Eşekli Kütüphaneci

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.197
Gösterim
Adı:
Eşekli Kütüphaneci
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
147
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750404030
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayıncılık Dağıtım
Sıcak bir yaz günü, peribacaları diyarına Yunanistanın Larisa şehrinden Dimitrios Katsikas adında biri gelir. Bu genç adam, yıllar önce bu topraklardan göçe zorlanan büyükbaba ve büyükannelerinin izini sürmek, bir daha buraya dönemeyen akrabalarının yerine bu güzel yerleri gezmek istemiştir. Tesadüfler karşısına yörenin sevilen şahsiyetlerinden Baba lakaplı Aziz Güzelgözü çıkarır. Aynı yaşlardaki bu iki genç kısa sürede kaynaşır. Dimitrios, Azizin evine konuk olunca, bu büyüleyici diyarda inanılmaz bir adamla tanışır. Azizin babası Mustafa Güzelgözdür bu kişi; namı diğer Eşekli Kütüphaneci. Ürgüpteki kitaplığı yönetirken otuzdan fazla köyün halkına eşekle kitap taşıdığı için takılmıştır bu ad ona. Herkes, özellikle de kadınlar, kitap okusun diye yıllarca çırpınmıştır Mustafa Güzelgöz. Dimitrios ile Eşekli Kütüphaneci arasındaki sevgi köprüsü yöreyi birlikte gezerlerken iyiden iyiye pekişip güçlenir. Bu arada kan kardeşi olan Aziz ile Dimit-riosun aklına, Ürgüp ile Larisayı kardeş şehir yapma fikri düşmüştür. Ama bu o kadar da kolay olmayacaktır... Fakir Baykurtun, klasik anlatımının tüm olanaklarından yararlanarak, gücü yetene, hatta bitene dek, hasta yatağında yazdığı bu son romanında, sevgi, kardeşlik, azim, cesaret gibi duygular yine okuru sarıp sarmalıyor.
Son zamanlardaki yabancı yazar okumalarımdan sonra bu kitap ne de güzel geldi. Gürül gürül ve dupduru bir Türkçe ile anlatılan öykümüz yakın tarihimizin kurgusuyla güzel ilçemiz Ürgüp’de geçiyor. Anadolu insanını ve kültürünü anlatan kitaplara ayrıca bir merağım ve sevgim var. Böyle bir kitabı okumaya başlar başlamaz yüzümde ve zihnimde bir tebessüm oluşuyor ister istemez. Hele de içinde mani, türkü veya deyişler de varsa okuma değil şölen oluyor bu ritüel.

Kitap ismi ve kapağındaki güzel resimden de anlaşılacağı üzere kitap sevgisi ve kendini kitaba adamış bir Anadolu insanı üzerine gibi görünse de neler yok ki kısa öyküde. Anadolu’dan manzaralar, aşk, kitap, insan ve ülke dostlukları ve sizin okuyunca zihninizde canlanacaklar. Okuyucu bu öyküyü okurken kendinden ve kendi ailesinden de bir çok yaşanmış manzara bulacaktır. Bana göre yazarımızın köy enstitüsü mezunu olması ve öyküsünde bu olaya değinmesi de ayrıca bir tat vermiş kitaba.

Kendi yazarlarımızın bir çok konuda hakkının yendiğini ve okurlardan hakettikleri ilgiyi görmediği kanatindeyim. Oysa dev yazarlarımız ve binlerce güzel kitabımız var okunacak. Tüm yazarlarımızın hak ettiği ilgiyi görmesi dileğiyle bitireyim yazımı.
Wow!!! Harikaydı.. Hikayenin gerçek olması cok etkiledi beni... Böyle güzel insanlar, adamlar lazım bizim siyasete.. :) kitaba gelince..

Yunanistan'ın Larissa kentine göç etmek zorunda kalan insanların eski vatanlarına duydukları özlemi ele alarak başlıyor kitap. Bu insanların torunlarından biri olan Dimitrios, nenelerinin dedelerinin kısaca atalarının yaşadığı bu toprakları görmeye geliyor ve buradaki gezintisi sırasında Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve ailesi ile tanışıyor.
Buradan sonra da Mustafa Güzelgöz'ün yaşam öyküsü anlatılmaya başlanıyor.

Bir şekilde duymuşsunuzdur eşekli kütüphanesinin hikayesini.Eşeğiyle köy köy gezip insanları aydınlatmaya çalışan güzel bir insanın hikayesi.Halkına hizmet eden gönüllü Kahramanlar Yarışmasında birincilik öldülü alan yüreği kocaman, güzel insan Mustafa Güzelgöz.

Mustafa Güzelgöz'ün, eşekli kütüphanecimizin tek amacı kitap okumak değil aynı zamanda köylüleri de aydınlatmak. Bunun için pek çok hizmette bulunmuştur.. Göreve geldiğinden emekli olana kadar yaşadıkları, karşısına çıkan engeller, vb. konuları kendi ağzından Yunanlı Dimitrios'a anlatmaktadır Mustafa Güzelgöz. Onun yaşam hikayesini okuyup etkilenmemek, hayran olmamak mümkün değil..
Son olarak beni etkileyen şu sözü not etmek istiyorum.. - "Köye kitaplık açmak, çöle çeşme götürmek gibidir. Kitaplığın girdiği yerden bilmezlik kaçar gider."

Okuyun ve okutun. Keyifli okumalar
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.738 Oy)18.339 beğeni41.522 okunma2.734 alıntı174.692 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.894 Oy)8.843 beğeni24.300 okunma1.649 alıntı112.690 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.377 Oy)12.964 beğeni33.179 okunma3.145 alıntı139.499 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.235 Oy)8.552 beğeni27.456 okunma787 alıntı133.763 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.285 Oy)8.730 beğeni24.306 okunma1.307 alıntı119.723 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.152 Oy)7.725 beğeni21.731 okunma783 alıntı84.921 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.800 Oy)5.190 beğeni16.582 okunma934 alıntı57.317 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.575 Oy)8.530 beğeni25.195 okunma2.308 alıntı108.863 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.455 Oy)11.145 beğeni27.572 okunma1.519 alıntı144.923 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.473 Oy)5.576 beğeni18.944 okunma777 alıntı96.816 gösterim
Kitap hakkında bilgi olabilir.

Eşekli Kütüphaneci, Amerikan Sargısı'dan sonra okuduğum ikinci Fakir Baykurt eseri oldu. Roman aynı zamanda Baykurt'un son eseride oluyor. Hastalığının tedavisi için Almanya'ya giden yazar, romanın son düzenlemesinide hasta yatağında yapmıştır.
Romana gelecek olursak;
Mustafa Güzelgöz nam-ı diğer Eşekli Kütüphaneci. Karda, kışta eşeğiyle 36 köye kitap götüren, köylüyü aydınlatmak isteyen gönüllü bir kültür elçisinin hikayesi anlatılıyor romanda. Güzelgöz köylere kitap götürür öncelikle. İlgi çekmez. Radyo götürür köy kahvehanelerine erkekleri çekmek için. Filmler götürür. Ya kadınlar? Kadınlarında ilgisini çekmek için dikiş makineleri götürür. Emeklerinin karşılığını almaya başlar yavaş yavaş. Her şey iyi güzel ya sonra? Tolga Örnek'in 2008 yapımı "Devrim Arabaları" filminde geçen ünlü replik devreye girer: "Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz." Çıkar peşinde koşuyor, işini yapmıyor diye şikayet edilir Güzelgöz. Korkusu yoktur, savunmasını verir. Soğan yememiştir ki ağzı koksun Güzelgöz'ün. Ama gururuna yediremez, gücenir ve eşekleriyle birlikte emekliye ayrılır. Mustafa Güzelgöz'ün tabiriyle: "Bilmezliğin tarlasına bir küçük kültür fidanı diktim." der. Diktin ama kimse fidanlarını sulamadı be Güzelgöz'üm! Gerçek bir öykü malesef. Ve romanın arka fonunda Yunanistan'ın Larissa kentinden Ürgüp'e atalarının yurduna ziyarete gelen Dimitrios Katsikas ve Mustafa Güzelgöz'ün oğlu Aziz ile Ürgüp ve Larissa kentlerinin kardeş kent yapma çalışmaları.
Romanda bir de yine arka fon da Ürgüplü Refik Başaran var. Halk ozanı kendisi. Netten araştırmalarıma göre Neşet Ertaş'ın babası Muharrem Ertaş'ın da üstadı Ürgüplü ozan. Hayatı hızlı yaşayan ozanımız 38 yaşında vefat etmiş ama kısa yaşamına rağmen 30 küsür plak çıkarmıştır. Türk müziğine katkısı dolayısıyla Ürgüplü Refik'e "Başaran" soyadı Atatürk tarafından bizzat verilmiş. Yine Ürgüp'te heykeli de bulunmaktaymış. Teşekkürler Ekşi Sözlük. 3 gündür dilime takılan türküsü https://www.youtube.com/watch?v=NTj7QJNoDlk Keyifli dinlemeler.
Melih Cevdet'in "Rahatı Kaçan Ağaç", Nazım Hikmet'in "Türk Köylüsü", Ataol Behramoğlu çevirisi ile Yannis Ritsos'un "Barış" şiirlerini görmek güzeldi romanda.
Kitabı okumak isteyen arkadaşlara Sunay Akın'ın Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz'ü anlattığı küçük videoyu bırakıyorum. Buyrun bir de Sunay Akın'dan dinleyin. https://www.youtube.com/watch?v=jXx2Z-qrIpo
İyi okumalar..
Neden bu kitabı bu kadar geç okudum ? Çünkü Üsküdar’da dar bir yokuşun başında küçük bir sahaf olan sevgili Orhan Hocam ; bu kitabın ilk baskısı almalısın bunu demişti.İki sene evvel aldım almasına da o gün sohbet muhabbet derken kitabın öyküsünü anlatıvermemişti laf arası..Hep biliyorum deyip bugünlere kadar erteledim.Derken bundan evvel (bkz: Aynalar) okuduğum için araya kısa ,güzel, bizden bir tat karışsın istedim ve nihayetinde okuyabildim.

Okumaya başlar başlamaz aslında bilmiyormuşum hissine kapıldım.Meğer kitap yazarımızın tedavi olmak için yattığı Almanya’da çantasında bu roman varmış.Hastanede son düzenlemeleri yapmayı sürdürmüş,gücü yetene kadar bu eser için uğraşıp durmuş…

“Bu romanda üç öyküyü birbirine sarılmış bulacaksınız sevgili okur” diye başlayan;sunuş aslında her şeyin özeti kıvamında…Gerçektenden de okura; Dimitrios,Eşekli Kütüphaneci,Refik Başaran ‘ın kısa yaşamlarını bir bütün olmuş,kaynaşmış ve bu buluşmadan rengarenk bir manzara sunulmuş.
Öyküler birleştirilince kısa roman kıvamında latif bir eser oluşturulmuş.
Ne mı anlatıyor ? Meraklısının hevesini kırmak istememem ama kısaca değinmek gerekirse ;kitabın ve komşuluğun değerini gözler önüne serilmiş.Okumanın,okutmanın keyfi ,paylaşmanın, dostluğun,sevdanın güzellikleri…
Kitap sevgisi demişken; Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım.Ana sevgisi, kardeş sevgisi,yâr sevgisi gibi bir sevgi.Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır? Yoksa sonradan mı uyanır? Bunu bilmiyorum.Daha doğrusu ben şöyle inanıyorum :Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır, ama uyuyordur.Onun zamanı gelince uyandırılması gerekir. (Adam yayıncılık 43 sayfa) bu deyişleri özellikle beğendim ve buraya da eklemek istedim. Sonrasında Mustafa /Hanife Güzelgöz çiftinin de sevda sözleri de okurken beni gülümsetenlerden.Eserde hastaya yatan Hanife Hanım’a eşine : ‘Ben sana hiç doyamadım Mustafa Bey ! lafızları bu kitaba her baktığımda aklıma geleceklerden…
Romanda canla başla kitapçılık yapmak için köy köy gezinen Eşekli Kütüphanecimiz bir yandan da beni düşmeye sevk etti. Peki ben insanların okuması,öğrenmesi,cahilliği yenmek için ne yapıyorum ?
Kitabın noksanlığı yok mu ? Kanımca var.Tanzimat sanatçılarımızdan “yazı makinesi” sıfatıyla anılan Ahmet Mithat Efendi üslubuna benzettiğim kısımları sevemedim.Şöyle ki yazarımız iki yerde araya girip ‘Sevgili Okur ‘aslında böyle şöyle demesi ben de bütünlüğe vurulmuş bir darbe niteliğinde..Lakin Ürgüp çevresi,türküler,şiirler, bu noksanlığı görmezden gelmeme vesile oldu.
Şiir demişken kitabın son kısımlarını https://www.youtube.com/watch?v=o7A3HTnexuQ sözlerini Enis Behiç Koryürek yazdığı bu ezgiyi dinleyerek ile noktaladım.Güzel de oldu.
Beğenerek okuduğum bir kitabı da bitirmişken öğrencilerime de okutsam mı ? Düşünceleri beni esir alıyor.Ve hoşnut okumayı neticelendirme keyfini yaşıyorum.Okuyacaklara keyifli okumalar…
Kendimce bir eksiklik görüyorum aslında benim ilk Fakir Baykurt eserim oldu. Nasıl kaçırdım bu zamana kadar bu kitabı ah dedim. Yazar aslen Burdurlu yani yaşadığım memleketten. Türk klasiklerinden bir çok eseri var. Nedendir bilmem Literatür Yayınevi kitapları pahalı sahaflardan almanızı tavsiye ederim yada e-kitap. 147 sayfalık kısa bir eser.

Kitaba gelirsek Yunanistan – Türkiye mübadelesinden dolayı vatanından uzak kalan bir Larissalı Yunanlının köyünü ziyaretiyle başlıyor. Kitap Ürgüp’te bir köyde yaşananları anlatmakta. Yaşadığı köyde bir işi olmayan Mustafa Güzelgöz’ün ( Eşekli Kütüphaneci ) İstanbul’da kalecilik yaparken Ürgüp’e dönerek; kaymakam tarafından sen bu ilçeye bir takım kur ben de seni memur yapacağım demesiyle öykümüz başlıyor. Mustafa Açıkgöz bunun karşılığında bir kütüphane memuru oluyor. Bakıyor gelen yok giden yok, harap bir yer bu kütüphane başlıyor buraya bir çeki düzen vermeye. İstanbul’da arkadaşlarından, eşten, dosttan kitaplar istiyor ve geliyor. Bakıyor hala gelen yok o zaman ve şunu söylüyor.

“Sık sık Fatih'in ünlü sözünü düşünüyorum. Bir şehir kurmanın olmazsa olmaz üç yapısı vardır: Kitaplık, kanalizasyon, hamam! " Köye kitaplık açmak, çöle çeşme götürmek gibidir. Kitaplığın girdiği yerden bilmezlik kaçar gider."” Sayfa 77

Ben götüreceğim bu kitapları diyerek bir eşeği devletin zimmetine geçiriyorlar. Yemi, ahırı tüm giderlerini kaymakamlık karşılıyor ve Mustafa Bey Ürgüp’ün en ücra köşesine dahi kitap götürüyor.

Kütüphaneye erkekler ve çocuklar geliyor ama kadınlar yok piyasada, onları getirmek için ne yapıyor bilseniz:

"Bakın!" dedi kadınlara. "Buraya dikiş makinesi alacağım. Halı tezgahı kuracağım. Çocuklarınız için iki üç beşik koyacağım. Radyo da var. Gelin işlerinizi burada yapın. Yeter ki kitaplığa ayağınız alışsın. Siz gelin ki, sizden görüp yarın çocuklarınız da gelsin. Biz de öbür uluslar gibi bir an önce ilerleyip uygarlık kervanına katılalım. Arkalarda kaldığımız yetmiyor mu?"
67. Sayfa

Onların arkada kalmasınlar diye dikiş kursu açıp onları kitap veriyor. Ama halk tepkili kadınların ev işi yapması gerektiğini ve kütüphanede ne işi olur diyor ve bu sözlere karşı da

“Biz bu örümcekli kafadan ne zaman kurtulacağız? Kadını erkeğin arkasına atan, onunla bir mecliste oturamayan, bir çatı altında kadın erkek birlikte bulunmak gerekince araya perde geren toplum hiç bu çağın toplumu olabilir mi?” Sayfa 67

Diyor ve çocukların okuması gerek demesiyle de bir alıntı daha paylaşayım:
“Eğer geleceği kurtarmak istiyorsak, kitapları asıl çocuklara okutacağız.” Sayfa 56

Kendini kitaplara ve kitap sevgisine adamış bir insan Mustafa Bey. Bilime, ülkesinin gelişmesine öylesine önem veriyor öylesine istekli ki gerçekten çabalıyor ve en ücra köşedeki insanların bile okumasına sebep oluyor. Dostluklar gelişiyor, Anadolu’dan kareler gözünüzde canlanıyor. Anadolu’nun misafirperverliğini gösteriyor Fakir Baykurt. Gelen Yunanlı Dimitrios’u çok iyi şekilde karşılıyor ve onların kafasındaki oluşan kötü, yalan, kandırmacalı bilgilerin silinmesine sebep oluyor. Hatta Dimitrios öyle memnun ki sizinle karşılıklı değişim yapalım diyor ve Larissalılar Ürgüp’e Ürgüplüler Larissa’ya gidip atalarını görüyorlar ve özlem gideriyorlar. Muhteşem bir hikaye.

İşler bu kadar güzel gidiyor mu sizce? Hayır tabi ki. Sonunda birileri çıkıp bu Mustafa Beyi durdurmalıyız kendini aştı, bu milleti çok faydası dokunuyor durdurmak gerek. Saçma sebeplerle, bahanelerle üstüne gidiliyor asıl işini unuttu gidip başkalarının işine koşuyor. Ne yapıyor Mustafa Bey gidip dernekler kuruyor halkın gelişmesi için tarımcılık yaptırıyor gelişmelerine yardım ediyor ve onlardan 1 kuruş bile almıyor yeter ki gelişin. Devleti için her şeyi yapan Mustafa Bey kırılıyor, bastırılıyor, sindiriliyor ve emekliye ayrıl diye baskı yapılıyor. İşte böyle bir hikaye Eşekli Kütüphaneci…

“Herifçioğlu ta Amerika'dan merak ediyor, makine yolluyor, resim çektiriyor; biz uğraşıyoruz burda aklı ermezlerle. Bir imamı kaleci yapmıştım. Onun bile dedikodusunu yapıyorlar. Yenilik getirmek ne zor imiş bizim Türkiye'ye. Işık getirmek ne zor imiş.” Sayfa 79

Cahillik artıyor ve Atatürk ve onun yaptıkları o zamandan başlıyor unutulmaya ve yazar tam bir Atatürkçü.

Yurdumuzda aydınlığa karşı güçlü bir direnme vardır. Bunlar, ortaya Atatürk gibi güçlü adamlar çıkınca sinsi sinsi yatıp uyur görünse de, buldukları ilk fırsatta başlarını deliklerinden çıkarırlar...

Anti siyaset ve darbelere karşıyız. Kitabın sağı olmaz ve bilgisi olur diyor ve :

“Sol kitap, sağ kitap diye bir ölçü olur mu? Nitelikli kitap diye bir ölçü kullanılabilir belki. En iyisi, okurun düzeyini eğitimle yükseltip, yargıyı ona bırakmak, kitaplıkları yasaksız çalıştırmaktır.” Sayfa 93

Şimdi okumayanlar için spoiler olmayan yerlere gelelim. Gerçekten yüreklendiren, cesaret veren ve en sonunda üzen bu hikayeyi kesinlikle okumalısınız. Köyden yaşamlar, kesitler o coğrafyaların zorlukları, cehalet alan yerler göreceksiniz. Siyasetin işin içine girince, devletin işlerinin nasıl kötü yürüdüğünü, torpil ve Atatürk’ün unutulmaya çalışıldığını göreceksiniz. Ülkemizin geleceğinin okumak ve okutmak olacağını anlayacaksınız.

Fakir Baykurt’un son kitabı olan ve hasta yatağında son rötuşlarını yaptıktan sonra vefat etmesiyle başlayan bu eser tüm ülkeye yayılmalıdır.

Bazı yazarlarımıza gerçekten gereken önemi vermiyoruz. Elbette ki yabancı yazarlar güzel, popüler olabilir ama bu yazarlar asla unutulmamalı. Fakir Baykurt ve diğer Türkiye’mizin yazarlarını okumaya devam etmeye çağırıyorum sizleri.

İyi okumalar diliyorum.

Her yerden bakımsızlık akıyor. Sekiz on yıl sonra durum daha kötüleşecek, bilmezlik büyüyecek; karanlık her yere daha çok yayılacak. O zaman halkı daha çok soyacaklar, sömürecekler. Bundan çok kaygı duyuyorum. Sayfa 105

Sunay Akın ile veda ediyoruz… https://www.youtube.com/watch?v=jXx2Z-qrIpo
Eşekli Kütüphaneci, Fakir Baykurt'un son ama benim okuduğum ilk eseri.

Fakir Baykurt yıllardır sempati duyduğum bir yazar aslen. Bunun nedeni küçükken, sadece adlarını duyduğum Yaşar Kemal, Tarık Buğra, Kemal Tahir gibi yazarları benzer görüp Fakir Baykurt'u da buna dahil etmem olabilir. "Yılanların Öcü" ismi de beni kendine çekmiştir belki. Yahut Ulucanlar Cezaevi Müzesi'nde onun eşyalarını görmemdir, bilemeyiz.

Konu ve tema bakımından aradığımı buldum bu kitapta. Azim, şefkat, yurt-yurttaş sevgisi... Ancak anlatımı, biraz küstahlık olacak, beni tatmin etmedi. Hani ders kitapları için yazılan metinler vardır, veya upuzun paragraf soruları. Bu kitapta ben o tadı aldım aslında. Sürekli bir iyilik hâli, "istersek başarırız"lar, "heyt be" diye gaza getirişler, kader, kısmet... Yazarın son eseri olmasının verdiği yüksek de bir beklenti vardı hâliyle. Aklımdakinden çok farklı bir kitaptı işin özü.

Gayet umut yeşertici bir eser, Beyaz Zambaklar Ülkesinde gibi... İki kitapta da yenilikler, değişimler boy gösteriyor. İkisi de ufuk açıcı. Benim beklediğim gibi olmaması kitabın kalitesini düşürmediği için Eşekli Kütüphaneci'ye kızamam, öyle değil mi? Kim bilir, belki ben de bir gün eşekli kütüphaneci olurum. :)
Eşekli Kütüphaneci'yi, Temenni Tepesi'ne çıktığım bir gün ilk defa adını duymuş ve merak etmiştim. Nevşehirli olmam sebebiyle burayı anlatan burada geçen her hikaye, türkü ilgimi cezbeder. İstanbul'da yaşamış olsam halimi düşünemiyorum. Konumuza gelecek olursak, bu roman aslında gerçek bir yaşam öyküsü baz alınarak oluşturulmuştur.Ayrıca Fakir Baykurt'un son romanıymış benim ise okuduğum ilk romanı oldu. Ürgüp'te bir adam, Mustafa Gündüzalp, kütüphanesi olmayan köylere kitap götürmek için eşeğine atlar ve gittiği köylere kitap dağıtır, daha sonra tekrar uğrar eski kitapları alır ve yeni kitapları köylülere çocuklara verir genç, yaşlı herkese kitap sevgisi kazandırmak köyleri ve çiftçileri kalkındırmak ister. Aslında rahatsız edici politik ve ideolojik bazı kalıntılara rastlamasam kitap sevgisi kazandırmak için gençlere de tavsiye edebilirdim. İmam'ın birine şarapla ilgili öyle bir fetva verdirilmiş ki gülmekten kendimi alamadım açıkçası inşaallah yalnızca kurgudur dedirtti. Fakir Baykurt köy enstitüsünden yetişmiş olduğundan bunların kapatılması, halkevlerinin kapatılması gibi konularda biraz kızmış anladığım kadarıyla yalnız bu kurumların nasıl yozlaştığından bahsetmemiş neyse bu gibi konuları gözden çıkardığımda insana kitap sevgisini aşılamaya çalışan bir kitap.
Eşekli Kütüphaneci olarak bilinen güzel insan, kendisi 2005 yılında vefat etmiş, Mustafa Güzelgöz, soy ismi gibi güzel gözleriyle güzel bakmış memleketine...
Aslında bir futbolcu olan Mustafa, küçükken bile o kadar çok kitap okumayı seviyormuş ki, kör olan komşu teyzesine tam üç yıl evet üç yıl boyunca düzenli olarak kitap okumuş.
Genç bir adamken de , periler, masallar diyarı Ürgüp de kitaplık memuru olmuş ve bakmış kimseler kütüphaneye gelmiyor, onlar gelemiyorsa ben giderim ayaklarına demiş. Köy köy eşeğine yaptırdığı kitaplık sandığı ile köylü kadın, erkek ve özellikle çocuklara kitap taşımış.
Çocuklar onun sesini duyunca koşa koşa yanlarına gidermiş. Resimli kitapları görünce sevinçten havalara zıplarmış.
Yıllarca çırpınmış, köylere kitaplık yaptırmış, 22000 kitaplı kütüphane oluşturmuş...
Yurt dışından, topluma , insanlığa hizmeti dolayısıyla ödül almış.
Daha ne hizmetler yapmış, nelere öncülük etmiş, tıpkı Beyaz Zambaklar Ülkesi ndeki örnek kişiler gibi yaşam mimarlarından biri olmuş.
Bir insan, tek bir insan bir bölgeye kitap okumayı sevdirebilir mi ,derseniz bu kitabı okuyun derim. Son söz Mustafa Baba'dan:
"Köye kitaplık açmak, çöle çeşme götürmek gibidir. Kitaplığın girdiği yerlerde, bilmezlik kaçar gider."
Fakir Baykurt'un daha öncede "Kaplumbağalar" kitabını okumuştum."Eşekli Kütüphaneci" kitabını "Kaplumbağalar"kitabıyla karşılaştıracak olursam iki kitapta da devletin yaptığı bazı yanlışlardan bazı haksızlıklardan söz edilmiştir.Yine "Eşekli Kütüphaneci"kitabı kitap okumanın önemi çok güzel bir şekilde konu almıştır.Dil olarak gayet akıcı anlaşılır bir dille yazılmış,sürükleyici bir kitaptı.Ben çok beğendim.Okumak isteyen herkese tavsiye ederim...

Yurdumuzda aydınlığa karşı güçlü bir direnme vardır.Bunlar,ortaya Atatürk gibi güçlü adamlar çıkınca sinsi sinsi yatıp uyur görünse de,buldukları ilk fırsatta başlarını deliklerinden çıkarırlar.Anlattım:Halkevleri'ni,Halkodaları'nı öyle kolayca kapatıverdiler! Hele Köy Enstitüleri'ni...Rahmetli İsmail Hakkı Tonguç'u düşünüyorum.O büyük adama kan kusturdular.
Aman Allah’ım! Ne kadar da geç kalmışım bu kitabı okumak için! Meğer ne kadar harika bir kitapmış üstelik kurgu da değil mustafa amcanın hikayesi. Yarım asırdan biraz daha fazla öncesini anlatıyor Baykurt hem de harika bir türkçe ile. Ne kadar duru ne kadar akıcı... Tek kelimeyle bayıldım. İtiraf ediyorum;bu kitabı kütüphanede görene kadar varlığından haberim yoktu. Sosyal medyadaki bir bayanın kitap yorumuma “çalışma saatlerim elvermediğinden işyerimin kapısına eşekli kütüphane getirttim ama gene de okumaya devam ettim” şeklinde bir yorum yaptığı aklıma geldi. Oysa ben bayanın “eşekli” derken espri yaptığını sanıyordum. Kitabı okuyunca anladım ki gerçekmiş. Vay ki ne vay...insanlar ne şartlar altında ne hizmetler etmişler,biz hala oturalım yerimizde... Neyse,kitaba geri dönelim.
Birçok konuda öngörüde bulunmuş Baykurt ve ne yazık ki olumlu olanları değil de olumsuz olanları günümüzü çok da güzel anlatıyor. İçinde öyle anlamlı cümleler var ki altını çizmeye kalksan,nerdeyse bir iki sayfa tutar toplamda ama anlamlarını yazın desen işte ona onlarca sayfa gerek. Diziye de çekilen “yılanların öcü” ile daha çok tanınan yazarın edebiyatımızdaki yerini ne yazık ki bulamadığını düşündüm. Hala tanımayanlar var. Editörün gözünden kaçan birkaç noktalama hatasını yakalamış olsam da içeriğin tadından mest olmaktan onları umursayamadım açıkçası. Aslında daha fazla şey söylemek isterdim ama kelimelerin kifayetsiz kaldığı noktadayım. Bence okuyup neden o noktaya vardığımı anlayın. Kitapla kalın.
Fakir Baykurt döneminin toplumsal gerçekliğini her zaman en iyi anlatan bir yazar olmuştur. Tüm olumsuzluklar içinde her zaman bir iyiyi barındıran bir anlatım tarzı mevcuttur. Üstelik yaşadığım yer ile ilgili aslında yerel halkın bile bilmediği tarihi gerçeklikler kitapta yer almaktadır. Nevşehir ilinde Ürgüp dahil çevre köyleri barındıran bir çok yer anlatımları gözünüzde rahatlıkla canlandırabilirsiniz. Köy enstitülerinin kapatilmasi üzerine haklı olan tüm eleştirileri ve toplumsal etkisini her satırda gireceğiniz tarihi bir yolculuğu kesinlikle kaçırmayın
"Beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? Anlatıyorum ona: Eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur!"
Sık sık Fatih'in ünlü sözünü düşünüyorum. "Bir şehir kurmanın olmazsa olmaz üç yapısı vardır: Kitaplık, kanalizasyon, hamam."
Fakir Baykurt
Sayfa 77 - Literatür Yayınları 7.Baskı 2016
"Cahilliği yok edecek ilaç bilim değil mi? Evet, bilim. İşte o da kitapların içindedir. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz."
Fakir Baykurt
Sayfa 40 - Literatür Yayınları 7.Baskı 2016
"İnsanda mantık olmalı. Düşünce olmalı. Düşünce nasıl olur? Bilgiyle olur. Bilgi de kitaplardadır."
Fakir Baykurt
Sayfa 73 - Literatür Yayınları 7.Baskı 2016
Adnan Menderes, enstitüleri kapattı; halkın sesi çıkmadı.
Bizim halkımız çok yüzyıl öncelerinden beri uyur. Çok kötü biçimde afyonlanmış gibi uyur. Üfürükle tükürükle sersem tavuğa çevirmişlerdir onu.
"Eskiden cahillik fazlaydı; şimdi daha fazla. Gittikçe de artıyor."
Fakir Baykurt
Sayfa 40 - Literatür Yayınları 7.Baskı 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eşekli Kütüphaneci
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
147
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750404030
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayıncılık Dağıtım
Sıcak bir yaz günü, peribacaları diyarına Yunanistanın Larisa şehrinden Dimitrios Katsikas adında biri gelir. Bu genç adam, yıllar önce bu topraklardan göçe zorlanan büyükbaba ve büyükannelerinin izini sürmek, bir daha buraya dönemeyen akrabalarının yerine bu güzel yerleri gezmek istemiştir. Tesadüfler karşısına yörenin sevilen şahsiyetlerinden Baba lakaplı Aziz Güzelgözü çıkarır. Aynı yaşlardaki bu iki genç kısa sürede kaynaşır. Dimitrios, Azizin evine konuk olunca, bu büyüleyici diyarda inanılmaz bir adamla tanışır. Azizin babası Mustafa Güzelgözdür bu kişi; namı diğer Eşekli Kütüphaneci. Ürgüpteki kitaplığı yönetirken otuzdan fazla köyün halkına eşekle kitap taşıdığı için takılmıştır bu ad ona. Herkes, özellikle de kadınlar, kitap okusun diye yıllarca çırpınmıştır Mustafa Güzelgöz. Dimitrios ile Eşekli Kütüphaneci arasındaki sevgi köprüsü yöreyi birlikte gezerlerken iyiden iyiye pekişip güçlenir. Bu arada kan kardeşi olan Aziz ile Dimit-riosun aklına, Ürgüp ile Larisayı kardeş şehir yapma fikri düşmüştür. Ama bu o kadar da kolay olmayacaktır... Fakir Baykurtun, klasik anlatımının tüm olanaklarından yararlanarak, gücü yetene, hatta bitene dek, hasta yatağında yazdığı bu son romanında, sevgi, kardeşlik, azim, cesaret gibi duygular yine okuru sarıp sarmalıyor.

Kitabı okuyanlar 242 okur

  • Ahmet
  • M. Pınar
  • canan koyuncu
  • aylin çolak
  • Mert Şahin
  • Türkannn
  • diler gül
  • insan_okur
  • B....A...
  • Alparslan Manay

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%37.9
35-44 Yaş
%28.2
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.8
Erkek
%37.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50.4 (59)
9
%27.4 (32)
8
%13.7 (16)
7
%6 (7)
6
%2.6 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları