7/10
·168 syf.··
2023 17. kitabı
Hekimlik, oyunculuk, senaristlik, yönetmenlik ve yazarlık yeteneklerinin bir arada toplandığı çok değerli bir insan Ercan Kesal! Anadolu topraklarında başladığı hayatının kendi farkındalığını yakaladıktan sonra, ilk adımlarını esnaflıkla atıyor. Sonrasında üç üniversite okuyor, genç yaşında yurt dışı deneyimini dahi ediniyor. Hekimlik mesleği, o mesleğinde insanları usta bir hikayeci bakışıyla gözlemlemesinin ardından, İstanbul'da bir hastane kurarken buluyor kendini... Bir süre sonra bunalıyor ve tutkuları Kesal'ın yakasına yapışıyor. Tutkularına el vermek önemlidir, kıymetli düşünürümüz de sinema sektörüne atılıyor ve kendi deyimiyle her zaman olduğu gibi çıraklıktan başlıyor tutkusuna... O, hayatı her zaman bir "öğrenmeler manzumesi" olarak nitelerken; son derece de alçakgönüllü, her zaman bir çırak olduğunu düşünüyor ve öğrenmeye olan açlığı asla bitmiyor. Adım atmaktan asla korkmuyor, her fırsatta konfor alanının dışında yaşamayı seviyor. Tutkusunun peşinden koşmayı ihmal etmiyor, anı yaşıyor. Tüm bunlarla birlikte başarılı bir oyuncu, senarist, yönetmen ve yazar olmayı başarıyor. Her yönüyle tebriği hak eden ve çok takdir ettiğim bir gönül adamı! Ercan Kesal'ı anlattığım tüm bu yönleriyle "Cebimdeki Ekmek Kırıntıları" adlı kitabında bulabiliyorsunuz. Yenal Bilgici'nin katkılarıyla nehir söyleşi şeklinde ilerleyen kitap, oldukça lezzetli bir deneyim sunuyor tüm okurlara... Bilgici ile Kesal'ın karşılıklı sıcak sohbetinde soru soruyu açıyor ve Ercan Kesal'ın süzgecinden geçen kelimelerle kendinizi farklı düşüncelerde bulabiliyorsunuz. Üslup olarak yalın ve günlük konuşma dilindeydi. Sonlara doğru biraz fazla uzaması ve birkaç bölüm daha eklenememesi dışında kitapta bir sorun görmedim. Çayınızı veya kahvenizi yanınıza aldığında, çok samimi bir okumanın içinde bulacaksınız benliğinizi... Cebimdeki Ekmek Kırıntıları'nda her yönüyle Ercan Kesal' ı görüyorsunuz. Çok samimi, kelimelerle arası da çok iyi... Küçüklüğünden beri kelimelerle olan bu gönül bağı, onu günümüzde bulunduğu noktaya getirmiş. Kesal, kelimenin ruhunu yakalayabilen insanlardan; bunu detaylı bir şekilde anlayabiliyorsunuz. İstanbul onun için geçinebilmek adına bir şanstı ve İstanbul'un onu nasıl pozitif anlamda dönüştürdüğünü satırlarda görüyorsunuz. Hayallerinin şehri İstanbul'da kimi anlatırsa anlatsın, aslında hep kendini anlattığını çok iyi biliyor. Kesal'a göre bu, tüm insanlık için bir genelleme! Hayatta var olabilmek için kendisini hep bir mücadele içine sokuyor ve bu mücadelesinde yanına kelimeleri, edebiyatı alıyor. İnsanın verimli olabildiği belirli saat dilimlerinin olduğunu düşünüyor; Kesal için bu vakit, sabahın en erken vakitleri... Kendisine yaşam bahşeden mücadelesine en iyi reaksiyonu bu saatlerde verebiliyor. Konfor alanından çıkabilmek ve gittiğimiz yere adapte olabilmek, Ercan Kesal'ın insanlığa en hayati tavsiyesi! Sürekli bir şekilde, yaptığı her işte kendine duyacağı saygının peşinde... Dilin ve kelimelerin her daim bir ruhunun olduğunu, dilin bir haykrış ve bir ihtiyaç olduğunu çarpıcı örneklerle savunuyor. Z kuşağının bu dünyanın sahibi olabilecek kapasitede düşünmediklerini, sorumluluk almaktan kaçtıklarını, iletişimi sanal boyuta indirdiklerini ve bu halde olmalarında tüm insanlığın suçunun bulunduğunu vurgulayarak eleştiriyor. Kendini yazım stilini ise Anton Çehov'a yakın görüyor. Cebimdeki Ekmek Kırıntıları'nda Ercan Kesal'ın yaşamını, gençliğini, hayata karşı bakış açısını, hayatta başarılı olabilmek adına verdiği tavsiyeleri, çıkardığı dersleri, kitap ve film önerilerini, edebiyat-kelimeler-sinema üçgenine olan tutkusunu, dile verdiği önemi bulacaksınız.
Edebiyat
Cebimdeki Ekmek KırıntılarıErcan Kesal · Kronik Kitap · 2022614 okunma
··
558 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.