Nereden başlasam, nasıl başlasam inanın bilmiyorum. O kadar kaliteli bir seriydi ki anlatamam. Yazarın, evrenini ince ince ördüğü detaylı bir epik fantastik. Fakat diğer epik fantastikler gibi yorucu bir kalemle, laf salatası betimlemelerle dolu değil. Öz, direkt anlatımlı ve vurucu bir yazım dili vardı yazarın. Bu da hem seriye çok çabuk alışmanızı hem de kitapların hızlı akmasını sağlıyordu. Kurgu zaten çok özgün. O kadar detaylı bir kurgu ki kısaca konudan bile bahsetsem daha sonraki kitaplarda detaylarını öğreneceğiniz küçük bilgiler hakkında spoiler vermiş olurum. O yüzden en iyisi sizin okurken konuya ve kurguya alışmanız. Ama bir fikir edinebilmeniz için kısaca ilk kitabın ilk elli sayfasında neler olduğundan bahsetmem gerekirse; ana karakterimiz Rin uzun yıllar boyunca üç kıtayı da esiri altına almış 1 ve 2. Haşhaş Savaşları’nın sonunda Nikan İmparatorluğu’nda savaş yetimi olarak kalmış bir kız. Ülkedeki savaş yetimleri ise Nikan halkına köle olarak verilmekte. Yiyecek ve kalacak yer karşılığında, bu köleler sahiplerinin her dediğini yapıyor. Sözde bu sistemin adı evlat edindirme de yerseniz işte. Rin’in yanında kaldığı ailesi de Rin’in yeteri kadar büyüdüğüne ve artık masraflarının, hizmetlerinin ederinden daha fazla olduğuna kanaat getirince onu yaşlı bir savaş lorduna gelin olarak satmaya karar verirler. Rin de bundan tek çıkışının, ülkenin seçkinlerinin (savaş lordlarının ve bakanların çocukları, generallerin öğrencileri vs) bile Keju adı verilen sınava çok çok çalışarak güç bela girebildiği ülkenin en iyi askeri okulu Sinegard Akademisi’ne girmekten geçtiğini düşünür ve seçkin kesimin bile çocukluklarından beri çalışıp zar zor girebildiği akademiye iki yıl deliler gibi çalışarak bütün fakirliği ve yetersizliğine rağmen girmeyi başarır. Rin’in o küçük köyden çıkıp ülkenin başkentindeki bütün soyluların eğitim gördüğü akademiye girişini ve orada başına gelenleri okuyoruz.
Konumuz ve kurgumuz az çok böyle. Spoiler vermeden anlatmaya çalıştım biraz. Umarım tatmin edici olmuştur sizin için. Bana kalırsa serinin en etkileyici özelliklerinden biri üç kitap boyunca okuduğumuz karakter değişimi. Gözle görülür biçimde, yazar resmen Rin’i üç kitap boyunca her kitapta farklı biri yaptı.. Değişim taa son kitabın sonuna kadar devam etti. Bunu okumak ve hissetmek inanılmazdı. Bir de benim gibi üç kitabı da ard arda okursanız değişim daha bile etkileyici oluyor. Rin’in ilk kitapta, içindeki o köylü kızı yenip yavaş yavaş bir savaşçı ve daha özgüvenli bir kadın figürüne dönüşünü okuyoruz. Daha sonra ikinci kitapta gördüğü savaşlar ve yaşadığı kayıplar neticesinde almak zorunda olduğu kararlardan kaçan, çareyi başkalarında arayan ve sürekli hata yapan bir savaşçı olarak karşımıza çıkıyor. Sorumluluk alırsa yaşanan her şeyin sorumlusu olmaktan korkmaya başlıyor bütün o kayıplar sonrasında. O yüzden komutayı hep başka birine vermek isteyen bir Rin görüyoruz. Üçüncü kitapta ise ki bu Rin benim favorim, yaşadığı ve yaptığı her şeyi kabul etmiş ve kendi kaderinin efendisinin kendisi olması gerektiğine inanan ve değerlerini/sevdiklerini korumaya daha meyilli bir Rin görüyoruz. Uğradığı ihanetler sonucu olgunlaşan ve kendi benliğini yeniden yaratan bir kadın oluyor. Özellikle üçüncü kitabın sonlarına doğru daha önce sertçe yargıladığı birçok durumun aslında sandığı gibi olmadığını fark edişi ve bu durumları kendi yaşadıklarıyla bağdaştırması ise okuduğum en hüzünlü ama aynı zamanda en tatmin edici bölümdü. Üç kitap boyunca inkar ederek kaçtığı her şeyi çaresiz bir sessizlikle kabullenişi benim yüreğimi dağladı resmen. Sonunda ağladığım nadir kitaplardan oldu. Verdiğim her puanı sonuna kadar hak eden bir seri.
Son olarak, genel olarak kurguya ve olan olaylara gelecek olursak.. Aslında baktığınızda o kadar üzücü, kalp kıran bir hikaye ki.. Özellikle Rin ve Altan için o kadar üzgünüm ki… Ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü huzur bulamadılar, bir türlü mutlu olamadılar. Hep boğuştular, hep savaştılar ve asla takdir görmediler. Hiçbir zaman yüzleri gülmedi ve bu durum geçmişteki olaylarla özdeşleştiğinde o kadar kalp kırıcı bir hale geliyordu ki beni sonunda ağlatan nadir serilerden biri oldu. Bir de Gelelim Kitay’a… Kuşkusuz kitap boyunca en sevdiğim karakterdi. Hem zeki, hem gerçekleri somut bir şekilde değerlendiren hem de Rin’e karanlığında ışık olan bir arkadaştı. Her halini beğendiğim müthiş bir seriydi.
Haşhaş SavaşıYanan TanrıEjderha Cumhuriyeti