Puan vermedi·136 syf.····Okunma: 30 Eylül 2022 00:00 Her ne kadar birçok dünya dilinde bir kitabın kapağına bakarak hakkında önyargıda bulunmamamız gerektiğine dair birçok deyim bulunsa da (bkz. don't judge a book by it's cover) bu kitabı almamın tek sebebi kapağıydı açıkçası. Koson Ohara tarafından yapılmış olan kapak illüstrasyonu çok dikkatimi çekti, İthaki Japon Klasikleri de indirimdeydi; sonuç olarak aldım ve okudum işte.
Öncelikle şunu söyleyeyim,Japon kültürü hakkında öğrenmek istediğiniz şeyler varsa bu seriye gönül rahatlığıyla başlayabilirsiniz. Kitapta italik yazılarla geçen yabancı (japonca) terimler bilgi açlığınızı fazlasıyla doyurur.
Öykülere gelirsek:
Kitabın içindeki iki öyküden ilki,ömrünü fevkalade güzellikte bir Japon balığı üretmeye adamış bir adamın,Mataiçi'nin hayatından bahsediyor. Bir bilim insanının çılgın ve içe kapanık buhranlarına şahitlik ediyorsunuz. Ayrıca yazar Kanoko Okamoto hakkında düşündüğüm ilk şey,Asya'nın Bulgakov'u olabileceğiydi. Sonradan abarttığımı anladım çünkü yazar ne çıldırmış,kibirli bilim insanları yazıyordu ne de şehirleri ele geçiren mutant genomlar. Duygusal ve uzun betimlemeleri bilim kurguya çok yakışmıyor ancak zaten yazarın fantastik bir roman çıkartma gibi bir derdi olmadığı için önemli bir kusur değil bu.
Kitaptaki karakterler çoğunlukta tip olamayacak kadar spesifik fakat 'karakter' de olamayacak kadar sığ. Yani bir kişi sadece bir şeye odaklanıyor ve hayatı sadece beş on günden ibaretmiş gibi yaşayıp geçiriyorlar.
Bana tuhaf gelen bir toplumsal yapının birkaç örneğini gördüm ama aslında temelinde bizim kültürümüze benzeyen olaylar vardı; kadınların evliliğin derinliğine pek de önem vermemesi ve karşıdaki kişiyi bir hayat arkadaşı olarak değil de manken olarak seçmesi konusu vardı mesela. Ayrıca küçüklükten,ta ilkokuldan itibaren erkeklerin kadınlara zorbalık etmesi; toplumun ise bunun sevgi gösterme yolu olduğunu düşünerek pasif bir biçimde ataerkilliği desteklemesi olayı da vardı. Şaşırtıcı şekilde benzer. En azından pek Ortadoğu tarih bilgisi olmayan benim için şaşırtıcıydı.
Yazarın ilişkilere ve karakterlere bakış açısı,daha doğrusu karakterleri üzerinden yansıttığı kendi bakış açısını çok beğendim. Bunlar genellikle umursamaz,bir yönü ile sivrilen ama hayatta gideceği yol tamamen rastlantılar üzere kurulu kişiler. Misal, Mataiçi'nin uzman bir Japon balığı yetiştiricisi olması tamamen şans gibi bir şey. İkinci hikayede de aynı durumu görüyoruz.
İlk hikâyeyi kısa ancak oldukça etkileyici ve tatmin edici bir sonla bitirdikten sonra kitaptaki ikinci hikâyeye geçiyoruz: Yemek İblisi.
Betsuşiro isimli genç,feci derecede yetenekli bir aşçının -ki yine rastgele aşçılık öğretmeni oluyor- hayatını okuyoruz. Herif bazen çevresindekilere karşı tavrıyla insanın içini gıcıklıyor (belki benim azılı hümanist tarafım aktifleştiği için de öyle gelmiş olabilir) bazense dehasına hayran bıraktırıyor. Bütün dehalarda bulunan bir uyuzluk, bir insanlardan nefret etme huyu var adamda. Hikâye onun tercihleri ve geçmişi arasında dönüp son buluyor.
30 Eylül 2022 ÖS 11.23