·392 syf.····Okunma: 26 Haziran 2023 21:56 “Winston, merdiveni ikide bir durup dinlenerek ağır ağır çıkıyordu. Her katta, asansörün tam karşısına asılmış olan posterdeki kocaman yüz duvardan ona bakıyordu. Resim öyle yapılmıştı ki, gözler her davranışınızı izliyordu sanki. Posterin altında, BÜYÜK BİRADER’İN GÖZÜ ÜSTÜNDE yazıyordu.”
***
İç partide yer alan kesim, toplumda lüks dediğimiz koşullara sahip olan tabakadır. Dış parti ise orta kesim denilen, bakanlıklarda çalışan, bazı imtiyazlara sahip olan memur kesimidir. Toplumun en alt tabakasını ise proleterler denilen kesim oluşturur. Proleterler diğer kesimler gibi tele ekranlarla izlenmez. Çünkü onlar özgürüdür. Tek dertleri geçimlerini sağlamak, yaşama devam etmektir. Zaten çalışmaktan düşünmeye vakit bulamazlar ve bu yüzden partiye göre zararsızdırlar.
Okyanusya ülkesinde, partinin insanlara dayattığı birçok kural ve düşünme sistemi var. Mesela, partinin oluşturduğu “Yenisöylem” diliyle halkı düşünmede, konuşmada kısıtlamak. Tanrılaştırılmış bir lider olan Büyük Birader, Okyanusya sokaklarında, evlerde bulunan tele ekran adı verilen televizyonlarda kısacası her yerde var olan partinin yöneticisidir. Tele ekranlar aracılığıyla insanlar sürekli gözetim halindedir. Kendi evinizde bile yalnız değilsinizdir. Düşünceleriniz, hareketleriniz, mimikleriniz her şey kontrol altında tutulur. Yemek yerken, banyo yaparken, uyurken, sevisirken ,sevisirken dememe bakmayin. Orgazmi bile kaldirmayı düşünüyorlar, amac sadece partiye onlar gibi düşünen çocuklar yapmak. Sex sadece duygsuzuca yapilan bir eylemdi.Çünkü partinin amacı sizin düşüncelerinize bile sahip olmaktır. Eğer parti karşıtı bir düşünceye sahipseniz, dikkat edin düşünce suçundan dolayı düşünce polisleri tarafından her an tutuklanabilirsiniz.
***
1984 adlı romanın ana karakteri olan Winston Smith distopik bir Okyanus ülkesinde yaşamaktadır. Okyanus ülkesine komşusu iki ülke Doğu Asya ve Avrasya'dır. Bu üç ülke birbiriyle sürekli savaş halindedir.
Kitap, Winston Smith isminde bir dış parti üyesinin bu totaliter rejimden bezmesi ve içten içe isyan etmesiyle başlıyor. Sadece zihninin içerisinde de olsa Winston en büyük suçu işlemişti. Düşünce suçu hiçbir zaman cezasız kalmazdı. Artık kendini ölü bir adam olarak görüyordu Winston. Eline aldığı kalem ile sisteme karşı bütün kinini güncesinin satırlarına kusmuştu resmen:
“Kahrolsun büyük birader! Kahrolsun Büyük birader! Kahrolsun büyük birader! Kahrolsun büyük birader!”
“Günce tutmak yasa dışı değildi (aslında hiçbir şey yasa dışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu."
Winston'un asıl öfkesi çaresizliğinden gelir. Çünkü sevdiği kadınla gelecek planları yapamamaktadir.
Bir gün kız arkadaşı Julia ile yasadışı suç işlerler ve çok geçmeden Düşünce Polisleri tarafından yakalanıp, aylarca işkence çekerler. Çaresizlik içinde ikisi de birbirlerine ihanet edip, sevgilerini de ,birbirlerini de satarlar.. Ama artık bu olaydan sonra kimse ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır...
“ Vuracaklar beni, umurumda mı? Ensemden vuracaklar, umurumda mı? Kahrolsun büyük birader! Hep ensesinden vururlar adamı, umurumda mı? Kahrolsun büyük birader!"