Eşekli Kütüphaneci

Fakir Baykurt
Tahmini Okuma Süresi:
4 sa. 10 dk.
Sayfa Sayısı:
147
Basım Tarihi:
2010
İlk Yayın Tarihi:
2003
Yayınevi:
Literatür Yayınları
Orijinal Dil:
Türkçe
Orijinal Ülke:
Türkiye
ISBN:
9789750404030
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Haydin kitapçı geldi ha!
10/10
·147 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 20:14
“Bilmezliğin tarlasına küçük bir kültür fidanı diktim.” S. 48 Bir insan gerçekten neyi değiştirebilir? Bir köyü mü, bir zihni mi, yoksa bir kaderi mi? “Gelecek kuşaklar bu öyküyü öğrenip sevinmek, biraz da üzülmek, böylece bundan kendilerine öğrence çıkarmak isterlerse, geçerler başına, gerekeni yaparlar.” S. 147 —Peki, gereğini yapmaya var mısınız, kitap severler? Masal gibi anlatılıyor… ama bu bir masal değil. Tam tersine, insanın içini sızlatan bir gerçeklik var içinde. Çünkü o “masalsı” dediğimiz şey, aslında olması gerekenin kendisi. İnsan ilişkileri öyle sıcak, öyle sahici ki; bugünden bakınca neredeyse gerçek dışı görünüyor. Oysa kırılma tam burada başlıyor: Biz gerçeği kaybettiğimiz için, gerçek olan bize masal gibi geliyor. Demek ki insanlar isterse kendi masalını kurabiliyor. Ama bu masal gökten inmiyor… Emekle, inatla ve çoğu zaman yalnız kalmayı göze alarak kuruluyor. Ve belki de en acı tarafı şu: O masalı yaşayan insanlar vardı. Ama biz, o masalın artık mümkün olmadığına inanan insanlar olduk. Şimdi kitap sevgisini bir de Mustafa Güzelgöz’den, Dimitrios’un düşü gibi tatlı tatlı dinleyin. Mustafa Bey, belki de doğuştan içimizde olan ama birçok insanda hiç uyanmayan o kitap sevgisini öyle bir anlatıyor ki… Bu artık bir sevgi değil, bir bağa dönüşüyor. İnsan kendini, dünyayı, hatta yalnızlığını anlamaya başladığı anda kurulan o sessiz bağ… Herkes okuyabilir ama herkes o bağı kuramaz. Çünkü kitap sevgisi, sayfaları çevirmek değildir; kendine temas edebilmek, oradan da başkalarına dokunabilmektir. Mustafa Bey’in derdi tam da burada başlıyor: Uykuda bir halk… ve o uykuyu bozmak için elinden geleni değil, elinden gelenin fazlasını yapan bir adam. Bu sadece bir hikâye değil. Bu, bir insanın inatla bir toplumu uyandırmaya çalışmasının hikâyesi. Ve bu
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
ŞU EVDEKİ KÜTÜPHANELERİ YIKMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?
9/10
·147 syf.··
2023 8. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2023 02:36
Evde oluşturulan kütüphaneler hakkında hiç olumlu düşünmüyorum. Son zamanlarda gerek gerçek hayatta gerekse de sosyal medyada gördüğüm ev kütüphaneleri beni aşırı rahatsız etmeye başladı. Ara ara "başvurulmayacak" kitapların, kitaplıkta durmasını artık tıpkı bir ceset gibi görmeye başladım. Okunmaya bırakılmış ya da yıllarca sonra ikinci defa okunacak bir kitap hücre hapsine alınmış bir kitap gibi gözümde. Okunacak o kadar çok kitap varken kaç tane kitaba iki defa dönülür ki!? Bundan dolayı kitaplıklar da bir mezarlığa dönüşür gözümde. Kitaplarımın tümünü kütüphaneye bağışladım, aldığım kitapları da okuduktan sonra mutlaka bağışlarım. Çünkü kütüphanelerde bir sirkülasyon var. O kitap başkalarının elinde böylece hayat buluyor. Bu kararı ilk aldığımda bazı arkadaşlarım benden kitaplarımı istedi. Çok azına, okuduktan sonra kütüphaneye bağışlamak şartıyla onlara verdim. Okunmayacak kitaplara bakmak görsel olarak bir hava verebilir. Ki görenlerde de hayranlıkta uyandırabilir ve öyledir çoğu zaman. Gören vayy ne kadar da çok kitabın var. Yani ne kadar da bilgilisinin örtülü tarifi gibi. Ama bir ajandaya veya bir A4 kağıdını panoya ya da çalışma masasının bir köşesine okuduğun kitapaların ismini ve bitirme tarihini yazman kitaplık tablosundan çok daha verimli olduğunu görebilirsin. Çok basit bir şey aslında. Fakat egonun ve pintiliğin(bir de ek olarak ekonomik kriz var tabi) bu kadar revaçta olduğu bir dönemde bunu yapmak yürek ister. Bunu da ancak olgunlaşmış okurlar yapabilir. Ya da şöyle psikolojik bir zeminde ifade edecek olursam "entelektüel mastürbasyon*" hazzından kendini kurtarmış olgun insanlar bunu yapabilir. Umarım bu yazıyı okuyan herkes o olgunluğa erişir ve o kitap mezarlıklarına son vererek hem kendilerine hem de çevrelerine "daha" faydalı birer okur olurlar.
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
Ah! Dedirten Bir Hikaye :)
9/10
·147 syf.·
2025 57. kitabı
İnsanın İçini Isıtan Bir Hikaye! Sevgili Kitap Dostum!, otur bir çay demle,bi'kahve al gel yanıma sana anlatacaklarım var. :) 'Fakir Bayburt'un Eşekli Kütüphanesi'ni elime aldığımda 'hoş bir hikaye' okurum diyordum. Yanılmışım. Bu kitap, insanın yüreğine dokunan, "ah be insanlık, sen neler yaparsın!" dedirten cinsten. Şu hayatta "fakir" kelimesinin bu kadar zengin bir anlam taşıyabileceğini hiç düşünmemiştim. Mustafa Güzelgöz'ü, yani "Fakir Bayburt"u tanıyana kadar. Adamın adı "fakir" ama yaptığı iş, yüreği, o kadar dopdolu ki, anlatması zor. Mustafa Güzelgöz... İsmiyle müsemma bir adam. Yani "Güzel Göz"lü değil, "güzel bakışlı". Öyle bir bakış açısı ki, eşeği bir kültür taşıyıcısına, kitapları bir umut ışığına dönüştürmüş. Ürgübün o dondurucu kışında, köylere kitap götürmek için eşeğine atlayıp yollara düşen bu adam, aslında sevgi, emek ve inanç götürmüş. Kitabı okurken kendimi hep şu iki duygu arasında gidip gelirken buldum: 1. Hüzün: Şimdiki zamanın koşturmacası, bencilliği içinde böyle saf, karşılıksız bir emeğin azalmasına yanarken... 2. Umut: İnsanlığın, iyiliğin asla ölmeyeceğini, bir kişinin bile ne büyük fark yaratabileceğini görüp içimin ısınması. Özellikle bir anı vardı, köydeki kadınların ona sadece kitap değil, kendi dertlerini, evlatlarının okumasına dair hayallerini de anlatması... İşte orada boğazım düğümlendi. Bu kitap sadece bir kütüphanecinin hikayesi değil; bir toplumun, umudun, değişimin hikayesi. Son sayfayı kapattığımda aklımda kalan şey oldu: "Biz aslında ne kadar da az şeyle ne kadar çok mutluluk ve fayda sağlayabilirmişiz." Eğer günlük koşturmacadan, beton yığınları arasından sıyrılıp da içinize biraz Anadolu'nun sıcaklığı, biraz insanlığın naif ama güçlü ruhu dokunsun istiyorsan, bu kitap tam sana göre. O eşeğin sırtındaki kitaplar
1000Kitap
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
7/10
·147 syf.·
2023 67. kitabı
Paylaşılan alıntılar kitabı olmadığı gibi gösterebilir ve yanıltıcı olabilir. Yazarın söylediği her cümleye katılıyor muyum? Hayır! Eğer sadece benim gözümden kitabı okuyacaksanız belki de yanılacaksınız. Farklı bir bakış açısı elde edebilmek için başka incelemeleri de okumanız gerekir. Karakterimiz koylerdeki insanların kitap okuyabilmesi için verdiği mücadeleyi bir Yunan'a anlatıyor ve anlatırken de aslında bir toplumun neden gelişmediğini istemeden de olsa idrak etmemize vesile oluyor. Kitapta vurgu yapılan, insanı düşünmeye iten güzel noktalar: İletişimin ne kadar önemli olduğu... Savaşlarında hep iletişim eksikliğinden kaynaklandığını belirtmekte fayda var. Cehaleti yenmenin yolunun okumaktan geçtiği ve okurken de toplumsal ön yargılardan kurtulmamızın ne kadar da önemli olduğu... Dürüst, güvenilir memurların toplum üzerindeki olumlu etkileri, ki bu tür memurlar karakterde olduğu gibi toplumun zenginleşmesine vesile olabileceğini gösterir. İmkan ve imkansızlığın insanın zihninde bittiğini vurgulayan bir kitap... İmkan yok okuyamadım gibisinden cümlelere sığınmamalı insan! Geçmişte olmayan imkan şuan da varsa ve siz o imkanı şuan da kullanmıyorsanız, geçmişteki hataları geleceğe taşımak istediğinizi göstermiş olursunuz. Bu da sizi bir adım öteye taşıyamaz. Bir toplum nasıl gelişir? Yanlışları doğruya çevirerek, kendi değerlerine uymayan davranışları terk ederek, cehaleti yenmek için gerekli olan ne ise onu yaparak vs. Peki bir toplum neden gelişmez? Doğru olan değerlerinin içini boşaltmak, bir toplumun gelişememesinin en temel nedenlerinden birisidir. Kitapta sürekli hocayı, hacıyı ve dindarı gelişimin önünde bir engel olarak gördük ama aslında gelişimin önündeki en büyük engel, insanları kendi değerlerinden zorla koparıp yabancı oldukları değerlere
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
sadece kitap... gerisi teferruat...
10/10
·147 syf.··
Beğendi
·
2021 91. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2021 21:25
Bir süredir çoğunluğu yabancı yazarlardan oluşan kitapları okumaktan dolayı bu kitap bana tokat gibi geldi. Hani vursan yerinde gül açar deriz ya, tam deyim yerindeyse ; bu hissi yaşadım. Buram buram Anadolu havası içime işledi. Yer yer şive, beyitler, dörtlükler ve hatta bölüm bölüm anlatılan hikayenin başlığına yapılan süslemeler bile bize ; işte tam olarak bir Türk 'ün, türklüğe, kitaba, Anadolu insanına önem veren bir eseri dedirtiyor... Yazmayı, okumayı, kitabı, öğrenme ve öğretmeyi seven yazar Baykurt zamanın köy enstitülerinden çıkma bir öğretmen olması, onun neden bu sevdası sorusuna en net cevap olacaktır. Ama bu ülkenin ; güzellikleri ters düz etmesindeki başarısı gün gibi aşikar. Yazarımız enstitüler dönemine dair, "yarısı cennet, yarısı cehennemdi benim için" ifadesini kullanmıştır. İnsanlar bilinçlendikçe, sanata, bilime daha çok özen ve önem verdikçe ; bu durum bazı kesimlerce hiç de hoş karşılanmadı ve köy enstitüleri yıkıldı!... Sorgulayan bireyleri kabul etmek yürek işi! Kitaba dönecek olursam ; gerçek bir hikaye olması, geçmişi, şimdiyi, geleceği öngören satırlar, ve buna istinaden yürekleri dağlayan buruk bir kitap olarak okuyor insan. Ama hemen öyle karamsar olmayalım lütfen, çünkü ben Mustafa Güzelgöz olsaydım. Benim de bir eşeğim ve yolu engebeli yollarım olsaydı, adım adım, harfiyen o yolda gider ; hatta bir yere varamayacağımızı dile getirerek, " Ne yapacaksın bu kadar okuyup" diyen zihniyetlere karşın ; yolumuz, çeşmemiz yok hayıflanmalarına göğüs gererek, bizim Eşekli Kütüphaneci'nin dediğiyle karşılık verirdim o ağızlara. ¶¶ Eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, köprünüz, çeşmeniz de olur. ¶¶ #138694025 Bizim pos bıyıklı demiş ya hani, "ben bu kulaklara göre ağız değilim" diye. Bizim has Anadolu insanı Güzelgöz de
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
Eşekli Kütüphaneci/ Köylere kitap götürmek, çöle su götürmek gibidir!
9/10
·147 syf.··
2022 112. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2022 11:36
Bu kitabı en iyi kim anlar biliyor musunuz? Köyde büyümüş olanlar anlar! Okumayı çok isteyip okuyamamış olanlar anlar! Biz kitabı nerede görüyorduk, okutmadılar ki, diyenler; hayatla erken mücadeleye girenler anlar! Kabul edin, birçoğumuzun evinde çocukluk dönemi boyunca Kur'an'ı Kerim dışında kitap olmadı. Elbette bu konuda daha avantajlı olanlar vardır ama büyük kesimin böyle evlerde yetiştiğine inanıyorum. İlk kitabım olduğunda kitabı ezberleyip babama okumuştum defalarca okuduğumu anlayıp bana yenisini alsın diye. Kelime kelime ezberlemiştim. Oysa ülkemde o ilk kitabı olmadan nice çocuk büyüdü, yetişkin oldu ve öldü... "Köylere kitap götürmek, çöle su götürmek gibidir!" (s. 76) Ben bir köy öğretmeniyim. En verimli yılları köyde çalışarak geçmiş bir köy öğretmeni. Ve bu söze o kadar çok katılıyorum ki... Çocukların zihni çöl topraklarının suya aç olduğu kadar bilgiye aç... Okuduğunuz kitap gerçeklerden yola çıkılarak kaleme alınmış. Spoiler olacak ama başkahramandan biraz bahsetmek isterim: Mustafa Güzelgöz Bir kütüphane görevlisi İnsanların kitaplara uzak olduğu bir coğrafyada kendisine bu görev veriliyor. Kimse kitaplara gelmiyor diye masasının başında oturmayıp o insanlara gidiyor köy köy, eşeğiyle... Karanlık yerlere kitaplarla birlikte aydınlıklar da gidiyor. Keşke Mustafa Güzelgözler bir değil binlerce olsa, genç fidanlar bilgiyle dolsa... Okurken yaşatan bir kitap... Yeniden gittim eserin yaşandığı topraklara. O türküleri kulağımda hissettim, O eşeklerin ayak seslerini duyup gelecek olan kitapları sabırsızlıkla bekledim. Geldiği an başladım okumaya, iki hafta sonra yeni kitabın gelmesini iple çektim. Lev Tolstoy der ki: "Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir." Okuduğumuz eser de böyle
Edebiyat
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
İnsanın yapabileceklerinin sınırı yok
10/10
·147 syf.··
2024 76. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2024 17:05
Eşekli Kütüphaneci son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birisi idi. Verdiği mesajlar ve değindiği konu açısından çok kıymetli bir eserdi. Kitap, her şeyden evvel biz kitap severler için olmazsa olmaz konu olan okumanın nasıl arttırılması gerektiği konusunu anlatıyor ve bunu çok samimi bir dil ile anlatıyor. Zaten bilenler çok iyi bir şekilde bileceklerdir ki köy, kasaba, taşra diyeceğimiz bölgelerin hayatlarını en güzel çizen bence 3 kalem vardır: Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve Fakir Baykurt. Kısaca konuya geçmek istiyorum; Dimitrios adındaki bir Yunan genci atalarının yaşadığı ve birçok hikayeler dinlediği Nevşehir Ürgüp'e gider. Ürgüp kısmında Anadolu insanının olağanüstü misafirperverliğine girmese zaten yazarımız tabii ki de olmazdı. İşte böyle bir anda Mustafa Güzelgöz ile tanışır. Mustafa Güzelgöz ile ilgili bir parantez açmakta fayda var. Namı diğer "Eşekli Kütüphaneci" yani kitabın adı ondan gelmektedir. Kendisi gerçekten yaşamış bir kişi. İnternette boy boy eşeği ile fotoğraflarını görebilirsiniz. Bir kütüphanede çalışmaya başlayan Mustafa Bey, burada birçoğumuzun da bildiği gibi kendisini kitapların gizemli dünyasına kaptırıyor ve kitaplardan herkes nasiplenmeli diye köy köy eşeği ile gezmeye başlıyor. Ama sadece köydekilere kitap mı dağıtıyor? Hayır. Çürüyen kitapları kurtarıyor. İnsanları kitap bağışlamaya ikna ediyor. Ciltlemeler yapıyor. Radyo getirerek kütüphaneye erkekleri çekip, kitap okuma alışkanlığı elde etmesini sağlıyor. Kadınları da dikiş makinası getirerek kütüphaneye çekmeyi başarır. Onun hikayesini bilen birisi ne kadar akıllı, vizyon, misyon sahibi ve ileri görüşlü olduğunu iyi bilir. 36 tane köye ulaştığı varsayılmakta. Peki başka mı neler yapar Mustafa Bey? Çocuklar için spor eğitim merkezleri, köy gazetesi, folklor oyunları ve bando
1000Kitap
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
Önerilecek bir eser
Puan vermedi·147 syf.··
2024 51. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mart 2024 13:35
Kitap okumayı seven ya da sevmeyen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm muhteşem bir eser. Bulunduğumuz çağda, her şey çok kolay ve elimizin altında buna rağmen çoğu şeyden mahrum bırakabiliyoruz kendimizi. Yaşadığımız yerde kütüphaneler varken elimizi uzatma mesafesi kadar uzak olan kitaplara adım atmazken, vakti zamanında halk, kitap okusun diye elinden gelenin de fazlasını yapmaya çalışan paha biçilmez bir adamı okuyoruz bu eserde. Şimdiden keyifli okumalar. (Alıntı)
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
Puan vermedi·147 syf.·
2024 30. kitabı
BOZKIRDA CEMRE “Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen, burası Dünya'nın en güzel yeridir. Ama Dünya'nın en güzel yerini sevmezsen, orası Dünya'nın en güzel yeri değildir…”(Vizontele) Yılmaz Erdoğan Fakir Baykurt ‘un Hasta yatağında son kitabı olarak yazdığı biyografik romanı Eşekli Kütüphaneci ‘yi yazarak edebiyat hayatının bir menevişi olarak okudum. İnsan yaşadığı dünyayı nasıl güzelleştirir. Dünyadaki cennetini nasıl oluşturur. Buna nevi şahsına münhasır kütüphanecilerin kralı olarak bilinen Mustafa Güzelgöz’ün hayatını anlatarak biz okuyucularına selam duruyor. Doğduğu memleketini terketmeden sebepleri ne olursa olsun. Oradaki mecburiyetini, meşguliyete çevirerek o meşguliyetten bir mana bularak, bir sandalye, yarım sandalyeden, içindeki otuzüç kere okuduğu kitabın tevafukuyla manaya kavuştuğu bir hayatın içindeki romandan ziyade masal dünyasının içinde yolculuk ediyorsunuz. Eserin konusu mübadele zamanı Ürgüp’ten Larissa’ya göç ettirilen büyükbabası ve büyükannesinin yaşadığı izleri arayan ve toprağına kavuşan Dimitrios’un Ürgüp’te Mustafa Güzelgöz’ün misafiri olmasıyla olaylar gelişir ve eşekli kütüphaneci masalına başlar. Masalı uykudan ziyade bir milletin nasıl uyandırılır, dirilir, aydınlığa kavuşur buna şahitlik edeceğiniz bir eser. Bozkırda ağaç yeşertmek zordur. Cemre düşer soğuk vurur meyve vermez. "Yurdumun yaşam boyu özlemini çektiğim toprağında serpiliyorsun; benden daha şanslısın ; ne mutlu sana!"127 bu bölümde ağladım baktığın bir toprak parçası ama öyle olmuyor işte. Farklılıklarımızın zenginlik olduğunu anladığında daha güzel bir dünya inancını eşekli kütüphaneci’yi okuyan herkes anlayacaktır. Hem yazar Fakir Baykurt’a hem de Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz’e Rahmet olsun inşallah. Bu platformda da bir çok eşekli kütüphaneci
Düşünce
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma
İyi geceler,okumadan beğenmeyin.
10/10
·147 syf.·
2026 59. kitabı
Size uzun uzun inceleme yazmayacağım.Daha önceki incelemelerimi okuyanlar bilirler ki ben okuduklarımı fazlaca içselleştiririm.(çok fazlaca) Birçok kitap yer etmiştir ama bazı karakterler ara ara aklıma gelir. Şeker Portakalı zeze Pal Sokağı Çocukları Nemeçek Dokunmadan (Hülya) Tutunamayanlar selim ve olric İlk aklıma gelenler bunlar artık yeni biri var Eşekli Kütüphaneci Mustafa amca öyle birinden bahsediyorum ki elleri öpülesi bir amcam.İnsanlar okusun diye elinde geleni yapmış.Özellikle kadın ve çocuklar için yaptıkları harika.Çok çok etkilendim.Keşke biz de yapabilsek,şöyle yapsak mesela etrafınızda hiç kitap okuma alışkanlığı olmayan birine dili çok akıcı olan yazarlardan bir kitap hediye etseniz,etsek.En azından denesek harika olmaz mı? Sadece bir fikir :) Kısacası; Okumayan çok şey kaybeder. İyi geceler. Gittim ben
Alıntı
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,4bin okunma

Yazar Hakkında

Fakir BaykurtYazar · 55 kitap
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Türk yazar, sendikacıdır. Çocukluğu Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir. Köy Enstitüsü yılları İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır; "...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..." "...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı..." Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar. "...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Çivril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum." Köy enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda önce şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır. Öğretmenlik ve yazarlık yılları 1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar. Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir. Türkiye Öğretmenler Sendikası 1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık kovuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası"nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü"nü bir sene sonra da "Genel Öğretmen Boykotu"nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır. Sıkıyönetim yılları 1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat eter. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır. Emeklilik Yılları Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır. 1981'de "Sakarca" İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. "Kaplumbağalar" filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri "Gece Vardiyası" adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de "Barış Çöreği" adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılında "Yüksek Fırınlar" kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder. 1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. "Duisburg Treni" adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır. 1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça’ya çevrilip basılır. Londra’ya bir gezi yaparak Highgate’te Karl Marx’ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında birçok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Mihail Şolohov, Ernest Hemingway, İvan Gonçarov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi’nin Avrupa’da kuruluşunda görev alır. Tiflis’te İlaya Cavcavadze’nin 150’nci doğum yıldönümü konferansına katılır. 1988 yılında İçerdeki Oğul’u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi’nin şiirlerini Türkçe’ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya’da basılır. 1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu’nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova’ya yeni bir gezi yaparak Nâzım Hikmet’in evinde ve arşivinde çalışır. Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu’nda sürdürür. Şiirleri Hollanda’da “Vuurdoorns – Ateşdikenleri” adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, “KALEM – Schreiber” dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında, bugün Literaturcafé Fakir Baykurt adıyla varlığını sürdüren Duisburg Edebiyat Kahvesi'ni kurar. Bir Uzun Yol’un Almanca’sı “Ein langer Weg” adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya’da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu’ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'ta Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından “Fakir Baykurt’a Saygı Gecesi” düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, “Özyaşam” dizisinin ilk cildi “Özüm Çocuktur” yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte “Özyaşam” dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. 1999 Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir milletvekili Adayı olur. 11 Ekim 1999 Pazartesi günü tedavi gördüğü Almanya’da Essen Üniversitesi Kliniği’nde pankreas kanserine yenik düşerek ölmüştür.