Hemen hemen herkesin duyduğu bir kitap Nietzsche Ağladığında, ben de çok duydum ama bir türlü okuyamamıştım. Tesadüfen elime geçince ve başka yapacak pek de bir şeyim olmayınca başladım ve açıkçası bırakamadım. İnsanlığımı Yitirirken'i okuduktan sonra sürükleyiciliğine hayran kaldığımı çok kez belirtmiştim (ki hala da aynı fikirdeyim) ama Nietzche Ağladığında sanırım biraz daha iyiydi bu konuda. "Belk diyalogların daha ağırlıklı olmasından, daha fazla olay içermesinden" diye düşünsem de, felsefi açıdan da çok daha derin olduğu da kesin.
İlk başlarda biraz daha olay ağırlıklı ilerliyor kitap, ilerledikçe diyaloglar ve felsefi konuşmalar artıyor. Normalde felsefi konuşmaları anlamakta zorlanırım, yavaş okumam ya da tekrar etmem gerekir. Ama o kadar basitçe anlatılmış ki her şey, tek seferde anlamakla kalmıyor içselleştiriyorsunuz da. Özellikle Nietzche ve Breuer'ın mezarlıkta yaptıkları sohbet bu cümlemin kastettiğini tam karşılıyor diye düşünüyorum.
Yapılan sohbetlerden aldığım doyumun yanı sıra görüşmeleri ilerledikçe Breuer ve Nietzche'nin ilişkilerinin doktor-hastadan dostluğa ilerleyişine de bayıldım. Gözümüze sokulmadan, küçük küçük ayrıntılarla o kadar güzel anlatılmıştı ki kitabın sonundaki yazar notunu okumak biraz üzdü.
Kitabı okurken filozofların objektifliğini biraz daha sorguladım sadece. Felsefeyle alakadar olmaya başlayınca rasyonel düşünmek gerekiyor ama insan asla tam olarak duygularından arınamıyor. Schopenhauer annesiyle olan ilişkisinin etkilerini üzerinden atamayıp kadın düşmanlığına kitaplarında devam ediyor mesela. Kitapta da Nietzche her şeye rağmen Salome'den kopartamıyor düşüncelerini. Felsefenin güzel kısmı biraz da bu sanırım, rasyonel olmaya çalışıyor ama duygulardan da kopamıyor.
Diyebileceğim pek fazla bir şey kalmadı, kitabın gerçekten çoook güzel olduğunu ve çok sevdiğimi bir kez daha söyleyip bitireyim. Keyifli okumalar.