Eşekli Kütüphaneci, Fakir Baykurt'un kaleme aldığı son eseridir, benim ise yazardan okuduğum ilk kitap oldu.
Eserde adı geçen Mustafa Güzelgöz gerçekten de yaşamış bir insan ve halk kahramanıdır.
Kitap, ataları mübadele sonucu Ürgüp'ten Yunanistan'a göç eden Dimitrios Katsikas'ın, aile büyüklerinin isteği üzerine Ürgüp'e gitmesi ile başlıyor. Geldiği andan itibaren Aziz Güzelgöz ve ailesi ona çok sıcak davranıyorlar ve evlerinde onu konuk olarak ağırlıyorlar. Buraya bir parantez açmak isterim ki Güzelgöz ailesinin Dimitrios'u kendilerinden biriymiş gibi çok içten karşılamalarını, misafirperverliklerini ve bu aile ortamını çok sevdim.
Dimitrios bir sohbet sırasında Aziz'in babası Mustafa Güzelgöz'ün, zamanında Ürgüp halkına okumaları için eşeklerle bir sürü kitap götürdüğünü ve bu yüzden insanlar arasında "Eşekli Kütüphaneci" olarak anıldığını öğreniyor. Sonrasında kitapta Mustafa Güzelgöz'ün nasıl Eşekli Kütüphaneci haline geldiği anlatılıyor. Sadece Ürgüp değil, civardaki birçok ilçeye de birçok açıdan yardımı dokunan bu güzel adamın hikayesini okuyoruz. Aydınlık karşıtı zihniyete duyduğu öfkeyi, insanlar okusun diye nasıl da çabaladığını, köylerde düzgün kitaplıklar kurulabilsin diye belediye ve kaymakamlıklardan nasıl yardım istediğini okudukça gıpta ediyor insan. Kitap bu bakımdan Beyaz Zambaklar Ülkesi 'ne benziyor. Oradaki Snelmann ile Mustafa Güzelgöz, ikisi de halk okusun ve cahillik son bulsun diye tabiri cazise köy köy dolaşıp kitap dağıtmış halk kahramanları.
"Köye kitap götürmek çöle çeşme götürmek gibidir." (syf. 63)
Zaten kitapta cahil zihniyetten kurtulmanın tek çaresinin kitaplarda olduğu ve halk üstündeki karanlığın da ancak kitaplarla yenilebileceği sık sık tekrar ediliyor. Mustafa Güzelgöz sürekli "Türkiye diğer ülkelerin çok gerisinde, bizim de aydınlığa ulaşmamız lazım." düşüncesiyle hareket ediyor.
Bu güzel insanın bunca uğraşı içinde beni en hoşnut bırakan tarafı, kadınlar okusun diye de ayrı bir uğraş vermesiydi. Kadınlar işlerini veya çocuklarını bahane etmesin diye kütüphane odalarına alan sağlaması ve radyo, beşik gibi eşyalar koydurması bence çok takdire şayan bir iş.
Kitapta ayrıca bahsedilmesi gereken başka bir konu da, Türk-Yunan ilişkileri ve mübadele üzerinde durulması. Bu konulara da güzel pencerelerden yaklaşmış yazar. Nihayet Ürgüp ve Larisa'nın kardeş kentler olarak anılması ise ayrı bir olay.
Gerçekten de Mustafa Güzelgöz'e, zamanında Türk halkına böyle güzel yardımlar sağladığı için çok teşekkür etmek gerekiyor. Tabi ki ayrı bir teşekkürü de, bizi böylesine güzel bir hikayeyle buluşturan Fakir Baykurt'a etmeden geçmemek gerek.