·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Haziran 2023 18:54 Öncelikle uzun bir alıntıyla başlayacağım..
"Yazmaya başladığı günden geriye doğru yolculuğa çıkan Montaigne’in çabası, Rönesans’ın en parlak döneminin ardından gelen kargaşada hayatını yeniden anlamlandırma ya da insan gerçekliğini yeniden inşa etme girişimi diye de adlandırılabilir. Amaç, kendinden yola çıkmak ve yine kendine varmaktır; ancak Montaigne’in malzemesi, yalnızca kendisi değildir. Rönesans’ın bütün hümanistleri gibi o da çok okuyan bir insandır – kimilerine göre, döneminde yazılmış olup da okumadığı bir kitap yoktur. Plutarkhos’u, Vergilius’u, Stoacı filozofları, Antik Çağ Yunan dünyasının filozoflarını, Petrarca’yı okur; kitaplığındaki hepsi de değerli eserlerin sayısının bini aştığı söylenir – bu, o zaman için çok büyük bir sayıdır; ama Montaigne’in en önemsediği eylem, yazmaktır. Çünkü yazmak, onun için okuduklarından kendisine geçenleri, okuduklarından yola çıkarak ürettiği kendi düşüncelerini sınamakla eşanlamlıdır. Belki şöyle de denilebilir: Montaigne, kendine uzanan yolu düşüncelerini hep edindiği bu bilgi birikiminin süzgecinden geçirerek aramıştır. Denemeler’de çok sayıda alıntıya yer verilmiş olmasının nedeni de budur. Örneğin Montaigne, “Felsefe Yapmak, Ölmeyi Öğrenmektir” başlıklı denemesine Romalı filozof, hukukçu ve hatip Cicero’dan bir alıntı ile başlar; Cicero şöyle der:
Felsefe yapmak, kendini ölüme hazırlamaktan başka bir şey değildir; bunun anlamı, derin araştırmalara girişmektir ve derin gözlemler, ruhu bir anlamda daha yüksek bir düzeye getirir ve bedensellikten uzak bir özenle sarıp sarmalar; bu özen aynı zamanda hem bir okuldur hem de ölüm benzeri bir durumdur; ya da şu demektir: Bu dünyadaki düşünme eylemlerinin, bilgeliklerin tamamı sonunda tek bir noktada odaklanır; bu, bize ölümden korkmamayı öğreten noktadır..."
Bu yüzden okumak kadar yazmak da gerekir yazarak okuduklarımız nitelik sahibi olur. En iyi okur şüphesiz düşüncelerini kâğıda geçirebilendir. Yoksa bir makina gibi hayatımız sadece kitap hamballığıyla geçer. Yeni gelen kitaplar önce okuduğumuz kitapların yerini alır ya da önceden okuduğumuz ve çok beğendiğimiz ama o kadar iyi olmayan sadece o zaman ki kültür ve birikimimize paralel olup duygularımıza karşılık veren kitaplar hep bizim için kült olur ama asla kült değildir. Sadece basit bir yanılsama. Bu evrenin ortasında olduğumuz ve bütün gök cisimlerinin etrafımızda dönmesini düşünmek gibi...
Ama geriye dönüp baktığımızda gerçek bir iz görmek istiyorsak sanırım yazmak da zorundayız. Eco yanıldı. Kitaplardan değil yazmaktan da kurtulamayız.
Peki şuan da kendinize şu soruyu sormanızı istiyorum gerçekten iyi bir okur muyum, peki bunca okuduğum şey benimle nasıl harmanlandı? Bunu asla anlayamayız, yazmak hariç. Her şey gibi bilgide tükeniyor gidiyor. Ama nitelik denen şey okuduğumuz şeyin kalıcı olmasında kalıyor ama bu beynimizde değil sadece materyallerde.
Bu dünyada ki en güç şey kendini bulmaktır belki de peki bulsak bile nasıl anlayabiliriz. Bence sır yazmaktan geçiyor ya da çizmekten farketmez. Sanırım Gogh un deli olduğunu resimleri olmadan anlayamazdık( tabi deliyse). Ne kadar okusak da yazdığımız kadar okuyoruz. Yaşamadığımız her bilgi silinmeye mahkûm unutulmaya mahkûm.
Okudunuz bütün kitapları unutun ve şuan birşeyler yazın ve bakın sonuca neler var elinizde işte siz sadece onları okumuşsunuz gerisi hamballık. Bu yazılar sadece sizin ürününüz. Ya da yazdıklarınız sizi var etmiş. siz kaleminizin prometheus u ve Zeus u.
Zincirlerinden kurtulmak mı istiyorsun?
Peki hala neyi bekliyorsun?
Keyifli okuma ve yazmalar...