''Korkmakta haklısın, İnsanların arasındasın.''
Ünlü bir matematik profesörünün geçirmiş olduğu kazadan sonra hikaye başlamaktadır. Bir çok soruyu çoğu sayfada kendime sorduğum durumlar oldu. Kazadan sonraki çıplak olarak dünyaya tekrar gözlerini açan fiziki olarak görünüşünde hiçbir değişiklik olmayan ama ruhu başka bir gezegenden misafir bir uzaylı düşünün.
İnsan hakkındaki düşünceleri biraz ön yargı ve biraz da gerçekçi olmakla birlikte insanlardan korkan ve nefret eden biri. Düşünceleri yaşayışı ile birlikte zamanla değişmesi aşkı, sevgiyi kök salmayı, arkadaşlığı, ait olmayı, empati kurmayı kısacası hayatın değişen kötü gereklerinden hariç güzelliklerini tatmaya başladıktan sonra asıl görevinin ne olduğunu unutup kendisini geldiği gezegenden verilen görevden vazgeçip o da insan olarak yaşamak istemeye karar vermesidir.
Peki gerçek kimliği ortaya çıkınca kabul gördü mü kısmı gene insanlığın aslında en yegane özelliği olan ön yargı ve karşı çıkmayla karşılaşır.
'Belki de artık insanlarla empati kurduğum için her şeyle empati kurabiliyordum.''
Kitabı bitirdikten sonra kendime sorduğum ütopik soru şu oldu gerçekten başka bir gezegenden başka bir tür olarak dünyaya bir amaç için misafir olarak gelsem o amacımdan vazgeçip insan gibi yaşamak ister miyim?
Belki de bu sorunun cevabını çok adil veremicez çünkü terazi eşit olmamakla birlikte gene de hakkaniyetli kabul ettiğimiz her şeye rağmen yaşanırdı olacak...Akışa bırakmak mı ? Risk almak mı?