Gönderi

Hiçbir şeyin önemi yok mu?
8/10
·112 syf.··
2023 2. kitabı
Camus da aslında bir nihilist olduğu için kitapta sürekli hiçbir şeyin önemli olmadığını ve hayatın saçma olduğundan, tanrıya inanmadığından bahsediyor. Cezayir’de geçen bu hikayede Arap ve Avrupalı çatışmasından bahsederken, Arap olan hiçbir karakterin adının olmaması da ilginçti ve yargı esnasında işlediği süçtan ziyade annesinin ölümü üzerine ağlamayıp kayıtsız kaldığından yargılanıyor bu adalet sisteminin ne kadar muhteşem işediğine dair bir gönderme. Modernitede aslında cezaların fiziki halden ziyade psikolojik cezalandırma üzerine kurulu olduğunu da okuyabiliriz. Defalarca ve herkesi sinirlendiren şey onun suçlu hissetmemesi ve rahibin sürekli Meursault’ın hücresine gelip günah çıkartmak istemesi aslında onun suçlu hissetmesini istediği. Camusun dikkat çekmek istediği biraz da modern toplumun bir erkekten beklentisi, eğer kadınlar ağlayabiliyorsa neden erkekler ağlayamıyor ve zayıflık göstermiyor gibi sorguları zaten şuan da gördüğümüz gibi tamamen duyguların öne çıktığı bir dönemde yaşıyoruz, herkes çok çabuk ve rahatlıkla dağıldığı için ve kolektif zihin yapısının çözülmesiyle bireyselleşen toplumlarda samimi ve gerçekçi dostluklar var ilişkilerin kaybolmasının getirdiği yalnızlıkla kimse dağılan sizi toparlamak kaldırmakla meşgul olmak istemiyor… bu böyle daha fazla gider de romanın asıl üzerinde durduğu konu ölüm ve ölümün getirdiği farkındalık. Heidegger ölümün gerçekliğini kabul eden ya da farkına veren insan aslında gerçek anlamda anlamlı bir hayat yaşadığını düşünüyor. Camus da hikayede geçen üç ölüm şekli annesinin doğal ölümü, kendisinin sebep olduğu ölüm ve en sonunda kendisine verilen ölüm kararında ancak sonuncusun yani kendisinin ölümü Meursault’ı gerçek anlamda uykudan uyandırdığını ve aslında ölüm gerçeğini ve kaçınılmaz bir son olduğunu kabul etmenin insana gerçek özgürlük ve mutluluk getirdiğini vurguluyor. Camusun kalbi ve zihni arasındaki çatışma ve gelgitler hikaye boyunca insanın gözünden kaçmıyor. “Herkesin bildiği gibi hayat yaşamaya değmez…ha otuz yaşında ölmüşsün ha yetmiş; bir önemi olmadığını biliyordum…bu noktada akıl yürütmemde beni biraz huzursuz eden yirmi yıl daha yaşamak fikrinin kalbimi dehşetli bir hop ettirmesiydi” Hiçbir şeyin anlamı yoksa insan neden hala yaşamayı o kadar hevesli ve o kadar dehşetli bir şekilde arzu eder? Hiç bir anlam yüklemeden hayata ve yaşama hala güzle bir hayat sürdürebilir mı insan? Yaşamak yoksa sadece yaşanır mı? Çok fazla sorgulamadan, anlam yüklemeden rüzgarı güneşi yüzünde hissederek bir kumsalda uzanarak, akşamları ağırlaşan gökyüzünü izleyerek…?
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma
·
57 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.