·283 syf.····Okunma: 02 Temmuz 2023 00:00 İlksöz: Bilim insanı çok kıymetli ama bilime değer veren yok.
Cumhuriyet'in ilk yıllarının en büyük eksiği, kanımca nitelikli insan azlığıydı. Üstelik o az sayıda olan nitelikli insanlar da hep asker kökenliydi. Osmanlı hep iyi asker yetiştirmişti ama bilim insanı vb olarak tanımlayabileceğimiz insan sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi belki de.
Kökleri 1700lere dayanan Yüksek Mühendislik Mektebi (Bugünkü İTÜ) cumhuriyetin ilk mühendislerini yetiştiren okuldur. O mezunlar ülkenin ilk teknik birikimini oluşturmuşlar. Onlardan biri de Adana'dan gelip yatılı okuyup inşaat mühendisi olan Mustafa İnan. Doktora için İsviçre'ye gider ve yurtdışında doktorasını tamamlayan ilk Türk olur. Yetiştiği ama artık adı İstanbul Teknik Üniversite'si olan okuluna döner ve burada dersler vermeye başlar. Yaptığı bilimsel çalışmalar, kurduğu laboratuvarlar, yetiştirdiği yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile üniversitenin sadece ders verilen bir yer değil akademik çalışmalar yapılan bir konuma gelmesini sağlar. Yetiştirdikleri ile bir ekol olur. Ve tüm bunları kısıtlı şartlar altında yapar. Bir bakıma Türkiye'deki gerçek üniversitenin temellerini atanlardan biri olarak tarihe geçer.
Mustafa İnan iyi bir bilim insanı olması yanında, iletişimi kuvvetlidir, çok sayıda yabancı dil bilir, matematikte oldukça iyidir, tasavvufla ilgilenir, ney üfler, Divan Edebiyatı'na hayrandır, kimi şairlerin divanlarını ezbere bilir.
Kurucuları arasında yer aldığı TÜBİTAK, 1970'li yıllarda, Türk Bilim Dünyası'nın önemli insanlarının hayatlarının roman olarak yayınlanması için bir adım atar. Amaç, yaşanan zorlukların, geçilen yolların ortaya konması ve tüm zorluklara rağmen elde edilen başarılarla gençlerin bilime yönelmesine teşvik edilmesidir. Mustafa İnan hakkındaki kitabı yazması için yakın arkadaşı Cahit Arf'a teklif götürülür. Fakat Arf yazarlık gibi bir yeteneği olmadığından ve işin hakkını veremeyeceği endişesiyle teklifi geri çevirir. Daha sonra açılan bir yarışma ile İnan'ın öğrencisi Oğuz Atay'a verilir bu görev. Atay da Cahit Arf ile sürekli görüşerek ve ondan aldığı bilgilerle bu romanı ortaya çıkartır.
.
Romanın kurgusu, Atay'ın yazma sürecine benzer aslında. Taşradan Teknik Üniversite'ye gelen bir öğrenci üniversite koridorlarında bir Profesör ile karşılaşır. O sırada Mustafa İnan'ı anma töreni yapılmaktadır üniversitede. Profesör bu yeni öğrenciye İnan'ı anlatır. Bir bakıma Cahit Arf'ın Oğuz Atay'a Mustafa İnan'ı anlatması gibi. Atay, İnan hakkında konuşan profesör ile genç öğrencinin diyaloglarını öyle ustaca kurgular ki hem İnan hakkında dolu dolu ve ayrıntılı bilgiler elde edersiniz hem de bir roman okuyormuşcasına keyif alırsınız. Aslında okuduğunuz sadece İnan'ın hayatı, karşılaştığı zorluklar değil, emeklemekten ayağa kalkmaya çalışan Türk Üniversitesi'nin gayretleridir, sancılarıdır, önündeki engellerdir.
.
Okumadan önce kafamda kurguladığım, Atay'ın hayran olduğu hocası hakkında yazdığı bir kitaptı. Oğuzum Atayım ne oldu da bu kadar hayran kaldı hocasına diyordum, hocası onu nasıl etkiledi acaba diye merak ediyordum. Kitabın başındaki Cahit Arf'ın yazısını okuyunca modda bir düşme olmadı değil. Ama okudukça, Oğuz Atay'ı nasıl etkiledi acaba diye merak ettiğim Mustafa İnan'ın beni etkileme süreci başladı. Yaptıklarını okudukça gurur duydum, birçok düşüncemizin kesiştiğini görünce büyük keyif aldım, aradan neredeyse 70-80 yıl geçmiş olmasına rağmen üniversitedeki bazı şeylerin hiç değişmemiş olmasına bugünün bir akademisyeni olarak sıkıldım.
.
Özellikle akademisyenlere eğitimcilere, , bilim meraklılarına, sonra da herkese öneririm. Hem dolu dolu bir bilim insanını tanıyın hem de Oğuz Atay'ın nasıl akıcı bir kitap yazdığını görün. Okudukça, diğer kitapları yazan aynı kişi mi diyeceksiniz. Yok hayır, ben o diğerlerinin büyük bir hayranınıyım. Zaten "Tutunamayıp", "Tehlikeli Oyunlar" oynarken hep "Korkuyu Beklediğimiz"den ama yine de "Oyunlarla Yaşamaya" devam ettiğimiz için Oğuzum Atayım ortaya çıktı değil mi...Kitapla Sağlıcakla.
.
.
.
Sonsöz:
Bir seminer hazırlamanın amacı bir eğriyi çizmek olamazdı. 'Senin amacm, bu eğriyi çizmekle ne yarar sağlayacağını göstermektir". Mustafa İnan bunu anlatmakta genellikle çok zorluk çekiyordu: mesela lisedeki sınıf arkadaşları derslere hazırlanırken amaçlarının sınıf geçmek oldugunu sanıyorlardı.
.