❝Dorian Gray'in Portresi❞
Hayatımda okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi... Dorian gibi ben de Lord Henry'le daha henüz gençken tanışmış ve onun büyüsüne kapılmıştım. Hala zaman zaman bazı sözleri zihnimde yankılanıyor :)
Kitabın konusuna gelecek olursak; Dorian Gray genç, yakışıklı ve büyüleyici görünüme sahip bir oğlandır. Tanıştığı herkeste olumlu hatta büyüleyici izlenim bırakır. Bu kişilerden biri de ressam Basil Hallward'dı. Basil tutkusunu sanata dönüştürecek, ve harikalar yaratacak o ilham kaynağını bulmuştu. Başlarda bir hayranlıkla başlayan ama zamanla aşka hatta tapmaya kadar giden çılgın bir tutkuyla kapılmıştı Dorian'a. Onu pohpohluyor, iltifatlar ediyor, ve kendini beğenmiş, kibirli biri olmasında önemli bir rol oynuyordu. Ki bunu yaptığı için sonunda pişman olmuştu... Neden mi?? Bir gün Dorian Basil'in arkadaşı olan Lord Henry'le tanıştı... Hayatında yaptığı en iyi mi en kötü olay mıydı bilemiyorum ama Dorian'ı Dorian yapan oydu. "Hepimiz Cenneti de cehennemi de içimizde taşırız" demişti Dorian. Haklıydı. Dorian öz olarak kötü biriydi belki ama bir yere kadar bu kötülüğünü içinde tutmayı başarmıştı... Ta ki Lord Henry'le tanışıncaya değin... Lord Henry biraz tuhaf biri... Toplum'a karşı çıkan, genel ve kabul görmüş fikirleri reddeden, ahlakı ve erdemi hiçe sayan, insan'ın hayatını istediği gibi yaşaması gerektiğini savunan, hazcı ve materyalist biri. Durmadan Dorian'ın güzelliğine ve gençliğine methiyeler düzen, hayatın sadece bu ikisinden ibaret olduğunu öğütleyen, gençliğin ve güzelliğin yoksa sen bir hiçsin vaizleriyle Dorian'ı zehirleyen biriydi. Nitekim, asıl olaylar da burada başlıyor... Basil bir gün yine Dorian'ın portresini yapıyor. Ama bu portre o kadar güzel oluyor ki... Lord Henry'nin öğütlerinden etkilenen Dorian o an bir dilekte bulunuyor. Bu portre hep bozulmamış, genç ve yakışıklı kalacak ama ben ihtiyarlayıp buruşacağım, keşke tam tersi olsa der. Ve olanlar olur. Dorian dileğinin gerçek olduğunu anlayınca, sınır tanımaz birine dönüşür. Nasılsa hiç kimse gerçek beni, kötü beni bilmeyecek diyerek iğrenç bir hayat sürdürür. Portre'ye her baktığında ruhuna işleyen o kötülüğün yansımasına şahit olur, buna dayanamadığı için portreyi kapalı kapılar ardında karanlıklarda saklar. O portreyi görmezse her şeyin iyi olduğuna inanır... ama ne demişler, gülme Menderes gülme, senden büyük Allah var :) Evet portredeki ruhunun yansımasını görmez ama vicdanı da onu rahat bırakmaz...
Benim kitaptan anladığım: Lord Henry'nin kötüyü ya da herkesin deyimiyle vahşi, hayvani yönümüzü temsil etmesi. Basil ise iyi olan, ahlak ve erdemi her şeyden üstün tutan yanımız. Dorian ise biziz... Ne olmak istediğini bilmeyen, henüz genç ve deneyimsiz olan, tutku'nun mu erdem'in mi peşinden gitmesi gerektiğine karar veremeyen. Kendi özünde nötr bir birey... Bizi biz yapan eğilimlerimiz ve seçimlerimizdir. Ne seçtiğimize, hangi yolu tuttuğumuza dikkat etmezsek kendimizi dönüşü olmayan bir uçurumun kenarında bulabiliriz...
Konu hakkında daha fazla konuşmayı anlamsız bulduğum için burada bitiriyorum :) Hâlâ kitabı okumayan varsa kesinlikle okumalı...
Evet, genelde okuduğum kitapları tekrar okumak adetim değildir. Bu kitabı okumamın nedeni kitabın sansürsüz basım olması. Kitap o dönem ingilteresinde eşcinselliği konu edindiği için yasaklanmış, yazarı hapisaneyi boylamış, eşinden boşanmış, sefil bir hayata mahkum olmuştur. Bu yüzden sonraki baskılar sansürlü ve eksik olarak basılmıştır. Hoş neyi sansürlediklerini de anlamış sayılmam... Okuduğum diğer baskıyla pek bir farkı yok gibi geldi bana. Biyografi okumayı seviyorsanız ilk 77 sayfa Wilde'ın hayatını ve bu eser'i anlatıyor. Ben sevmediğim için pek sıkıcı buldum :) Ayrıca her 1 sayfa için 2 3 sayfa açıklama da yazmışlar... Kitap, okumaktan daha çok araştırma yapacak olanlar için uygun gibi geldi bana. Açıklamalarla beraber fotoğraflar ve portrelerle zengileştirilmiş güzel bir çalışma olmuş. Beğenmediğim tek yanı çevirisi oldu... Ben kitabı ilk okuduğumda Destek Yayınları Seza Özdemir'in çevirisinden okumuştum Dorian Gray'in Portresi ve mükemmeldi. Bu kez okurken ister istemez bir kıyaslama yapıyordum ve Everest Yayınları'nın çevirisinin sönük kaldığına şahit oluyordum. Ve birçok sahne eksik kalmıştı kitapta... Okuduğum diğer baskıdan hatırladığım birkaç sahneyi bu basımda bulamadım... O sahneler mi sonradan eklenmiş, yoksa bu kitapta mı eksik bilemedim...
Araştırma nitelikli değil de keyifli bir kitap okumak istiyorsanız, ya da bu kitabı ilk kez okuyacaksanız kesinlikle bu basımı okumayın derim.
Kitaplı günler dilerim :))