Stefan Zweig. Yüzyıllar geçmesine rağmen iç dünyasındaki sıkıntıları, bireysel özgürlüklerle boğuşmayı, yaşadığı dünyaya karşı hoşnutsuzluğunu dile getirirken ilham kaynağı olduğu bir kişi vardır: Michel De Montaigne. Yaşamanın insanın kendi iradesine bağlı olmaktan çıktığı ikinci dünya savaşı dönemiyle, Montaigne’nin karanlık ortaçağ dünyası çok bağdaşır, öyle ki Zweig, Denemeler’i okuduğunda kendisine yol gösteren birinin sesini duyumsarmış gibi hisseder, yaşadığı dünyadaki bütün haksızlıklara, zulümlere, savaşlara, kıyımlara karşı olurken, kaderini ve zamanını çok benzettiği Montaigne’i kendisine öğütler veren, onu üzmeyen bir arkadaş gibi görür.
“Montaigne'i okuduğumda benimle olan, edebiyat ya da felsefe değil, ama bir insandır; beni kardeşi sayan, teselli eden, bana öğütler veren, anladığım ve beni anlayan bir insan.”
Kendini arar Monraigne, kendi iç sesini hayatı boyunca bulmaya çalışır. Süreklilik onun için hoş bir şey değildir, hiçbir şeye sıkı sıkıya bağlı kalmaz, hafızası yeterince iyi değildir Montaigne’nin, yaşadığı önemli şeyler dışında belleği çoğu şeyi filtreler -ki hayatımızda unutmak istediğimiz onca şey varken doğuştan bu zaafa sahip olmak kötünün iyi halidir, hatta iyi bir şeydir bana göre.- çabuk sıkılan, baskın bir ruh hali vardır, Alışılmışın dışında olmayan sıradan bir yaşamı kabul etmeyen ve sürekli arayış içinde olan bir ruh…
Denemeler. İçinde mükemmel tespitler olan, bugün bile bu tespitlerin doğruluğunu içeren cümlelerle yükselen bir başyapıt. Gerçekten hayatımızın her dönemine Montaigne gibi seslenebilen yazarların sayısı azdır. Denemeleri 2 Cilt halinde okumayı düşünüyorum, tekrar, tekrar…
Kendi iç sesini aramak için, hayatında birçok şeylerden vazgeçmek için çaba sarf eden, ve bu çaba içerisinde geçen süreye “bireysel özgürlük için