Nerede o eski günler!
Ah çocukluğumuz!
Eski bayramlar!
Eski Ramazanlar!
Misketli, gaz lambalı, akşam ezanına kadar oyun oynamalı, klasik radyolu, hatırladıkça hüzünlendiğimiz o günler...
Eski Günler
İsmini Eski Günler isimli ilk şiirinden alıyor. Yıllar önce yazarından adıma imzalı olarak kitaplığıma girmiş. Ne zaman, nasıl girdi, neden bugüne kadar okunmadı bilmiyorum. Hani kitaplığın karşısına geçer de öyle bir izler, yeni kitabını seçersin ya, öyle bir seyirde yeniden rastladım esere. Tam da okuyamama dönemime denk gelmiş ve bu dönemi aşmak için bir şiir kitabı arayışına girmiştim. Öyle bir bakayım derken başlamış buldum kendimi.
Birçok konu, birçok insana ithafen yazılmış şiirler bulunuyor eserde. Aile, dostlar, vatan, ülkenin durumu, Atatürk, geçmiş günler... Oldukça geniş yelpazeli. Eleştiri niteliğinde epey şiir de mevcut. Dörtlük biçiminde kaleme alınmış şiirler. Eserin sonuna kadar bu dörtlük düzeni bozulmamış. Bir bayram günü denk geldi elime. Kurban Bayramı... Ve eserde Kurban'a dair bir şiir de vardı:
"Bayram sabahı hüzün çöktü.
Sevdiklerim aklıma düştü.
Gurbet acı boynumu büktü,
Kurban Bayramınız mübarek olsun." (s. 42)
Yazarı hakkında araştırma yapmadım ama ilk kitabı olduğunu düşünüyorum. Kendisinden mi yayın evinden mi kaynaklı bilmiyorum ama birçok yazım ve noktalama yanlışı vardı. Hemen hemen yanlışın her türlüsüne denk geldim: Yanlış yazılan bağlaçlar, soru ekleri, büyük harflerin kullanımında yapılan hatalar, birleşik yazılması gerekirken ayrı yazılan ayrı yazılması gerekirken birleşik yazılan sözcükler... Basılmadan bir denetimden geçirilmesi uygun olurdu diye düşünüyorum. Zannımca çok da uzun sürmezdi bir şiir kitabının gözden geçirilmesi. Bu hâliyle bana eşe dosta armağan olarak yazılmış şiirlerin hatıra olarak bastırılmış olduğunu düşündürdü.
"İnsan kendini öldürür mü, ben öldürdüm." (s. 55)
En büyük zararı hep kendimize vermiyor muyuz? Bedenimizi öldürmesek de azar azar ruhumuzu öldürüyoruz. Ne diyordu üstat: "Oysa herkes öldürür sevdiğini." Kendimize sevgimizden olsa gerek... İnsan insana ettiğini kimse kimseye etmiyor. Peki ne olacak bu işin sonu? "Biter acılar musalla taşına çıkınca," diyor şair. Biter mi sahiden? Belki de asıl acıların başladığı yerdir. Kim bilir?..
"Her mevsim üşür mü insan da?" (s. 57)
Üşüyor.
En sıcak mevsimde bile...
İçi ısınmayan insanı hiçbir sıcak ısıtmıyor.
Ağustosta buz kesiyor ruhlarımız.
Küresel ısınmanın zirve yaptığı dönemde buzulları yaşıyor, yüzyılın yorgunluğunu bütün ağırlığıyla taşıyoruz.
Yine bir eseri uygulamada ilk okuyan, ilk inceleyen okur olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Keyifle okunması temennisiyle...