"Düşünün: insanlık güçlü ve zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan, aktif/pasif diye ikiye bölünmemiş."
Hiç tanımadığı bir dünyaya gelen bir elçinin bu dünyayı ve insanlarını tanıması, kendini anlatma ve kabul ettirmeye çalışma üzerine yaşadığı olayları okurken o dünyanın içinde hissetmemek onlar gibi düşünmemek mümkün değil.
Ursula K.Le Guin Karanlığın sol eli kitabında yarattığı cinsiyetsiz toplumun kurallarını/kuralsızlığını, toplumsal rollerden, hormonlardan ve algılardan yalıtılmış bir halde tüm bu tahakkümleri yaşayan bizlerin önüne bir sürü soru eşliğinde sunuyor. Kitapta hem yaratılmış bu toplumdaki işleyişi görüyoruz hem de Le Guin'in baş karakterinin sorularıyla biz de birçok sorgulamaya gidiyoruz. Böyle bir dünyada cinsel erkten yoksun insanlar hala akıllı ve kültürlü olabilir mi? Hayatları keskin bir şekilde ikiye ayrılmış bu toplum kemmerdeyken yani cinsel dürtülerin ve cinselliğin sınırlandırıldığı bu evrede olmak aslında dürtünün sömürülmesini ya da tatmin edilmeden kalmasını büyük ölçüde engellemekteyken; somerde yani cinsel bakımdan aktif olunmayan evrede ne oluyor ? Bir hadımlar toplumu nereye varabilir ? Savaşın tamamen eril bir yer değiştirme etkinliği olduğunu düşünen Tumass Song Angot gibi bu dünyanın oluşumuna katkı sağlayanlar savaşa sebep olan ırza geçen bu erkekliği ya da ırzına geçilen kadınlığı mi yok etmeye çalıştılar ? İşte bu ve bunun gibi bir çok soru var kitabın dünyasında.
"Karanlık, yalnızca gördüğünü sanan, ama göremeyen ölümlü gözde vardır. Geceleyin düşen tek bir yağmur damlası nasıl tüm yıldızları yansıtabilirse, tüm yıldızlar da o yağmur damlasını yansıtırlar. Karanlık yoktur, ölüm yoktur. Çünkü her şey An'ın ışığındadır ve sonu, başlangıcı birdir."