A

A
@Birrseyyah
Benim bu sınırda ne işim var?
@Birrseyyah·
·
sabitlendi
Bazı şeyleri olduğu gibi; hiçbir duygu ya da hiçbir edebî bakış katmadan okumalısın. Sende var olan anlamlar çoğu zaman dış dünya ile eşleşmez. Derin duygu ve hissedişlerine bir karşılık bulman pek nadirdir. Senin görmekten de öteye geçip hissettiğin şeyler başkaları için yok hükmündedir çoğunlukla. Var olduğunu sandığın yakınlıklar uzak bile değildir, hiç oluşmamıştır. Sükut-u hayallerine bir yenisini daha eklememek için o ince bakışınla herkese bakma. Ve gerekirse kendi içine dök sızını.
İnsan ve Duygular
Reklam
Kahırla tomurcuk arasında geçen bir öykü yazsam diye düşünüyorum uzun zamandır ama bu düşünceden kaçarak, tövbeler ederek, adaklar adayarak, kutsal bildiğim her şeye taasubi bir ihtimam göstererek, parmak uçlarımda yürümeye gayret ederek, arklardaki suların sızısına katlanarak, kendiliğinden çıkan bir fidanı sahiplenerek, en çok da kaçarak düşünüyorum. Bir şeyden kaçıyorum, lütfen beni durdurun eğer hala buradaysanız. Beni durdurun ve bu yazgıyı tamama erdirin, yarım kalmış öykülerin açık kapılarını kapattırın, beni ya yazdırın ya kapı dışarı edin, kelimeleri alın elimden. Yarıda kesilmiş ünlemelerimin soluğunu ya kesin ya duyurun birilerine. Olacak gibi olan ama olamayanın olduğu kadarına razı edin yahut üst üste konulan iki taş bile komayın. Keşke ve ihtimal taşlarına dönüp dönüp vurduğum başımı sarın ve payanda olun; bir nebze de olsa dindirin sızısını. Ya gel ya git ya ol ya öl sapaklarından birini seçtirin. Beni ya kahır tarafına ya tomurcuk tarafına fırlatın. Arafın ince ipinde yürümek takati kalmadı çünkü bende. Bana bir şekil, bana bir gövde, bana bir sınır, bana bir mihver, bana bir kucak, bana bir ben, bana bir ah, bana bir sebep, bana bir medet ey!! * Sizi hakkıyla yaşatamadım. Bir bedene sokamadım. Bir şekil veremedim. Altınızı bir bedene sığdırmaya çalışırken çok zorlandım. Aksülamel hanginizden geldi kestiremedim. Kendime yoldaş bulmak isterken olmadık bir çare seçtim. Yazmanın zehirli uçlarına kadar gittim ve sizi buldum. Ya da çıldırmanın sınırını geçtim ve çıldırdım demek yerine bunun adını altı benlik koydum… Aynalar demiştim size. Bakmayın yüzüme dik dik* demiştim. Hayır böyle dememiştim. Kalbimin içi ayna kırıklarıyla dolu ve siz de o kırıklar içinde çoğalanlardınız. Şimdi kelimelerim de tıpkı böyle; kırık ve dağınık. Onları toparlayamıyorum.
Çılgınlık Sayfaları
Önceleri evlerin geniş ve toprak avluları olurdu ve bu avlularda bazısı saksıda bazısı doğrudan toprağa dikilmiş çiçekler bulunurdu. Düşünüyorum da efendim, bu çiçeklerle uğraşmayı, otunu ayıklamayı, sulamayı ve ardından kalan suyu avluya inceden serpip yükselen hoş toprak kokusu eşliğinde etrafı süpürmeyi doğal bir terapi olarak görüyorum. Eskiler psikolog nedir bilmezdi, avluyu süpürüp çiçek yetiştirirlerdi diye hükümler vermek geliyor içimden. Mesela kasımpatıların, yediverenlerin ve kadifelerin kesretinde insanın üzerindeki dünyevi bir elem niçin kaybolmasın ya da tesirini yitirmesin diye düşünüyorum. Ve kalp, bir tomurcuğun açmasıyla çiçeğe durması arasında geçen günleri niçin iki kat yaşadım saymasın? Yeryüzünün gün gün işlediği bu nakışla hayrete düşmesin?.. Uzağına düşülmüş şeylerin insana her zaman daha cazip geldiği ve “şimdi”den daha iyi göründüğü bir gerçek. O uzağına düşülüp gıpta edilen şeylere erişilse “şimdi”den bakılınca görülen şeylerin belki pek çoğu kaybolacak. Avluyu süpürmenin terapi oluşunu zahmet, çiçeklere bakılınca bulunan iç huzurun yerini gözün her gün gördüğü manzaranın alışılmışlığı alacak. Muhayyiledeki manzaranın romantizmi örselenecek. Ben de avlulu ve çiçekli ev zamanlarından uzak düştüğümden böyle düşüncelere kapılıyor olabilir miyim efendim? “Şimdi”mden bakıp gördüğüm şeylere kendi zamanı içinde ve şartlarında bir çerçeve çizemiyor olabilir miyim?.. Lakin bir şey var ki, ehemmiyeti büyük. İster şimdide olsun ister geçmişin o düşlenen neşveli zamanlarında olsun bakılanın bakanı tesirlemesinde atılan nazarın payı büyük. Boş nazarlarla şahitlik edilmez. Şahit olunmayanla da tefekkür edilmez. Birisi olur o kasımpatıların, yediverenlerin ve kadifelerin kesretinde kaybolurcasına yaşar da nazarı boş olduğundan nukuşu göremez. Birisi de
Yazdıklarım yazgımdan
Hakikatin değil simülasyonun, gerçeğin değil sanallığın, var olmanın değil sahip olmanın, düşünmenin değil işlem yapmanın asıl iş olduğunu telkin eden haz ve hız çağında insan kalmak için ne yapmak gerekiyor? İnsanı önce mekanize eden, şimdi ise dijitalize ederek robotlaştırmaya çalışan tekno-medeniyetin bizi köleleştirmesine karşı hangi silahları kuşanmamız gerekiyor? Kadim bilgeliğin öğrettiği gibi nerede, hangi çağda ve ne hâlde olursak olalım bizi özgürleştirecek olan tek şey hakikattir. Şimdi bu hakikat meselesine yakından bakalım.
Sayfa 137·Kitabı okuyor
Alıntı
Kısa ve öz bir biçimde ifade edecek olursak: İnisiyasyon olmadan meditasyon olmaz. Bunun Türkçesi şudur: Seyr-u süluk ve intisap olmadan derin tefekkür ve nefis tezkiyesi olmaz. (...) Derin düşünmenin boyutlarını tasvir etmek için aslında elimizde güçlü bir kavram seti var ama bunların çoğunu unutmuş durumdayız. Tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, taakkul ve tefakkuh kelimeleri, meditation ve contemplation gibi kelimeleri karşılarken aynı zamanda kaybettiğimiz derin köklere ve engin gök kubbeye dönmenin yollarını da bize yeniden hatırlatabilir.
Sayfa 135·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam