Yıllar sonra tekrar Oğuz Atay'ı okumamın tek sebebi Perec'ten esintiler bulmaktı. Ama bu büyük bir yanılgıydı malesef öyle olmayacağını bile bile yine de okumak geldi içimden. Kötü okurların bayılarak okuduğu her yerde kötü bir pazarlama taktiği olarak mutlaka tavsiye ettiği bir yazardı neticede Oğuz Atay. Çok mu kötü kesinlikle değil bazı cümleleri kaliteli ama hemen ardından gelen hiçbir yere vardırmayan anlamsızlık metnin tamamını bozuyor. Bir yerden sonra artık insanlar beni anlamıyorlarcılar, anlaşılmıyorumcular, bana kitapları verin başka bir şey istemiyorumcular,
birden bire her şeyi mahveden düşüncenin aptal, iğrenç sözcükler eşliğinde dışa vurumcular, evet hep bundandı bundan olacağa benziyor da Oğuz Atay'cılar. Kendimle çelişiyorum diyebilmeli, insanlar beni anlamıyor diyip insanı anlamanın mümkün olmadığını savunan yazar. Art arda yazılan sözcüklerin, anlamsız bir karmaşa yaratılarak oluşturulmaya çalışılan sitemleri... Ama bir mucize bekliyor muydum? Asla! O kişi değilsin yağmurun yağışını hissetmeyen, gecenin gelişini görmeyen, o adsız iç çekişmelerin çorak bir araziye benzeyen düşüncenin fırtınasında kopan çığlığından başka kim olabilirsin ki. Milyonuncu kez, ne deneyimin gerçekliğini aramak, ne de ruhunun örsünde soyunun yaratılmamış bilincini dövmek için çıkıyorsun yola. Hiçbir sınama beklemiyor seni, hiçbir sisyphos kayası, hiçbir kupa hemen elinden alınmak üzere sana sunulmayacak, hiçbir karga göz yuvarlarına göz dikmedi, hiçbir akbaba sabah, öğle ve akşam gelip senin karaciğerini didiklemek gibi sıkıcı ve tatsız bir işi başına almayı düşünmedi. Ölmedin, delirmedin.. Bütün bu anlattıklarımın bu kitapla ne alakası var diye soracak olursanız işte tam da burda başlıyor aradaki ince çizgi, aradaki dayanılmaz fark. Oğuz Atay'ı bu yüzden sevmiyorum çok kötü bir çakması gibi Perec'in. Okunmaya değmez biri demiyorum sadece yaratmış olduğu hiçbir yere vardırmayan anlamsızlığını insanların bu kadar kutsamasını zavallıca görüyorum. Her seferinde aynı yere vardıran bu bayağılık, okumanın karanlık limanına demirleyen bu bilinci yerden yere vuran zamanın ağırlığı, varoluşunun her dakikasını her saniyesini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşetin üstünde baskı kuran eve dönme seviciliği.
Eve dönmek mi! Zamanın örsüne kahredici bir yenilgiyi dövdüren deneyim, savaşın bittiğini anlatan.
Çünkü yolculukların tamamına leke düşüren boşunalık hissine hapseder seni, evde olmanın dayanılmaz merhametine sığınma talebi.
Evde olmak seni konuşturan seni dönüştüren seni boş bir duvara bakarken ıssızlığına mezar yapmaktan başka nedir ki! Tanrının ilk sözden beri ademe tahammülfersa bir boşluğu oydurmaktan başka nedir ki! Kavafis'in dediği; ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde, dediği... Konuyu bu kadar birbirinden alakasız düşüncelerle dağıtıp ve hiçbir yere vardırmayan kötü bir inceleme yazmam gibi Oğuz Atay kitapları, her neyse işte.
youtu.be/WuvZWDsl1I0