleme yapılıyor. İkisi de beni ilgilendirmediği için bunu önemsemiyorum. Ancak şu gerçeği de ihmal etmiyorum. Askerlerimizin en yoğun olduğu Kuzey Irak bölgesinde bir anda 20 tane füze konuşlandırılırsa ve bunu çok uzak bir devlet gelip yaparsa bizim ülkemiz de bunu yapanlara teşekkür etmeyecektir. Putin de askerlikten gelmedir ve bunu öngörmüştür. Hepsi bu. Devam eden süreçte insanların hayatını kaybetmelerinden tutun da bütün yaşam faaliyetlerinin yerle bir olmasının da hiçbir haklı çıkacak yahut savunulacak yönü yoktur.
Muharebeler kısmında bu sayımızda Rodos Kuşatması işleniyor. Ardından Overlord Operasyonu’nun devamı işleniyor. Uykum yoğun olarak arttığı için daha önce okuyup okumadığımı dahi anımsamakta zorlanıyorum. Devamında Kurtuluş Savaşı Kronolojisi işleniyor ki birkaç sayıda daha bu yapılmıştı. Biraz daha özetten gidiyorum artık farkındayım ama çok fazla uykum geldi ve sabaha kadar ayakta olmam gerekecek. Okumadığım bir evvelki sayıyı da burada büyük ihtimalle okuyarak eksiğimi tamamlayacağım. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz. Mandacılık ve himayecilik hiçbir şart altında kabul edilemez düşüncesinin ortaya çıktığı tarihi dönüm noktalarımızdan Erzurum Kongresinin anlatıldığı bu yazı da okunmaya, incelenmeye aynı zamanda detaylıca araştırılmaya değerdir. Bunun yanında Büyük Taarruz da incelenen yazılar arasında yerini alıyor ki tam bir gurur kaynağıdır bizler için. Bunun yanında gurur kaynağı demişken artık seneler oldu, birilerinin, özellikle alanı tarih olan birilerinin rahmetli Yüzbaşı Cengiz Topel’i de inceleme ve onun aziz hatırasını yaşatma zamanı geldi. Buraya bilerek ekliyorum çünkü her alanda var olan bu derginin aynı zamanda kendisine yönelik incelemeleri de okuyup fikir edindiğinden haberim var. Buraya yazmamın sebebi ise çok kaliteli bir inceleme ortaya çıkarıp insanlarımızı bilgilendireceklerine inanmamdır.
Her zaman kendime sormuşumdur, soranlar da vardır. İnsanlar telefon yokken ne yapıyordu diye merak etmişimdir. Bu konuya da değinilmiş tarih üzerinden. Bizler için en çok bilinen Hacivat gibi kukla oyunlarıdır. Dünya Savaşı için de benzeri mevcut. Douglas ismindeki kuklayı da dergimizde bulacağız ki savaş sırasında askerleri eğlendirmek için kullanıldığını öğreneceğiz. Bundan sonra babalar günü anısına birkaç sayfalık yazılar dışında neredeyse 50 sayfalık reklam var dergide. Yani yaklaşık 100 sayfa okuyacaksınız sizler de dergimizi.
Şimdilik burada bitiriyoruz. Uyuyanlara mutlu geceler, tüm gece kartallarına keyifli okumalar dilerim..