Her ne kadar tipik bir Jane Austen eseri olsa da, yazar sıkmayan ve yormayan kalemiyle başka bir keyifli dünyaya götürüyor bizi.
Gurur ve Önyargı kadar etkilediğini söyleyemem ama başkahramanımız Emma’nın 1800lü yıllardaki kadın-erkek eşitsizliği, kadının sosyal hayattaki yeri gibi dönem şartlarının ilerisinde bir karakter olduğunu ve bu yüzden çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Emma söz sahibi, sadece kendi iradesiyle hareket eden, cesur bir karakter. Bu açıdan baktığımızda Jane Austen’in feminist kalemiyle tekrardan karşılaşmış oluyoruz.
Öte yandan hikayeye tam bir aşk hikayesi diyemem çünkü bence yazar bu eserde zamanın, olayların ve karşımıza çıkan fırsatların, en net ve değişmez diye bildiğimiz/inandığımız duygu ve düşüncelerimizi nasıl da değiştirebileceğini göstermek istemiş. “Asla, asla deme” der gibi.
Emma’ya bazen gıcık olsam da, muazzam bir değişim geçirmese de sonlara doğru hatalarını görebilmiş olmasıyla çok sevindim ve Emma’yı daha çok sevdim.
Uzun lafın kısası; güzel, tatlı ve samimi bir vakit geçirmek istiyorsanız bu kitaba şans verebilirsiniz.
EmmaJane Austen