Puan vermedi·155 syf.····Okunma: 08 Haziran 2023 07:44 Bu kitap yaşamın anlamını hazır biçimde okuyucuya sunan bir kitap değil. Zaten hiçbir kitap böyle bir iddiada olamaz veya olmamalıdır. Fakat bir insanın, insanca yaşamında bir anlam arayanların mutlaka okuması gereken bir kitap. Auschwitz de dahil olmak üzere pek çok toplama kampını deneyimlemiş bir psikiyatristin tecrübeleri. Bütün bu kamp hayatı boyunca ve bunlardan sonra hayatında anlam bulan bir kimsenin anlatıları. Elbette yazarın psikiyatrist olması zorlayıcı olayların nasıl üstesinden geldiğini aktarmasında büyük bir avantaj. Nitekim yazar psikoloji biliminde logoterapi isimli bir ekolün de kurucusu.
Kitabı okurken özellikle ilk sayfalarda hayli zorlandım, bazen nefes almakta güçlük çektiğim de oldu. Zira kapkaranlık, umutsuz bir dünya anlatılıyor. Burada bir alıntıya da yer vermek istiyorum. "Tren düdüğünün tıpkı yok edilişine taşıdığı mutsuz yükün yardım çığlığına benzer ürkütücü bir sesi vardı. Derken tren yavaşladı, belli ki bir istasyona yaklaşmıştı. Aniden kaygılı yolculardan bir çığlık yükseldi. “Tabelaya bakın, Auschwitz!” Herkesin kalbi bir an için durdu. Auschwitz İsmi tek başına dehşet verici olan her şey demekti: gazlı odaları, fırınlar, katliamlar… Tren yavaşça, neredeyse tereddüt eder gibi yolcularını bu korkunç gerçekten mümkün olduğunca korumak istercesine hareket etti: Auschwitz!"
Fakat ilginçtir ki tıpkı toplama kamplarındaki esirlerin olduğu gibi siz de okudukça durumu içselleştirip belki kabullenip bunu bir yaşam koşulu olarak benimseyebiliyorsunuz.
Kitapta yazarın dini inancından da izler bulmak mümkün diye düşünüyorum. Fakat bunlar zannımca evrensel ögeler içeriyor. Özellikle kişinin başına gelenlerin onun sınavları olduğu ve bunun karşısında nasıl davranacağını kendisinin seçeceği yönündeki yaklaşımı bana islam dinindeki imtihan inancını anımsattı. Dolayısıyla bu prensipler pek çok kimse için kolaylıkla içselleştirilebilecek nitelikte. Fakat elbette dini inançlarla arası olmayan bir kimsenin bu inançları içi boş veya temelsiz bulması ihtimal dahilinde.
Kitap günlük hayatımızda yaşadığımız dertlerimizi gözümüzde ne kadar da büyüttüğümüzü çarpıcı biçimde hissettiriyor. Elbette herkesin derdi kendi dünyasında belki en büyük dert zira sadece kendi derdimizi birinci elden deneyimliyoruz. Nihayetinde ateş düştüğü yeri yakıyor. Fakat kabul edelim ki insanın her an yaşamıyla sınanması, derdinin yaşayabilmek, temiz bir nefes alabilmek olması çok daha farklı, zorlayıcı bir dert. İşte belki de sınandığı şey bu kadar büyük olunca yaşamın değeri artıyor. O zaman bir toplama kampından başka bir toplama kampına nakledildiğinde buranın bacasız bir kamp olduğunu öğrenmek, hala bir esir olan ve yaşama ihtimali sayılarla ifade edilebilecek bir kimse için bir sevinç vesilesi olabiliyor.
Hayatımda yer tutacak, zannediyorum tekrar okuyacağım, bana pek çok tecrübe, bakış açısı katan kıymetli bir kitap. Okuyacak herkese iyi okumalar diliyorum…