Bugün akşama doğru sahile gidip dinlenmek istedim. Malum Antalya çok sıcak, nem de aşırı...
Denize bakan yerden bir masa buldum oturdum dalgaların hafif serinliğini hissederek düşünüyordum.
Oturduğum masa 4 kişilikti, ben yalnızdım. Eğer bir aile gelirse muhakkak masayı onlara bırakırım nezaketen.
Velhasıl bir erkek turiste benziyor oturduğum masanın yanında işletme çalışanlarıyla sıkı bir sohbet ediyor etrafı gösteriyor, sanki yer yok nereye gideceğim der gibi, Rusça bilmiyorum sadece öngörüm o yöndeydi. Çalışan yanıma yaklaştı, beyefendi müsaade ederseniz bu arkadaş masanıza oturabilir mi? Yerimiz dolu, sakıncası yoksa dedi. Memnuniyetle dedim, hatta ailesi varsa kalkabilirim dedim. Tek olduğu anlaşıldı.
Türkçe selam vererek oturdu. Ben hemen telofonumdan çeviri uygulamasını açtım hazır olayım diye. Ve Rusça bir şeyler söyledi telofonumu ona vererek çeviri kısmına yazmasını istedim gülerek alıp yazmaya başladı.
Yakutistan'dan geldiğini, annesi tarafından Türk ve Müslüman olduğunu, Rusya'da öğretmen olduğunu, ülkesinde yıllarca soğuktan bıktığını, bana şanslı olduğumu söyledi.
Yakutistan'dan gelmiş, Rusya'yı tarihsel olarak iyi bilen, nazik, mütevazı bir öğretmen.
Ben durur muyum, hemen sordum; hocam Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin, Gogol, Tarkovski ne yapıyorlar iyiler mi dedim.
Gülerek yazmaya başladı, siz bunların öldüğünü bilmiyor musunuz?
Evet biliyorum da, hani ruhları Yakutistan'da canlı mı, Rusya'da canlı mı demek istedim dedim güldü.
Evet dedi, halen Rusya'da ve Yakutistan'da bu yazarlar canlılar okullarda, üniversitelerde kütüphanelerde resimleri kitapları sergilenir, anma etkinliği yapılır dedi.
Dedim ki; bizim insanları nasıl buluyorsunuz?
Çok duygusal nazik ve samimi buluyorum o yüzden 10 yıldır Antalya'ya geliyorum dedi.
O da bana sordu : Siz ne düşünüyorsunuz ülkemiz hakkında ...
Dedim ki; Rusya büyük, tarihsel, dünya siyasetine yön vermiş devlet. Bütün ülkeler gibi menfeat ilkeleri doğrultusunda ülkemiz ile işbirliği yapan uyanık bir ülke dedim.
Güldü.
Dedim ki; ülkemiz Rusya'yı devlet olarak bilmenin ötesinde en çok bu saydığım yazarlar yönüyle daha çok biliyor. Hatta sizin bu yazarlar yüzünden bir çok insan hem mutlu, hem acı çekiyor dedim. Bu dünyadan bir Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin geçmeseydi çok şey eksik olurdu dedim.
Bizim ülkeden bildiğiniz yazar var mı dedim, Nazım Hikmet aşk adamı dedi.
Dedim ki; özellikle Dostoyevski üzerine odaklanarak, Yüce Dostoyevski yaşasaydı ne olurdu dedim. O hayatında çok uyumazdı, sabahlara kadar evinin ışığı yanarmış, galiba dünyanın bir çok yerinden evine insan gelirdi dedi.
Onun kitaplarında insan kendini buluyor, o kadar çok umutvari yazıyor ki fakat bütün kitaplarının sonu hüzün ve acıyla bitiyor. Özellikle Beyaz Geceler dedim, o yüce sıfatını hak eden bir insan dedim.
Ne dedi biliyor musunuz?
Aynen aktarıyorum:
"Tanrı en sevdiğiniz kitabının henüz okumadığınız sayfaları arasında saklanıyor ve işiniz bittiğinde tanrı başka bir sayfaya saklanıyor." dedi şok oldum.
Bu yazdığı yazıyı iki kez okudum, tebrik ediyorum sizi dedim. Sustum.
Son kez şunu sordum : Dostoyevski'nin mezarına gidiyor musunuz dedim.
Bana telofonundan onun S.t. Petersburg da bulunan mezarı başında ellerini açmış dua ederken resimlerini gösterdi duygulandım.
Bir daha gittiğinizde lütfen benim de selamımı söyleyin, Tanrı onu cennetinde huzur içinde yaşatsın dedim, gözleri doldu.
Müsaade isteyip vedalaşıp ayrıldım.
.
.
.