Uzun zamandır kalemi ile tanışmak istediğim Mine Söğüt'e " Gergedan" sayesinde görünmeyen bir el sallamış oldum. Özenle seçtiği kelimelerinin yanı sıra gazeteci kimliğini de eser aracılığıyla gördüğümü söyleyebilirim. Toplumun gerçeklerini sanatla yoğurarak aslında rahatsız ediciliğin en güzel örneğini ortaya koymuş kendisi. Her akşam ana haber bülteninde farklı isimlerdeki kadınların başına gelen benzer hikâyeleri kendine has üslubuyla okuyucuya sunarak yapmış bunu hiç kuşkusuz.
Gergedan imgesi ile ortak paydada buluşturulan ve toplumun karanlık tarafının gözüne ışığı sokan öykülerle farklı yaş gruplarındaki kadınların mahalle ve ev arasına sıkışan hayatlarına perde aralıyoruz. Eserdeki fon karakterler gibi biz de yaşananlara sadece bakmakla yetiniyor hatta bazen ansızın kitabı kapatarak onların gerçeklerinden kendi konfor alanımıza kaçıyoruz. Belki de bu yüzden en az failler kadar suçluyuz.
Bu kitaptaki öykülerin her biri, her gün bir yerlere gitmek üzere hızla ardımızda bıraktığımız sokaklarda belki defalarca kez önünden geçtiğimiz apartmanlardaki dairelerde her gün milyonlarca kez babaları veya kocaları tarafından öldürülen kadınlara dair. Bizlere hem şahdamarımız kadar yakın hem de bize uzak bir iklimde yaşayan gergedan kadar uzak.