"Varılmak istenen şeyin etrafında dönüp durmak, pervane olmak ama ona ulaşamamak" diye insanı çok yoran, kahreden bir hal var. Tam şu küçük tepeyi de aşarsam varacağım diyorsun fakat o küçük tepenin ardında daha büyüğü karşılıyor seni. Son bir kelime daha söylersem anlaşılırım diyorsun, anlatırım meramımı. Fakat ya o son kelimeyi bulamıyorsun ya seni hiç dinlemediklerini fark ediyorsun. Bir adım kaldı diyorsun, bir adım daha atarsam oradayım. Bir adım sonra sana deniyor ki: aradığına bir adım kaldı, bir adım daha…
Ve fakat bu öyle bir şey ki düşüşler yıldırmıyor seni ve denemekten vazgeçemiyorsun. Çünkü büsbütün umutsuz bir şey değil bu. Umut vaat ediyor. Her daim vaatkâr. Ve senin artık bütün yolları ezberlediğini sandığın bir şey. Ve evet, yollar hep aynı kalıyor fakat her defasında uzuyor yol. Bir adım daha, daha, daha….
Sanki bir aldanışlar labirentindeyiz de çıkışı başka aldanışlara bağlanıyor, fraktallar gibi sonu gelmiyor.