Kobo Abe'nin sonu başından beri belli olan ama okuru sayfalar arasında kıvrandıran kitabı "Kumların Kadını" temelinde var olmak, istemediği bir bütüne ait olmak ancak ait olduğu bu bütünün parçaları arasından çıkmaya çalışırken her seferinde bu bütünde tekrar kendini bulmakla ilgili güzel bir japon edebiyatı ürünü.
"Böylece, kimse asıl sebebini öğrenemeden, kayboluşunun üzerinden yedi yıl geçen adam, Medeni Kanun'un 30.maddesi uyarınca, resmen ölü ilan edildi." Kitap aslında bu cümlenin sonlanışıyla başlayan ve resmi olarak ölü ilan edilen ancak bir yerlerde yaşam savaşı veren bir adamın ilk altı aylık sürecine bizi ortak ediyor. Karakterin altı aylık süreçteki takıntıları, kafa karışıklıkları, korkuları, geçmiş hayatıyla kurduğu bağlar, çocuksu hevesleri, kabullenişleri ve belki de en önemlisi sonunda bulduğu o istenmeyen aidiyet duygusuna tanıklık ediyoruz. Her sayfayı çevirişimizde sayfalardaki kumun adeta elimizden dökülüyor gibi bir his yaratması ya da ağzımızda kumun kekremsi tadının kalması yazarın üstün anlatımının neticesi olarak okuru da bu kum fırtınasına dahil ediyor. Yazar karakterleri kumla ilişkileri üzerinden okuyucuya tanıtıyor. Dolayısıyla yazar kum metaforunu kitap içerisinde oldukça iyi bir şekilde kullanmış. Kitap, kumu tanıyan, kumun dilinden anlayarak onu yönlendiren kadın karakterin kitabın başından beri kumun tüm fiziksel-kimyasal özelliklerine hakim olduğunu düşündüğümüz ve onu felsefi bir bakış açısıyla anlatan ana karaktere amacı bu olmaksızın kumu sevmeyi, onunla bütün olmayı ve ondan asla ayrılamayacağını göstermesiyle sonlanıyor.
" Kum... Kumla yan yana koyulduğunda, biçimli her şey boştu. Kesin olan tek şey, tüm biçimleri reddeden kumun akışıydı."