Puan vermedi·204 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Ağustos 2023 16:07 Bu kitabı ikinci kez okuyorum, ama sanki ilk kez okuyormuşum gibi soluksuz okudum.
Suat Derviş Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi bir kadın yazar olarak yer almaktadır. Ankara Mahpusu ise 1957 yılında Fransa'da yayımlanmış ilk Türk roman. Türkiye'de ilk kez 1968 yılında yayımlanmış ve 18 dile çevrilen bir roman olma özelliğini taşır.
Ankara Mahpusu anlatımıyla, durağan ve karamsar bir tablo çizse bile sonunda güneşin doğacağı ümidini vermekten geri kalmaz. Bir nevi gün doğmadan neler doğar sözünün açılımıdır kitap.
Yazar kitabında bir tarih vermese de kendi yaşadığı dönemi anlatmış, burada 1950'li yılların yansımasını görüyorum.
Kitabın ana karakteri Vasfi'dir ve Vasfi'nin çevresindeki olaylar anlatılır. Annesinin isteğiyle Tıp fakültesine gider. Bu arada mahallesine taşınan Zeynep adında kıza aşık olur. Fakat yaşlı amcası ile evlenir Zeynep. Yaşlı amca zengindir ve çocuğu yoktur. Mirastan pay almak isteyen kuzen Zeynep'in foyasını çıkarmak için oyun kurar. Olayın kırılma noktası Vasfi'nin kuzenini öldürmesidir. 12 yıllık hapis hayatından sonra özgürlüğüne kavuşursa da artık her şey değişmiştir. İşi olmaya üstüne üstlük sabika kaydı olan birinin çalışma şansı yoktur. Bu yüzde meskeni sokaklardır. Fakar Vasfi sokaklara düşmek istemez, bu inanç belki onu kurtaracaktır.
Kitap basit bir aşk hikayesi ile başlayıp, ekonomik ve sosyal değişimi anlatması açısından önemliydi. Özellikle özgürlük konusunda yazılanlar unutulmazdı ve gerçekten özgür müyüz sorusunu insana sordurtuyor. Aynı şekilde mutluluk konusu da çok iyi işlenmiş kitapta.
Kitabın mekanları Ankara ve İstanbul... Ankara' da gezmek ister fakat fazla durmaz kahramanımız. Daha çok İstanbul, İstanbul sokakları ve evsizlerin gittiği sabahçı kahveleri, istasyonlar ,fuarlar gibi mekanlar seçilmiş.
Unutamadığım karakterler, Vasfi, Vasfi'nin annesi, Zeynep, Nueri, Siyah bereli kadın, Yeşil mantolu kadın. Yeşil mantolu kadın, Vasfi'nin kaderinde değişime katkısı olan en önemli kişdir bence.
"Vasfi denilen bu "hür adam" madem ki hürdü, demek kendi arzusuyla açlık ve yorgunluktan ölüyordu. Kendi kendine "Hayır," diyordu, "hürriyet bu olamaz. Herhalde hürriyetin daha iyi,daha veciz bir tarifi olması lazım. Hürriyet insana insanlık vekarını kaybetmemek için lazım gelen şeylerin hepsini birden ve bir arda vermezse, ona hürriyet denilemez. Hürriyet lügat kitaplarında boy gösteren ve tarif edilen bir kelime olmamalıdır. Eğer hürriyet hayatın ihtiyaçları ile tezat halindeyse, eğer sizi en meşru ihtiyaçların kölesi yapmıyorsa, bilakis etrafınızdaki kimselerle tam bir ahenk içinde yaşamanızı mümkün kılıyorsa, o zaman size mutluluk getirir. " (sayfa:145)
Seher Özkök'ün yazdığı önsözü hem kitap hakkında bilgil vermekte, hem de Suat Derviş' i tanımamıza yardımcı olmaktadır.
Kısaca umuda ve mutluluğa yönelik bir eser.
Kitaptaki bir cümle ile bitiriyorum; ümitsizliğe kapılmamak dileğiyle...