“Yazmanın kendi başına buyruk olmayışı , sobayı yakan hizmetçiye , sobada ısınan kediye , hatta sobada ısınan zavallı yaşlı adama bağımlılığı. Bütün bunlar kendine özgü yasaları içeren bağımsız eylemlerdir ; ancak , yazmanın perişandır durumu , bağımsız bir yeri yoktur , bir şaka , bir umutsuzluktur.” Franz Kafka – Günlükler
Turhan Yıldırım Turhan Yıldırım ile yaklaşık 5 senelik geçmişi olan bir tanışıklığımız ve dostluğumuz var. İlk kitabı yine öykülerden oluşan Kara Gergedan için iyi bir başlangıçtı diyebilirim fakat bu kitap nitelik olarak onun bir hayli üzerinde.
POSTMODERN BİR KİTAP , MODERN SOSLU
Öyküler genel olarak dilin imkanlarıyla neler yapılabileceği üzerinde ilerliyor ve hem üslup hem de türler üzerinden çeşitlemelere giden bir şekilde karşımıza çıkıyor. Çokça temel malzeme postmodern fakat lezzet katacak kadar da modern ya da başka deyişlerle klasik , modern , klasik modern , modern klasik gibi..
Altını çizdiğim pek çok cümle oldu , bu her ne kadar içerikle bağlantılı olarak en önemli mesele olmasa da , bir yazarın okurla kurduğu bağ sürecinde elinin güçlenmesi açısından önem kazanıyor. Örneğin,
“Evreninde gri yok , bu iki renk birbirine dokunmadan hayatta kalmayı başarıyor. Bunları içinde yaşatıyorsun fakat hep aralarında kalarak. Yıllardır deneyimlediğin bölünmüşlük , ruhunu tam ortadan ikiye ayırıyor.”
“.. cazibenin altına kalın bir çizgi çeken parfümler.. “
“Metnin tekinsizliği paragraflardan taşıp yazarın gözlerine kaygı olarak yerleşmişti.”
VİCDAN ÖYKÜLERİ VE DİĞERLERİ , HÜZÜN VE NEŞE
Öykülerin önemli bir kısmı ise toplumsal ve bireysel vicdanımızda iz bırakan , bırakması gereken meseleler üzerine yoğunlaşıyor. Örneğin Madımak katliamı gibi , Rachel Corrie’nin katledilmesi gibi.
Özellikle Rachel bende çok özel bir yere sahiptir , onun kısa ama dolu hayatını birkaç sayfada çok güzel özetlemiş Turhan kardeşim. Lütfen hayatını inceleyin araştırın. Onun öldürüldüğü gün olan 16 Mart , Dünya Vicdan Günü olarak kabul edilmiştir.
Okumaktan en keyif aldığım ve en ilginç bulduğum öykü ise , 18 Yıl 10 Ay 9 Gün isimli öykü oldu. Benim için modern soslu postmodern makarna en iyi kıvamına bu öyküde geldi. Hüzün ve neşe iç içe geçti , bilinç hem aktı hem durdu. İnsan hem çocuktu hem yetişkin..
KÜÇÜREKLER
Kitabın son kısmındaki 11 adet küçürek , bir başka deyişle kısa-küçük öyküler de oldukça başarılıydı. Uzunluğu yarım sayfayla bir sayfa arasında değişen bu öyküler vurucuydu , vurucu olmak zorundaydı zaten uzunluğu gereği.
NEDEN OKUYORUZ ?
Bu sorunun herkes için farklı cevapları vardır elbette. Belki bir huzur arayışı , belki bir kaçış. Zamanı iyi kullanma uğraşı , başka hayatları öğrenme isteği. Bunun gibi binlerce sebep olabilir.
İnceleme yazarı , can sıkıcı günlerden birinde eline aldığı öykü kitabıyla birlikte bir nebze olsun rahatlamak istiyordu. Bir sigara yaktı , okurken sigara yakmak pek adeti değildi aslında. Okumanın keyfine varıp kitabın içine daldığı bir anın hemen sonrasında , en sevdiği pantolonundaki sigara yanığına dikkat kesildi. Bazı şeyler ters gidiyordu bugünlerde , sağlık olsun dedi. Yazar arkadaşına , modern ve postmodern edebiyat dünyasına bir cümle armağan etmek istedi ,
YANDI YANIK YAN GİDER
"YANDI YANIK YAN GİDER" sözüne cevaben dördüncü öykü dosyasında olan bir öykümün ilk cümlesini şuraya kondurayım:
"Aslında her şey olmuş olacağın olmuşluğunda başladı."