Eşekli Kütüphaneci

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.738
Gösterim
Adı:
Eşekli Kütüphaneci
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
147
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750404030
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayınları
Baskılar:
Eşekli Kütüphaneci
Eşekli Kütüphaneci
Sıcak bir yaz günü, peribacaları diyarına Yunanistanın Larisa şehrinden Dimitrios Katsikas adında biri gelir. Bu genç adam, yıllar önce bu topraklardan göçe zorlanan büyükbaba ve büyükannelerinin izini sürmek, bir daha buraya dönemeyen akrabalarının yerine bu güzel yerleri gezmek istemiştir. Tesadüfler karşısına yörenin sevilen şahsiyetlerinden Baba lakaplı Aziz Güzelgözü çıkarır. Aynı yaşlardaki bu iki genç kısa sürede kaynaşır. Dimitrios, Azizin evine konuk olunca, bu büyüleyici diyarda inanılmaz bir adamla tanışır. Azizin babası Mustafa Güzelgözdür bu kişi; namı diğer Eşekli Kütüphaneci. Ürgüpteki kitaplığı yönetirken otuzdan fazla köyün halkına eşekle kitap taşıdığı için takılmıştır bu ad ona. Herkes, özellikle de kadınlar, kitap okusun diye yıllarca çırpınmıştır Mustafa Güzelgöz. Dimitrios ile Eşekli Kütüphaneci arasındaki sevgi köprüsü yöreyi birlikte gezerlerken iyiden iyiye pekişip güçlenir. Bu arada kan kardeşi olan Aziz ile Dimit-riosun aklına, Ürgüp ile Larisayı kardeş şehir yapma fikri düşmüştür. Ama bu o kadar da kolay olmayacaktır... Fakir Baykurtun, klasik anlatımının tüm olanaklarından yararlanarak, gücü yetene, hatta bitene dek, hasta yatağında yazdığı bu son romanında, sevgi, kardeşlik, azim, cesaret gibi duygular yine okuru sarıp sarmalıyor.
147 syf.
·60 günde·10/10
Mustafa Güzelgöz adlı bir kütüphanecinin eşeğiyle köylere kitap götürmesi ve karşılaştıkları zorluklar kitabın konusunu oluşturur. Kitapta herşey o kadar sade ve güzel ki televizyonda 'Neşeli Günleri' izlemişsiniz hissine kapılıyorsunuz. (hikaye farklı etki aynı) Türk-Yunan dostluğunu da pekiştirici bir eser aynı zamanda iki taraf içinde ortak paydalara değinilmiş.

İsmi Fakir gönlü zengin yazarımız ardında güzel bir eser bırakmış...
147 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Sevgili Fakir Baykurt okuru,
Bu eser yazarın okuruna son armağanıdır. Almanya'da tedavi için yattığı hastanede, hasta yatağında bile bu kitabı yazmak için son nefesine kadar uğraşmıştır. 1999 yılında yazar vefat eder, 2000 yılında ilk baskısı çıkar EŞEKLİ KÜTÜPHANECİ'nin. Bu sebeple çok kıymetli olduğunu düşünüyorum ve o durumdayken okuyucusunu düşünen bir yazarı okumak büyük mutluluk benim için.

Kitabın konusuna gelirsek;
Ürgüp'e Yunanistan'dan Dimitrios Katsikas gelir. 1924 yılında göçe zorlanan büyükleri tarafından gönderilmiştir. Bir zamanlar yaşadıkları topraklara olan özlemlerini bir nebze olsun giderebilmek için Ürgüp'ün toprağından, suyundan Dimitrios Yunanistan'a götürecektir.

Ama öncesinde unutamayacağı anılar biriktirecek ve güzel bir hikayeyi dinleyecek konuğumuz. Eşekli Kütüphaneci'nin hikayesini dinlemeden mi gitsin Yunanistan'a?

Şimdi kimdir bu Eşekli Kütüphaneci ondan bahsedeyim.
Mustafa Güzelgöz... Hakkında konuşmayı kendini övmek olarak düşünür, bu yüzden hikayesini ilk başlarda anlatmak istemez fakat bir yerde dili çözülür, başlar anlatmaya.

Öyle azimli bir adam ki Mustafa Bey. Kimsenin önemsemediği eski kitapları çıkarır nemli bodrumdan, havalandırır. Yolu yokuş köylere eşeğinin yularını çeke çeke kitaplar götürür. Onu gören çocuklar koşa koşa büyük bir sevinçle geliyorlar. Peki kadınlar ve erkekler? Onlarda da var mı okuma isteği?
Millet kitap okusun, aydınlığa çıksın diye yıllarca emek harcıyor Eşekli Kütüphaneci. Kitaplar yeterli değildir, binbir güçlükle temin etmeye uğraşır. Kitaplıklar, kütüphaneler olsun diye çabalar. İşte bu cehaletle savaştır, bıkmadan usanmadan cahilliğe çareler aramaktır!
Kitap sevgisinin bir yerlerde saklı olduğunu düşünür, büyük bir gayretle köylülerin kitap sevgisini uyandırmaya çabalar. Ne kadar başarılı olacak cehalet karşısında ve hatta okumuş cahiller karşısında?..
Bir de mutlaka söylemem lazım, çok duygusal bir adam ya bu Mustafa Bey. (Okuyunca hak vereceksiniz.)

Şimdi bakıyorum da aradan yıllar geçmiş, biz aynı sorun ile karşı karşıyayız, hala çözüm bulamadık... İmkanlar değişti, teknoloji gelişti fakat bir türlü aydınlığa çıkamıyoruz...

Çok kasvetli bir inceleme mi oldu acaba? Ben biraz kanayan yaramıza odaklandım galiba...
Kitabın içeriğinde güzel anlar, dostluklar da var. Hiç tereddüt etmeden okuyun.
Böyle okuruna kıymet veren yazarlarımızın değerinin bilinmesi dileğiyle...
Keyifli okumalar dilerim.
147 syf.
·3 günde·10/10
Wow!!! Harikaydı.. Hikayenin gerçek olması cok etkiledi beni... Böyle güzel insanlar, adamlar lazım bizim siyasete.. :) kitaba gelince..

Yunanistan'ın Larissa kentine göç etmek zorunda kalan insanların eski vatanlarına duydukları özlemi ele alarak başlıyor kitap. Bu insanların torunlarından biri olan Dimitrios, nenelerinin dedelerinin kısaca atalarının yaşadığı bu toprakları görmeye geliyor ve buradaki gezintisi sırasında Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve ailesi ile tanışıyor.
Buradan sonra da Mustafa Güzelgöz'ün yaşam öyküsü anlatılmaya başlanıyor.

Bir şekilde duymuşsunuzdur eşekli kütüphanesinin hikayesini.Eşeğiyle köy köy gezip insanları aydınlatmaya çalışan güzel bir insanın hikayesi.Halkına hizmet eden gönüllü Kahramanlar Yarışmasında birincilik öldülü alan yüreği kocaman, güzel insan Mustafa Güzelgöz.

Mustafa Güzelgöz'ün, eşekli kütüphanecimizin tek amacı kitap okumak değil aynı zamanda köylüleri de aydınlatmak. Bunun için pek çok hizmette bulunmuştur.. Göreve geldiğinden emekli olana kadar yaşadıkları, karşısına çıkan engeller, vb. konuları kendi ağzından Yunanlı Dimitrios'a anlatmaktadır Mustafa Güzelgöz. Onun yaşam hikayesini okuyup etkilenmemek, hayran olmamak mümkün değil..
Son olarak beni etkileyen şu sözü not etmek istiyorum.. - "Köye kitaplık açmak, çöle çeşme götürmek gibidir. Kitaplığın girdiği yerden bilmezlik kaçar gider."

Okuyun ve okutun. Keyifli okumalar
147 syf.
·10/10
Son zamanlardaki yabancı yazar okumalarımdan sonra bu kitap ne de güzel geldi. Gürül gürül ve dupduru bir Türkçe ile anlatılan öykümüz yakın tarihimizin kurgusuyla güzel ilçemiz Ürgüp’de geçiyor. Anadolu insanını ve kültürünü anlatan kitaplara ayrıca bir merağım ve sevgim var. Böyle bir kitabı okumaya başlar başlamaz yüzümde ve zihnimde bir tebessüm oluşuyor ister istemez. Hele de içinde mani, türkü veya deyişler de varsa okuma değil şölen oluyor bu ritüel.

Kitap ismi ve kapağındaki güzel resimden de anlaşılacağı üzere kitap sevgisi ve kendini kitaba adamış bir Anadolu insanı üzerine gibi görünse de neler yok ki kısa öyküde. Anadolu’dan manzaralar, aşk, kitap, insan ve ülke dostlukları ve sizin okuyunca zihninizde canlanacaklar. Okuyucu bu öyküyü okurken kendinden ve kendi ailesinden de bir çok yaşanmış manzara bulacaktır. Bana göre yazarımızın köy enstitüsü mezunu olması ve öyküsünde bu olaya değinmesi de ayrıca bir tat vermiş kitaba.

Kendi yazarlarımızın bir çok konuda hakkının yendiğini ve okurlardan hakettikleri ilgiyi görmediği kanatindeyim. Oysa dev yazarlarımız ve binlerce güzel kitabımız var okunacak. Tüm yazarlarımızın hak ettiği ilgiyi görmesi dileğiyle bitireyim yazımı.
147 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap hakkında bilgi olabilir.

Eşekli Kütüphaneci, Amerikan Sargısı'dan sonra okuduğum ikinci Fakir Baykurt eseri oldu. Roman aynı zamanda Baykurt'un son eseride oluyor. Hastalığının tedavisi için Almanya'ya giden yazar, romanın son düzenlemesinide hasta yatağında yapmıştır.
Romana gelecek olursak;
Mustafa Güzelgöz nam-ı diğer Eşekli Kütüphaneci. Karda, kışta eşeğiyle 36 köye kitap götüren, köylüyü aydınlatmak isteyen gönüllü bir kültür elçisinin hikayesi anlatılıyor romanda. Güzelgöz köylere kitap götürür öncelikle. İlgi çekmez. Radyo götürür köy kahvehanelerine erkekleri çekmek için. Filmler götürür. Ya kadınlar? Kadınlarında ilgisini çekmek için dikiş makineleri götürür. Emeklerinin karşılığını almaya başlar yavaş yavaş. Her şey iyi güzel ya sonra? Tolga Örnek'in 2008 yapımı "Devrim Arabaları" filminde geçen ünlü replik devreye girer: "Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz." Çıkar peşinde koşuyor, işini yapmıyor diye şikayet edilir Güzelgöz. Korkusu yoktur, savunmasını verir. Soğan yememiştir ki ağzı koksun Güzelgöz'ün. Ama gururuna yediremez, gücenir ve eşekleriyle birlikte emekliye ayrılır. Mustafa Güzelgöz'ün tabiriyle: "Bilmezliğin tarlasına bir küçük kültür fidanı diktim." der. Diktin ama kimse fidanlarını sulamadı be Güzelgöz'üm! Gerçek bir öykü malesef. Ve romanın arka fonunda Yunanistan'ın Larissa kentinden Ürgüp'e atalarının yurduna ziyarete gelen Dimitrios Katsikas ve Mustafa Güzelgöz'ün oğlu Aziz ile Ürgüp ve Larissa kentlerinin kardeş kent yapma çalışmaları.
Romanda bir de yine arka fon da Ürgüplü Refik Başaran var. Halk ozanı kendisi. Netten araştırmalarıma göre Neşet Ertaş'ın babası Muharrem Ertaş'ın da üstadı Ürgüplü ozan. Hayatı hızlı yaşayan ozanımız 38 yaşında vefat etmiş ama kısa yaşamına rağmen 30 küsür plak çıkarmıştır. Türk müziğine katkısı dolayısıyla Ürgüplü Refik'e "Başaran" soyadı Atatürk tarafından bizzat verilmiş. Yine Ürgüp'te heykeli de bulunmaktaymış. Teşekkürler Ekşi Sözlük. 3 gündür dilime takılan türküsü https://www.youtube.com/watch?v=NTj7QJNoDlk Keyifli dinlemeler.
Melih Cevdet'in "Rahatı Kaçan Ağaç", Nazım Hikmet'in "Türk Köylüsü", Ataol Behramoğlu çevirisi ile Yannis Ritsos'un "Barış" şiirlerini görmek güzeldi romanda.
Kitabı okumak isteyen arkadaşlara Sunay Akın'ın Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz'ü anlattığı küçük videoyu bırakıyorum. Buyrun bir de Sunay Akın'dan dinleyin. https://www.youtube.com/watch?v=jXx2Z-qrIpo
İyi okumalar..
147 syf.
·3 günde·8/10
Neden bu kitabı bu kadar geç okudum ? Çünkü Üsküdar’da dar bir yokuşun başında küçük bir sahaf olan sevgili Orhan Hocam ; bu kitabın ilk baskısı almalısın bunu demişti.İki sene evvel aldım almasına da o gün sohbet muhabbet derken kitabın öyküsünü anlatıvermemişti laf arası..Hep biliyorum deyip bugünlere kadar erteledim.Derken bundan evvel (bkz: Aynalar) okuduğum için araya kısa ,güzel, bizden bir tat karışsın istedim ve nihayetinde okuyabildim.

Okumaya başlar başlamaz aslında bilmiyormuşum hissine kapıldım.Meğer kitap yazarımızın tedavi olmak için yattığı Almanya’da çantasında bu roman varmış.Hastanede son düzenlemeleri yapmayı sürdürmüş,gücü yetene kadar bu eser için uğraşıp durmuş…

“Bu romanda üç öyküyü birbirine sarılmış bulacaksınız sevgili okur” diye başlayan;sunuş aslında her şeyin özeti kıvamında…Gerçektenden de okura; Dimitrios,Eşekli Kütüphaneci,Refik Başaran ‘ın kısa yaşamlarını bir bütün olmuş,kaynaşmış ve bu buluşmadan rengarenk bir manzara sunulmuş.
Öyküler birleştirilince kısa roman kıvamında latif bir eser oluşturulmuş.
Ne mı anlatıyor ? Meraklısının hevesini kırmak istememem ama kısaca değinmek gerekirse ;kitabın ve komşuluğun değerini gözler önüne serilmiş.Okumanın,okutmanın keyfi ,paylaşmanın, dostluğun,sevdanın güzellikleri…
Kitap sevgisi demişken; Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım.Ana sevgisi, kardeş sevgisi,yâr sevgisi gibi bir sevgi.Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır? Yoksa sonradan mı uyanır? Bunu bilmiyorum.Daha doğrusu ben şöyle inanıyorum :Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır, ama uyuyordur.Onun zamanı gelince uyandırılması gerekir. (Adam yayıncılık 43 sayfa) bu deyişleri özellikle beğendim ve buraya da eklemek istedim. Sonrasında Mustafa /Hanife Güzelgöz çiftinin de sevda sözleri de okurken beni gülümsetenlerden.Eserde hastaya yatan Hanife Hanım’a eşine : ‘Ben sana hiç doyamadım Mustafa Bey ! lafızları bu kitaba her baktığımda aklıma geleceklerden…
Romanda canla başla kitapçılık yapmak için köy köy gezinen Eşekli Kütüphanecimiz bir yandan da beni düşmeye sevk etti. Peki ben insanların okuması,öğrenmesi,cahilliği yenmek için ne yapıyorum ?
Kitabın noksanlığı yok mu ? Kanımca var.Tanzimat sanatçılarımızdan “yazı makinesi” sıfatıyla anılan Ahmet Mithat Efendi üslubuna benzettiğim kısımları sevemedim.Şöyle ki yazarımız iki yerde araya girip ‘Sevgili Okur ‘aslında böyle şöyle demesi ben de bütünlüğe vurulmuş bir darbe niteliğinde..Lakin Ürgüp çevresi,türküler,şiirler, bu noksanlığı görmezden gelmeme vesile oldu.
Şiir demişken kitabın son kısımlarını https://www.youtube.com/watch?v=o7A3HTnexuQ sözlerini Enis Behiç Koryürek yazdığı bu ezgiyi dinleyerek ile noktaladım.Güzel de oldu.
Beğenerek okuduğum bir kitabı da bitirmişken öğrencilerime de okutsam mı ? Düşünceleri beni esir alıyor.Ve hoşnut okumayı neticelendirme keyfini yaşıyorum.Okuyacaklara keyifli okumalar…
147 syf.
·70 günde·Beğendi·9/10
Eşekli Kütüphaneci/Fakir Baykurt
Uzun zamandır okumayı istediğim bir kitaptı ve arkadaşımın elinde görünce elinden alıp okudum. Hikayesine gelince aslında bir çoğumuzun bildiği dergide, gazete köşesinde kısa bir anlatımla yer edinmiş bilindik bir yaşam öyküsü. Kitapta daha uzun ve kapsamlı bir anlatım hakim ve birde yazarın dili, anlatımı kitabın akıcı olmasında büyük paya sahip. Ben okuduğum kitapların konusundan bahsetmeyi sevmiyorum. Bu nedenle daha yüzeysel neden okumalısınız sorusuna cevap veren yorumlar yazmaya çalışıyorum. Bu kitabın konusu çok bilindik fakat çok daha detaylı anlatılması birde yazarının değerli olması nedeniyle mutlaka okunmalı diye düşünüyorum.
Kitabı okurken neler hissettiğime değinecek olursam, bir çok yerinde ağladım. Yapım gereği kolay ağlayabilen bir karaktere sahip olsamda kitabın konusu beni çok etkiledi. Aklıma okuyamayan, küçük yaşta çalışmak zorunda bırakılan, evlendirilen çocuklar geldi. Okumanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha anlayacağınız bir kitap. Emeğin, özverinin, işine aşkla bağlı bir idealistin hayatını okuyacaksınız. Kitaplara aşık, çocuklara aşık, barışa, sevgiye aşık bir adamın, kitapları insanlara ulaştırmak için yaşadığı mücadelenin anlatıldığı muazzam bir yaşam hikayesi...
Mutlaka okuyunuz.
Kitapla ve sevgiyle kalın...
147 syf.
·4 günde·10/10
Bu kitaba inceleme yazmamak büyük bir haksızlık olur. Ve burda yazacaklarım incelemeden çok reklam amaçlı bir yazı olacak. Aslında reklam demek belki yanlış ifade olur. Onun için yazarı ve kitabı tanıtma diye çeviriyorum.

Hepimiz bu sorulara denk gelmişizdir.
-Kitap okumak istiyorum hangisini önerirsiniz?
-Bir arkadaşım ( sevgilim, kardeşim, dostum vb.) var hangi kitabı önerirsiniz?
Bundan sonra bu sorulara vereceğim ilk cevap işte bu kitaptır.

Kitap aşkının/sevgisinin doruk noktasına ulaştığı bir kitap. Kardeşliğin, insanlığın, evrensel olarak ele alındığı bir kitap. Gelişimin, ilerlemenin, aydınlanmanın en büyük etkenin okumak olduğunu ve bu okuma eylemi için ne kadar emek verilmesi gerektiğini anlatan bir kitap.

Bu ülkede hiçbir güzellik ne yazık ki hak ettiği değeri görmüyor. Yada bin bir zorlukla görüyor ( çoğu zaman da çok geç oluyor ). Bu ülkenin her etnik yapısının kendine has güzellikleri vardır. Pek çok değerli yazar, aydın, sanatçı vardır. Ama ne yazık ki çoğundan haberimiz yoktur. Biz daha çok popüler olan, basit, sıradan şeylerden zevk alan bir toplumuz. Bu sayfada bile en çok okunan/beğenilen/değer verilen yazarlara bakınca ( yazar demek ne kadar doğru o da ayrı bir konu ) ne demek istediğimi anlarsınız.

Bu toplumda okunmayı bekleyen, hak edildiği değeri görmek isteyen o kadar çok yazar sanatçı ve eser var ki. İşte bunlardan biri de Fakir Baykurt’tur. Ve bu güzel eseridir.

Benden başka arkadaşlar inceleme yapmışlar kitap hakkında. Ben de bir kaç şey yazma gereksinimi duydum. Anatoprağı olan İç Anadolu’dan ( Ürgüp’ten ) göç ettirilmek zorunda bırakılan Yunanlı bir ailenin torunu olan Dimitrios Katsikas buraya bir ziyaret gerçekleştirir. Burda “Baba” lakaplı Aziz Güzelgöz ile tanışır. Ve Aziz’in evine konuk olunca hikayenin kahramanı olan Mustafa Güzelgöz ile tanışır. İşte hikaye bundan sonra başlar. Kitap okumak niye önemlidir? Kitap nasıl sevdirilir? Çocuklara, babalara, en çok da annelere kadınlara neden kitap okutulmalıdır? Kitap okuyunca neler değişir? Kitabın ülkeye gelişimi nasıl bir katkı sağlar? Tüm bu soruların cevabını ve daha fazlasını bu Harika eserde okuyacaksınız.

Fakir Baykurt okumamış tanımamış olanlara şiddetle tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar...
147 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
"Bu ülkede hiç bir başarı cezasız kalmaz" cümlesinin en güzel örneğidir Fakir Baykurt'un bu son romanı. Naif, pozitif ve tamamıyla iyi niyetli bir başlangıcın ardından yolu kesilen bir gönül adamının; yüklendiği kitaplarla, susuz, elektriksiz, yolsuz, Ürgüp ve köylerine kütüphane hizmeti götüren Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz'ün hikayesidir bu.
Önü niye mi kesildi? Çünkü kitapları okuyan insanları kolay yönetemezsin. Okuyan insan düşünür, sorgular, sorar. Başkalarının kendi yerine düşünmesini istemez. Dolayısıyla kolay yönetilemez; kendi kendini yönetme isteği doğar.
Neredeyse bir asra varan yakın tarihimizden bugüne baktığımızda da değişen hiç bir şey yok.
Ne yazık ki...
147 syf.
·8/10
Mustafa Güzelgöz'ü bilir misiniz? Nam-ı diğer eşekli kütüphaneci. Köy Enstitülerinin insanlaşmış hali. Neden böyle dedim? Bu insanımız eşek sırtında sadece kitap taşımamış, aynı zamanda kooperatif de kurmuş, köylüye yol da göstermiştir. Mustafa amca, senin güzel bakan gözlerini seveyim! Sen ki, meşale tutuyorsun karanlık yollara, karanlık yolları aydınlatmak için çalışıyorsun. Karanlıkta bırakmak isteyenlere fırsat vermemeye çalışıyorsun. Hiç küçümsenecek bir şey değil bir insanın, dünyayı kitap okumaya teşvik ederek değiştirmeye çalışması. Her birimiz bu adımı atsa, belki de dünya başka bir yer olur. En azından Mustafa amca bunu denemiş, bir yere kadar da başarılı olmuş.

Tayfun Talipoğlu'nun, Mustafa Güzelgöz'le yaptığı röportaj:
https://www.youtube.com/watch?v=imwMfcWm-Qc

Sunay Akın'ın anlatımıyla Mustafa Güzelgöz:
https://www.youtube.com/watch?v=jXx2Z-qrIpo

Kitaba gelecek olursak; kitabın anlatımı baştan sona masalsı. "Bir varmış bir yokmuş" der gibi ilerliyor. Masaldaki insanların birçoğu da gerçek. Sadece kurgusal olarak Yunan karakterlerin olduğunu gördüm. Merak edip araştırdım da, herhangi bir ize rastlayamadım.

Mustafa Güzelgöz'ün hikayesi de başarılı bir şekilde işlenmiş. Büyük ölçüde Mustafa Güzelgöz'den izler var. O dönemlerin izleri de büyük ölçüde kendini gösteriyor. O dönemlerde neler yaşandığı da şahit olunuyor.

Refik Başaran gibi bir değeri de unutmayalım. Denizli'de Özay Gönlüm neyse, Sivas'ta Aşık Veysel neyse, Refik Başaran da odur Nevşehir için. Kitapta da sadece Mustafa Güzelgöz değil, Refik Başaran da tanıtılır, unutulmaz. Müziği bilgisi olmadan, Allah vergisi bir yetenekle icra edenleri ayrı seviyorum.

Refik Başaran'dan "Sarı Kız":
https://www.youtube.com/watch?v=dYdJKA2ZzZw

Mustafa Güzelgöz'ün hikayesi bilinmeye değer, Refik Başaran'ın sesi dinlemeye değer ve bu kitap da okunmaya değer.

Ayrıntı 1: Kitabın yazarı Fakir Baykurt, Köy Enstitüleri çıkışlı.
Ayrıntı 2: Kitabın yazarı Fakir Baykurt, 1999'da vefat etti. Hikayesini yazdığı Mustafa Adıgüzel ise, 2005'te vefat etti.
147 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kendimce bir eksiklik görüyorum aslında benim ilk Fakir Baykurt eserim oldu. Nasıl kaçırdım bu zamana kadar bu kitabı ah dedim. Yazar aslen Burdurlu yani yaşadığım memleketten. Türk klasiklerinden bir çok eseri var. Nedendir bilmem Literatür Yayınevi kitapları pahalı sahaflardan almanızı tavsiye ederim yada e-kitap. 147 sayfalık kısa bir eser.

Kitaba gelirsek Yunanistan – Türkiye mübadelesinden dolayı vatanından uzak kalan bir Larissalı Yunanlının köyünü ziyaretiyle başlıyor. Kitap Ürgüp’te bir köyde yaşananları anlatmakta. Yaşadığı köyde bir işi olmayan Mustafa Güzelgöz’ün ( Eşekli Kütüphaneci ) İstanbul’da kalecilik yaparken Ürgüp’e dönerek; kaymakam tarafından sen bu ilçeye bir takım kur ben de seni memur yapacağım demesiyle öykümüz başlıyor. Mustafa Açıkgöz bunun karşılığında bir kütüphane memuru oluyor. Bakıyor gelen yok giden yok, harap bir yer bu kütüphane başlıyor buraya bir çeki düzen vermeye. İstanbul’da arkadaşlarından, eşten, dosttan kitaplar istiyor ve geliyor. Bakıyor hala gelen yok o zaman ve şunu söylüyor.

“Sık sık Fatih'in ünlü sözünü düşünüyorum. Bir şehir kurmanın olmazsa olmaz üç yapısı vardır: Kitaplık, kanalizasyon, hamam! " Köye kitaplık açmak, çöle çeşme götürmek gibidir. Kitaplığın girdiği yerden bilmezlik kaçar gider."” Sayfa 77

Ben götüreceğim bu kitapları diyerek bir eşeği devletin zimmetine geçiriyorlar. Yemi, ahırı tüm giderlerini kaymakamlık karşılıyor ve Mustafa Bey Ürgüp’ün en ücra köşesine dahi kitap götürüyor.

Kütüphaneye erkekler ve çocuklar geliyor ama kadınlar yok piyasada, onları getirmek için ne yapıyor bilseniz:

"Bakın!" dedi kadınlara. "Buraya dikiş makinesi alacağım. Halı tezgahı kuracağım. Çocuklarınız için iki üç beşik koyacağım. Radyo da var. Gelin işlerinizi burada yapın. Yeter ki kitaplığa ayağınız alışsın. Siz gelin ki, sizden görüp yarın çocuklarınız da gelsin. Biz de öbür uluslar gibi bir an önce ilerleyip uygarlık kervanına katılalım. Arkalarda kaldığımız yetmiyor mu?"
67. Sayfa

Onların arkada kalmasınlar diye dikiş kursu açıp onları kitap veriyor. Ama halk tepkili kadınların ev işi yapması gerektiğini ve kütüphanede ne işi olur diyor ve bu sözlere karşı da

“Biz bu örümcekli kafadan ne zaman kurtulacağız? Kadını erkeğin arkasına atan, onunla bir mecliste oturamayan, bir çatı altında kadın erkek birlikte bulunmak gerekince araya perde geren toplum hiç bu çağın toplumu olabilir mi?” Sayfa 67

Diyor ve çocukların okuması gerek demesiyle de bir alıntı daha paylaşayım:
“Eğer geleceği kurtarmak istiyorsak, kitapları asıl çocuklara okutacağız.” Sayfa 56

Kendini kitaplara ve kitap sevgisine adamış bir insan Mustafa Bey. Bilime, ülkesinin gelişmesine öylesine önem veriyor öylesine istekli ki gerçekten çabalıyor ve en ücra köşedeki insanların bile okumasına sebep oluyor. Dostluklar gelişiyor, Anadolu’dan kareler gözünüzde canlanıyor. Anadolu’nun misafirperverliğini gösteriyor Fakir Baykurt. Gelen Yunanlı Dimitrios’u çok iyi şekilde karşılıyor ve onların kafasındaki oluşan kötü, yalan, kandırmacalı bilgilerin silinmesine sebep oluyor. Hatta Dimitrios öyle memnun ki sizinle karşılıklı değişim yapalım diyor ve Larissalılar Ürgüp’e Ürgüplüler Larissa’ya gidip atalarını görüyorlar ve özlem gideriyorlar. Muhteşem bir hikaye.

İşler bu kadar güzel gidiyor mu sizce? Hayır tabi ki. Sonunda birileri çıkıp bu Mustafa Beyi durdurmalıyız kendini aştı, bu milleti çok faydası dokunuyor durdurmak gerek. Saçma sebeplerle, bahanelerle üstüne gidiliyor asıl işini unuttu gidip başkalarının işine koşuyor. Ne yapıyor Mustafa Bey gidip dernekler kuruyor halkın gelişmesi için tarımcılık yaptırıyor gelişmelerine yardım ediyor ve onlardan 1 kuruş bile almıyor yeter ki gelişin. Devleti için her şeyi yapan Mustafa Bey kırılıyor, bastırılıyor, sindiriliyor ve emekliye ayrıl diye baskı yapılıyor. İşte böyle bir hikaye Eşekli Kütüphaneci…

“Herifçioğlu ta Amerika'dan merak ediyor, makine yolluyor, resim çektiriyor; biz uğraşıyoruz burda aklı ermezlerle. Bir imamı kaleci yapmıştım. Onun bile dedikodusunu yapıyorlar. Yenilik getirmek ne zor imiş bizim Türkiye'ye. Işık getirmek ne zor imiş.” Sayfa 79

Cahillik artıyor ve Atatürk ve onun yaptıkları o zamandan başlıyor unutulmaya ve yazar tam bir Atatürkçü.

Yurdumuzda aydınlığa karşı güçlü bir direnme vardır. Bunlar, ortaya Atatürk gibi güçlü adamlar çıkınca sinsi sinsi yatıp uyur görünse de, buldukları ilk fırsatta başlarını deliklerinden çıkarırlar...

Anti siyaset ve darbelere karşıyız. Kitabın sağı olmaz ve bilgisi olur diyor ve :

“Sol kitap, sağ kitap diye bir ölçü olur mu? Nitelikli kitap diye bir ölçü kullanılabilir belki. En iyisi, okurun düzeyini eğitimle yükseltip, yargıyı ona bırakmak, kitaplıkları yasaksız çalıştırmaktır.” Sayfa 93

Şimdi okumayanlar için spoiler olmayan yerlere gelelim. Gerçekten yüreklendiren, cesaret veren ve en sonunda üzen bu hikayeyi kesinlikle okumalısınız. Köyden yaşamlar, kesitler o coğrafyaların zorlukları, cehalet alan yerler göreceksiniz. Siyasetin işin içine girince, devletin işlerinin nasıl kötü yürüdüğünü, torpil ve Atatürk’ün unutulmaya çalışıldığını göreceksiniz. Ülkemizin geleceğinin okumak ve okutmak olacağını anlayacaksınız.

Fakir Baykurt’un son kitabı olan ve hasta yatağında son rötuşlarını yaptıktan sonra vefat etmesiyle başlayan bu eser tüm ülkeye yayılmalıdır.

Bazı yazarlarımıza gerçekten gereken önemi vermiyoruz. Elbette ki yabancı yazarlar güzel, popüler olabilir ama bu yazarlar asla unutulmamalı. Fakir Baykurt ve diğer Türkiye’mizin yazarlarını okumaya devam etmeye çağırıyorum sizleri.

İyi okumalar diliyorum.

Her yerden bakımsızlık akıyor. Sekiz on yıl sonra durum daha kötüleşecek, bilmezlik büyüyecek; karanlık her yere daha çok yayılacak. O zaman halkı daha çok soyacaklar, sömürecekler. Bundan çok kaygı duyuyorum. Sayfa 105

Sunay Akın ile veda ediyoruz… https://www.youtube.com/watch?v=jXx2Z-qrIpo
"Beyim diyor, bizim yolumuz, köprümüz, çeşmemiz yok; kitaplığı ne yapacağız? Anlatıyorum ona: Eğer kitaplığınız olursa, yolunuz, çeşmeniz, köprünüz de olur!"
Sık sık Fatih'in ünlü sözünü düşünüyorum. "Bir şehir kurmanın olmazsa olmaz üç yapısı vardır: Kitaplık, kanalizasyon, hamam."
Fakir Baykurt
Sayfa 77 - Literatür Yayınları 7.Baskı 2016
"Cahilliği yok edecek ilaç bilim değil mi? Evet, bilim. İşte o da kitapların içindedir. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz."
Fakir Baykurt
Sayfa 40 - Literatür Yayınları 7.Baskı 2016
Bizim görevimiz sivilceyi kaşıyıp olayı büyütmek, sürtüşme çıkarıp halklarımız arasına kin tohumları ekmek değil, barışı korumak ve aramızdaki dostça ilişkileri geliştirmektir...
Fakir Baykurt
Sayfa 134 - Ürgüp Gezisi
Kafalarınızı kitap okuyarak daha iyi işletebilirsiniz. Yoksa böyle uzun uzun oturup boşa kürek çekmiş oluruz...
Fakir Baykurt
Sayfa 70 - Çökek Köyünde İşler

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eşekli Kütüphaneci
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
147
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750404030
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayınları
Baskılar:
Eşekli Kütüphaneci
Eşekli Kütüphaneci
Sıcak bir yaz günü, peribacaları diyarına Yunanistanın Larisa şehrinden Dimitrios Katsikas adında biri gelir. Bu genç adam, yıllar önce bu topraklardan göçe zorlanan büyükbaba ve büyükannelerinin izini sürmek, bir daha buraya dönemeyen akrabalarının yerine bu güzel yerleri gezmek istemiştir. Tesadüfler karşısına yörenin sevilen şahsiyetlerinden Baba lakaplı Aziz Güzelgözü çıkarır. Aynı yaşlardaki bu iki genç kısa sürede kaynaşır. Dimitrios, Azizin evine konuk olunca, bu büyüleyici diyarda inanılmaz bir adamla tanışır. Azizin babası Mustafa Güzelgözdür bu kişi; namı diğer Eşekli Kütüphaneci. Ürgüpteki kitaplığı yönetirken otuzdan fazla köyün halkına eşekle kitap taşıdığı için takılmıştır bu ad ona. Herkes, özellikle de kadınlar, kitap okusun diye yıllarca çırpınmıştır Mustafa Güzelgöz. Dimitrios ile Eşekli Kütüphaneci arasındaki sevgi köprüsü yöreyi birlikte gezerlerken iyiden iyiye pekişip güçlenir. Bu arada kan kardeşi olan Aziz ile Dimit-riosun aklına, Ürgüp ile Larisayı kardeş şehir yapma fikri düşmüştür. Ama bu o kadar da kolay olmayacaktır... Fakir Baykurtun, klasik anlatımının tüm olanaklarından yararlanarak, gücü yetene, hatta bitene dek, hasta yatağında yazdığı bu son romanında, sevgi, kardeşlik, azim, cesaret gibi duygular yine okuru sarıp sarmalıyor.

Kitabı okuyanlar 621 okur

  • Mehmet Meşe
  • Medlerdenceren2
  • Özgür Çalgın
  • EMİNE KORKMAZ
  • Fatih Aydoğanoğlu
  • Havva Sayman
  • Xxx vegan
  • MUSA ARSLAN
  • Elif koluman
  • Günay İlgar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%37.9
35-44 Yaş
%28.2
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.8
Erkek
%37.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%48.9 (128)
9
%24 (63)
8
%15.3 (40)
7
%6.5 (17)
6
%2.7 (7)
5
%1.1 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları