Evet, dediğim gibi vazgeçemiyorum romance okumaktan. Özellikle de seri aralarına sıkıştırınca daha katlanılabilir ve tatlı oluyorlar. Şayet bu kitap da uzun süredir okuduğum; beni baymayan, gereksiz uzatılmamış, hayatta hiçbir derdi olmamasına rağmen saçma bir şekilde bunalım takılan karakterlerin bulunmadığı ilk genç yetişkin aşk kitabı oldu benim için. Uzun bir süredir bu türün monotonluğuna o kadar alışmıştım ki elime bir aşk kitabı alır almaz beklentilerim hemen hemen hepsinde aynı oluyordu. Ama Tuvaldeki Yaralar, daha kısa ve öz bir kitap olmakla birlikte ne istediğini bilen ve hızlı karar verebilen iki ana karakteri içeren bir romance’ti. Yani kısaca bu türün tam zıttı karakterler. Hiçbir zaman kendi kendine “bizim ilişkimiz olmaz, ben onun için çok kötüyüm ya da o benim için çok iyi, bizimkisi imkansız aşk..”tribine girmeyen karakterlerdi ikisi de. Zaten bunu fark edince bi ağzım yerlere düştü. Bilirsiniz, bu türde böyle bir dramın yaşanmaması oldukça ilginç ve nadir bir durum. Karakterlerimiz arasındaki kimya ve çekim güçlüydü, bu çekim gayet sıkmadan okutturan bir yazım diliyle de birleşince ortaya oldukça tatlı ve bir günde bitebilen bir kitap çıkmış. Her şey hızlı olup bitiyor ve bu yüzden belki bir tık kısa bir kitap ama inanın sizi eğlendiren ve okurken zevk veren yönü de bu. Saçma sapan baymaması. 1 puan kırmamın tek sebebi kitaba dark romance demelerine rağmen pek de dark bir yanı yoktu ve bir dark romance’e göre aşırı olaysızdı. Bunlar dışında saçma bulduğum bir detay yok. Öneririm, kafa dağıtmak için boş bir gününüzde açın, okumaya başlayın. İki-üç saate biter. Tam öyle bir kitap.
Tuvaldeki Yaralar