Puan vermedi·217 syf.····Okunma: 03 Temmuz 2023 21:08 》Üç Büyük Usta'da 19.yüzyılda yaşayan üç önemli yazar anlatılır.
"Toplumun romanını yazan" ve kendi gücünü dünyaya kabul ettirmek isteyen bir Fransız olan Balzac, "ailenin romanını yazan" ve döneminin kültürünün en büyük temsilcisi, bir İngiliz olan Dickens, "bireyin romanını yazan" ve yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelen bir Rus olan Dostoyevski.
》Yazar bu ustaların hayat hikayelerini, eserlerini yazarken nelerden etkilendiklerini, kitap karakterlerinin ruhsal durumlarını, psikolojik analizlerini anlatmış. Bazen birbirleriyle, bazen de Goethe, Shakespeare, Zola, Tolstoy gibi
diğer ünlü yazarlarla karşılaştırmış.
》Kafa yapılarını, iç dünyalarını sanki içlerine girmişçesine anlatmış, hayat hikayelerinden çok önemli bilgiler vermiş.
》Balzac:
Napolyon ile aynı dönemde yaşamış, onun kadar hırslı bir kişilik. Kalemle dünyayı fethetme arsuzu duyuyor öyle ki "Onun kılıcıyla yapamadığını ben kalemimle yapacağım." diyecek kadar iddialı.
Balzac'ın kahramanları da Napolyon gibi hırs küpüdür diyor Zweig.
"Durgun insanlar Balzac'ı ilgilendirmez, sadece kendini bir tek şeye verenler, bütün sinirleriyle, bütün kaslarıyla, bütün düşünceleriyle hayatın bir illüzyonuna takılanlar ilgilendirir; neye olursa olsun, aşka, sanata, cimriliğe, fedakarlığa, cesarete, tembelliğe, politikaya, dostluğa. Rastgele herhangi bir sembole, ama bütünüyle verenler."
》Dickens:
İngiltere'nin Victoria çağında yaşamış. Boz takma adıyla edebiyat dünyasına girmiş. İnsanlara karşı ve yaptığı işlerde de mütevazı olduğundan eserlerindeki kahramanları da hep mütevazı. İngiliz toplumunun zevkine göre yazdığını belirtiyor Zweig.
"Dickens'ın romanlarında öyle bölümler vardır ki, etki bakımından bunlar ancak manzaraya benzetilebilir, öylesine saf ve temizdirler, dünyasal dürtülerden öylesine uzak, öylesine tanrısaldırlar, neşeli ve yumuşak insanilikleri içinde öylesine güneşli parlarlar ki..."
》Dostoyevski:
Kitapta en çok yerin verildiği kişi oluyor kendisi. Çarlık döneminde yaşamış, hayatı hep parasızlık içinde geçmiş. Yaşamı, hastalığı, kürek mahkumu olarak geçirdiği yıllar, Avrupa'da bulunduğu zamanlar, dini inancı, düşünceleri, hayatı sorgulama biçimi, ölümü, eserleri, kitap karakterleri uzun uzun anlatılmış.
"Dostoyevski sadece karşıtlıkların esiri değildir, aynı zamanda hayatın iki ucunu, en zalim, en çıplak, en soğuk, en kirli gerçekliği en asil, en yüce hayallerle birleştirmektir onun sanatında önemli olan."
》Kitap bitince bu üç ismin iç dünyasını artık daha iyi anladığım hissiyatı oluştu, bundan sonra eserlerini okurken daha farklı bir bakış açım olacağı kesin. Fakat Zweig'in diğer eserleri gibi akıcı bulmadım, bazen çok sıkıldım ve bazı cümleler de inanılmaz karışık geldi. Belki de ben biyografik eserleri sevmediğimden, bilemiyorum.
Zweig'ın önsözdeki kilit cümlesiyle incelememi bitiriyorum:
Biri Fransız, biri İngiliz, biri Rus olan bu büyük şahsiyetlerin yanında aynı derecede büyük ve yüce bir Alman yazarı için de romancı kavramını kullanabilmeyi ve buraya ekleyebilmeyi çok isterdim. Ama ne bugünde ne de geçmişte benzer derecede yüksek birini bulamıyorum. Belki de bu kitabın anlamı, gelecekte böyle birinin çıkmasını talep etmek ve uzaklardan onu selamlamaktır.