Gereğinden fazla abartılmış yorumlarına bakmadan okunulacak bir kitap. Şayet beni çok etkiledi...
"Nora Seed ölmeye karar verişinden on dokuz yıl önce, Bedford kasabasındaki Hazeldene Okulunun küçük ve sıcacık kütüphanesinde oturuyordu. Alçak bir masada oturmuş satranç tahtasına bakıyordu.
“Noracığım, geleceğin için endişe etmen çok normal,” dedi Bayan Elm, gözlerinden ışıklar saçarak.
“Sınavlar elbette ki seni kaygılandıracak. Fakat ne istersen olabilirsin, Nora. Bütün olasılıkları düşünsene bir. Ne kadar heyecanlı.”
Nora Seed ölmeye karar verişinden yirmi yedi saat önce eski püskü kanepesinde oturmuş, başkalarının mutlu hayatlarını parmağıyla kaydıra kaydıra bir şeyler olmasını bekliyordu.
- Yaralı bulup sahiplendiği Voltaire(kedisi) araba çarpmış ölmüştü-
Küçükken babasının isteğiyle iyi bir yüzücü olacakken insanların Norayı farkettiğinde bu şansı da tepmiş Tel Teorisi'nde çalışmaya devam ederken patronu işine son vermişti.
Nora serbest düşüşe geçmişti ve konuşacak kimsesi yoktu.
Nora ölmeye karar verişinden beş saat önce eve doğru yürümeyebaşladığında elindeki telefon titreşti. Arayan piyano dersi verdiği çocuğun annesiydi ve Nora bu dersi tamamen unutmuştu. Kadın artık çocuğunun piyano dersi almak istemediğini söyleyip kapattı.
Ölmeye karar verişinden üç saat önce, zihnindeki umutsuzluk gövdesine ve kollarıyla bacaklarına da sirayet etmiş gibi, bütün benliği pişmanlık ve acı içindeydi. Umutsuzluğu her bir zerresini sömürgeleştirmiş gibi.
Ölmeye karar verişinden iki saat önce, bir şişe şarap açtı. Bitirirken bir şeyi kesin bir netlikte görmeye başlamıştı.
Nora bu hayat için yaratılmamıştı.
Her şeyi yanlış yapmış, her kararı felakete yol açmış, olmayı hayal ettiği şeyden günbegün uzaklaşmıştı.
Yüzücülük. Müzisyenlik. Felsefe. Eş. Seyyah. Buzul bilimci. Mutlu. Sevilen biri.
Hepsinden uza klaşmıştı.
“Kedi sahibi" olmayı bile becerememişti.
Abisine bir sesli mesaj bıraktı.
Saat on biri yirmi iki geçiyordu.
Kesin olarak bildiği tek bir şey vardı: Yarını yaşam ak istemiyordu.
Nora ayağa kalktı. İlaç dolabına gitmeden önce kâğıt kalem buldu.
Ölmek için çok iyi bir zaman olduğuna karar vermişti.
Gözünü açtığında ise " Gece Yarısı Kütüphanesi " ndeydi.
Raflarda bir sürü sıra sıra kitap vardı. Birini açacakken "“Dikkatli ol,” dedi biri..” kendisini uyaran bu sesin sahibi kütüphaneci Bayan Elm 'di.
Nora ölmeyi bile beceremediğini düşündündü.
Nora’nın iki yanındaki raflar hareket etmeye başladı. Ne oluyor diye sordu. Bayan Elm:
“Her yaşam milyonlarca seçim ihtiva eder. Kimi büyük, kimi küçük. Fakat bir kararın yerine başka bir karar geçtiğinde, bütün sonuçlar değişir. Dönüşü olmayan bir sapma gerçekleşir ve bu da başka sapmalara yol açar. Bu kitapların her biri şu an yaşıyor olabileceğin hayatlara açılan birer kapıdır.Ne kadar çok olasılık varsa, o kadar çok hayatın vardır. Farklı seçimler yaptığın hayatların vardır. Yaptığın farklı seçimler farklı sonuçlara yol açar. Tek bir şeyi bile farklı yapmış olsan, farklı bir yaşam öykün olacaktı. Gece Yarısı Kütüphanesi’nde bu öykülerin hepsi mevcut. Hepsi de bu yaşam kadar gerçek.”
Konuşmadan sonra farklı seçimler yaptığı bir sürü farklı hayatlara gidip geldi. Rock star, müzik öğretm eni, ilkokul öğretmeni, öğretim üyesi, CEO , sekreter, şef, buzul bilimci, iklim bilimci, akrobat, ağaç eken bir işçi, iç denetim m üdürü, kuaför, köpek gezdirerek para kazanan biri, ofis memuru, yazılım geliştirici, resepsiyonist, otelde temizlikçi, siyasetçi, avukat, hırsız, okyanus koruma vakfı başkanı, (yine) tezgâhtar, garson, ilk kademe amiri, cam ustası ve binlerce başka şey olmuştu.
Arabayla, otobüsle, trenle, feribotla, bisikletle, yürüyerek işe gidip gelirken canı çıkmıştı.
Ama hiçbirinde gerçekten mutlu olamamıştır ve bu yüzden tekrar tekrar kütüphaneye dönmüştü.
Son gittiği yaşamında anneydi. Ve kızının canı yandığında ona doğru koşmuştu. Nora kök yaşamını düşündüğünde, esas sorunun, onu kırılgan yapan şeyin aslında sevgi eksikliği yokluğunu anladı.
Ve artık kütüphaneye son kez geldi. Kütüphane yıkılırken Nora Seed artık ölmek istemediğinin farkındaydı.
Sosyal medyada ki intihar mektuplarını silerek başka bir şey yazdı.
“Bir Şey öğrendim (Her Şey Olmuş Bir Hiç Ta rafından Yazılmıştır)” başlığıyla...
... esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanıolduğumuzu hissetmemize neden olan, pişmanlığın ta kendisi.
Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz. O hayatlar yaşanıyor, evet, ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız.
Gökyüzü kararır
Mavi siyaha döner
Yıldızlar yine de kafa tutar
Parlar senin için
...