·464 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ağustos 2023 01:55 Bu kitabı uzun süredir okumak istiyordum fakat anca fırsatım olabildi. Kitabı bitirdiğimde okumak için ne kadar geç kaldığımı farkettim. Keşke daha önce okusaydım dediğim bir kitap oldu. Kitabın kapağını kapattıktan sonra uzunca bir süre duvarı izlettirdi bana.
Dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından biri olan İki Șehrin Hikayesi, Paris ve Londra arasında gelişen büyüleyici hikayesiyle ortaya konuluyor. Bu kitap sadece bir roman değil anlattıklarıyla 1700'lü yılların tarihi hakkında, o zamandaki insanlar hakkında da bize çok şey gösteren bir zaman makinesidir.
Evet, 1700'lü yıllar.. Fransız ihtilali yılları.. O dönemde yaşanan olayları, ihtilalin sebepleri ve amaçları, o dönemde yaşayan köylü halkın ve soylu ailelerin yaşayışı ve bu iki sınıf arasındaki farklıları gözler önüne seren bir yapıt.
Haksızlıkların, adaletsizliklerin, yoksulluğun içinde yaşayan halkın açlıkla mücadelesini görüyoruz. Bu dönemi anlatan en güzel yorumu yazar kitabının girişinde yapıyor:
" Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kıșıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..."
Bu kitapta yazar iki farklı fikrin çarpışmasını anlatıyor okuyucuya. Bir tarafta soylu, kral taraftarı monarşiyi savunanlar diğer tarafta açlık ve sefaletle boğușan halkın gün geçtikçe artan kin ve nefreti... İşte bu iki fikir çarpışmasının arasında anlatılan bir hayat hikayesi..
Gerçek hayatın içinden çıkan bu eserde adaletin, eşitliğini, hak ve özgürlüklerin önemi anlatılıyor. Adaletin olmadığı bir ülkede karışıklığın çıkmaması kaçınılmazdır.
İște bu adaletsizlik öyle bir şey ki insanları bile insanlıktan çıkartabilir. En güzel örneklerini bu ihtilal yıllarında gösteriyor bu eser bize. Giyotinle yapılan yüzlerce ölüm ve halkın sevinç çığlıkları içinde bu ölümlere alkış tutması içler acısı bir şekilde anlatılıyor. Genç, ihtiyar, kadın, erkek ve hatta çocuk demeden insanların hapise atılıp sırayla idam edilmesi içler acısı bir şekilde ortaya koyuluyor. Hüküm verilen kişilerin ve sevdiklerinin hem ümitsizlik hem ümit içinde bekleyişleri, çırpınıșları ve çaresizlikleri o kadar etkileyici anlatılmış ki insanın okurken yüreği burkuluyor. İnsan çözümlemeleri, duygu tahlilleriyle okuyucuyu hikayenin içine çekiyor.
Eserde geçen şu cümle o dönemde Fransa'daki yaşayanların hislerini bir nebze olsun anlatıyor okuyucuya:
" Şahsen hayattaki en büyük arzum bu dünyaya ait olduğumu tamamen unutmak."
Ben bu kitabı okumuș başladığın andan itibaren kitap okuyucuyu heyecanlı bir maceranın içine alıyor. İlk sayfasından son sayfasına kadar sıkılmadan okuduğum müthiş bir eser. Sürekli devamını beklediğim, elimden bırakmak istemediğim bir kitap.
Akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış olan ve aynı zamanda karakterleri ustalıkla tasvir edilmiş bu kitap okuyucunun bol bol empati yapmasına da olanak sağlıyor.
Hem tarih hakkında bilgi sahibi olup hem de heyecanla okuyacağınız bir hikaye istiyorsanız bunu en güzel şekilde sunuyor Charles Dickens.
İnsanın üzerinde derin tesirler bırakan bir kitap.
Ben çok severek okudum. Okuyacak herkese şimdiden çok keyifli okumalar dilerim. Umarım hakların korunduğu adaletli bir dünyada yaşarız.
(Not: Hikaye hakkında spoiler içermemesi adına hikayeden bahsetmedim.)