virginia woolf kitap analizi
Puan vermedi·424 syf.··
2023 6. kitabı
BİR YAZARIN GÜNCESİ (VİRGİNİA WOOLF) KİTAP ANALİZİ Kitabı daha iyi anlayıp, analiz edebilmemiz için yazarın hayatından kısaca bahsetmekte fayda görüyorum. 1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria Devri’nin tanınmış yazarlarından Stephen’in kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı Virginia on üç yaşındayken annesi ağır bir grip geçirerek ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir. 1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Kısacası okumamasına rağmen oldukça entelektüel bir çevresi vardı ve çocukluğundan beri kendisini de entelektüel olarak oldukça geliştirmiştir. Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf ‘un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştur. Bir Yazarın Güncesi adlı kitap Londralı feminist yazar Virginia Woolf tarafından yazılmıştır. Kitap 1915-1941 yılları arasını kapsamaktadır. Eşi tarafından hazırlanan bu eser 26 defterden oluşan günlükler taranarak oluşturulmuştur. 36 yaşından Virginia’nın ölüm yaşı olan 59 yaşına kadar 27 yıl boyunca ki hayatı, eserleri, düşünceleri hakkında bize detaylı bilgiler veriyor. Eserlerini yazarken çektiği sancılara, buhranlara, acılara, oradan da okuduğu kitaplardan erkekler dünyasında bir yazar olarak yer edinmek için verdiği mücadelelere, bir eseri yayınlandığında yaşadığı sevinçlere ve içine düştüğü bunalımlara kadar her şeyden günlüğünde bahsediyor. Kitaplarını kaleme alırken yaşadığı gerginlikleri, zaman baskısını, yazdıklarının beğenilip beğenilmeyeceğine dair kaygılarını, erkek yazarlardan gelecek eleştirileri, yazma sırasında yaşadığı tıkanma anlarını, melankolik ve depresif ruh hallerini güncesinde oldukça açık biçimde, tüm şeffaflığıyla görüyoruz. Günce yazarın yaşadığı dönemi, özellikle bu dönemde kadının İngiltere toplumu ve Avrupa’daki konumu, yazarın diğer eserlerini yazarken yaşadığı zorluklar,2. Dünya savaşının yıkıcı etkisi hakkında önemli bilgiler içermektedir. Kitap depresyondaysanız kesinlikle okumamanız gereken bir kitap bence. Bu günceyi okuduktan sonra daha da depresif olabilirsiniz. Hatta sağlıklı bir ruh halindeyseniz bile kitabı okurken aralar vermenizde, kafanızın farklı fiziksel aktivitelerle meşgul olmasında fayda var diye düşünüyorum. Yazarın psikolojik olarak çok sağlam olmadığı güncesinden de anlaşılıyor. Annesini küçük yaşta kaybetmesi, 2. Dünya savaşının getirdiği umutsuzluk, kendini sürekli yetersiz hissetmesi, evlerinin savaş sürecinde atılan bomba yüzünden yıkılması derken yazarın güçlü bir psikolojide olmaması çok normal. Sürekli kendimi melankoli bir ruh halinde bulduğum çok ara vererek okuduğum bir kitap oldu. Özellikle “Ardından o bildik bunalımlar geliyor. Ve ölümü diliyorum.”,” Şu düğüm düğüm olmuş iplikler nasıl güzelce ilerliyorlar? Ben böyle yapamıyorum, mesele de bu. Bırakıyorum ki kopsunlar.” Gibi depresif ruh halini bildiren cümlelere oldukça fazla yer vermiş. Hayatında sürekli böyle olumsuz düşünüp 58/59 yaşına kadar yaşaması bence mucize. Kitap sürekli depresif, yetersizlik konularından bahsettiği için bir süre sonra sıkmaya başlıyor. Bunu göze alarak okumakta fayda var. Dönemi ve bu dönemde kadına verilen değeri anlamak için harika bir kitap. Zaten yazar dönemin feminist hareketinin önde gelen isimlerinden biridir. Günce dönemin feminist düşüncelerini anlamak için de önemli bir eserdir. Yazarın hayatını başkalarının değil de yazarın kendi ağzından okumanın çok özel olduğunu düşünüyorum. Ne kadar depresif, olumsuz öge barındırırsa barındırsın yazarın gerçekliğini tüm çıplaklığıyla sunduğu için biz okurlar üzerinde oldukça güçlü (bence kadın okurlar üzerinde daha fazla) bir etki bırakacaktır. Son olarak yazarın ölümünden bahsetmek istiyorum. Son güncesini 8 Mart Cumartesi günü yazmıştır. Son güncesinin bir kısmında şöyle diyor:” Hayır, içe kapanmaya hiç niyetim yok. Henry James’in dediğini hatırlıyorum.’ Durmadan seyret, açgözlülüğü seyret. Kendi kederini seyret. Bu yolla onu işine yaratabilirsin. Ya da öyle umuyorum. Bu zamanı en çok yararıma olacak biçimde geçirmeye karar verdim. Pek parlak başarılar bırakacağım ardımda. Bu sanıyorum içe kapanmanın sınırlarında gezinmek oluyor.; ama tam da öyle değil.’’ Yazar bu dönemde kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres ve korkudan dolayı ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir.
2023 Okuma Raporları
Bir Yazarın GüncesiVirginia Woolf · İletişim Yayınları · 2008619 okunma
·
88 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.