-"Ya iman etmeyenler?"
-"Onlara kimsenin sözü yok." Dedi bilge adam."Dikkat et, Allah seslenirken 'Ey insanlar!' demiyor."
-"Ne diyor peki?"
-"'Ey iman edenler!' diyor."
-"Yani iman etmeyenleri muhatap almıyor mu Rabbimiz?"
-"Onların yerlerini belirlemiş Yüce Mevla.
Ancak iman edenlerin yeri belirsiz."
-"Nasıl yani?"
-"imanın dereceleri var.Hem iman , güçlenip zayıflayan bir şey."
-"Peki, güçlü bir imanın en büyük ispatı nedir?" diye sordu genç.
-"Allah 'a yalnızca inanmak değil, güvenmektir de. " dedi ihtiyar.
-"Nasıl yani? İnanlar aynı zamanda güvenenler değil midir?"
-"Asla! Asıl sorun da bu zaten."
-"O zaman gerçek manada inanmıyorlar."dedi genç.
-"Evlat, öyle olsaydı, 'Ey iman edenler , iman ediniz!' der miydi Allah?"
-"Ne yapmalı peki?"
-" İmanları tazelemeli ve Abdülmuttalip tavrı geliştirilmeli."
-" Ne yapmıştı Abdülmuttalip?"
-"Abdülmuttalip, Kâbe'nin korunmasından sorumluydu.Ebrehe, Kâbe'yi yıkmaya gelmeden önce, öncü kuvvetleri göndermişti.Askerleri yağma yapıp Mekkelilerin sürülerini götürmüşler di.
Abdülmuttalip de gidip devrelerini istemişti Ebrehe'den."
Genç şaşakaldi.
-"Kâbe yikilacakken develerin derdine mi düşmüş?"
-" Ebrehe'de böyle demişti evlat."
-"Yıkılmış mı peki Kâbe?"
-"Hayır."
-"Ne olmuş peki."
Abdülmuttalip şahane bir cevap verir:
-"Ben develerin sahibiyim, onları istiyorum. Kâbe 'nin de sahibi var.O'nu sahibi koruyacaktır."
-"Ebrehe vermiş mi ya?"
-"Elbette."
-"Peki sonra?"
-"Sonra çıkıp bir tepede olacakları seyretmeye koyulur Abdülmuttalip."
-"Korumamişmi yani Kâbe 'yi?"
-"Hayır, Allah 'in koruyacağına yürekten inanır ve O'na gerçek manada güvenir."
Delikanlı iyice meraklandi.
-"Sonra?"
-"Fil Suresi'nde anlatılanlar olur. Ebrehe ordusu Kâbe 'ye doğru ilerlerken Ebabil Kuşları görünür semada.Bir taş yağmurudur başlar."
-"Ebabiller mi taşlamış?"
-"Evet."dedi ihtiyar. "Hem de ne taşlama. Ebrehe ordusu helâk olur gider."
-"Allah boşa çıkarmamış güvenini."
-