Puan vermedi·50 syf.····Okunma: 12 Temmuz 2023 21:36 Öncelikle herkese merhaba, umarım azimle, sıkılmadan, bunalmadan kitap okuyacağınız bir dönemden geçiyorsunuzdur. Gelelim kitabımıza, Zweig okurları bilir ki;
Zweig savaş karşıtı ve özgürlüğüne düşkün bir adamdır. Bu kitapta da savaş sırasında askere alınmamak için Ferdinand ve karısının İsviçre'ye sığınması ve Ferdinand adlı başkarakterimizin savaş bölgesine askerliğe çağırılmasını konu edinir. Ferdinand'ın askerliğin ya da vatan savunması dediğimiz şeyin aslında boş bir insan katli olduğunu düşünmesi, fakat bir yandan da devletin yasalarına karşı boynunun kıldan ince olması ve altında ezilmesiyle, askere gidip gitmeme arasında kararsız kalması, karısı Paula'nın onu sürekli günümüz adaletinin ve askerlik denen şeyin boş bir kavram olduğunu söylemesi ama bir yandan da kocasının fikirlerine hiçbir zaman saygısızlık yapmayacağını belirterek şu sözleri söylemesi gerçekten çok hoştu. Kendini askerliğe mecbur hissetmeden kendi içinden gelerek, gitmek istiyorsan git. "İnsan amaçları uğruna kendinden vazgeçebilir, ama başkalarının çılgın fikirleri uğruna değil" işte Paula'nın bu sözü beni gerçekten çok etkiledi. Günümüzde ne çok şeyi mecburiyetten yaptığımızı bir düşündüm. Kaç kişi mecburen istemediği bir aile ortamının içinde, kaç kişi mecburen istemediği evde, şehirde, işte, okulda, kaç kişi mecburiyetten kendine katlanıyor, ya da küçük bir umut ve yaşama isteği yüzünden hayatından vazgeçmiyor. Sanki bazen yaşamaya mecburmuşum gibi hissediyorum. Her şeyin düzeleceğine inanarak.
Kitabı okuyun bakalım Ferdinand mecburiyetlerinden sıyrılabilmiş mi?
Karısına olan sevgisi mi ağır basmış, yoksa mecburiyetleri mi?