Gönderi

Kabul etmesek de hepimizde olan öldürmenin hazzı
Puan vermedi·635 syf.··
2023 3. kitabı
·
175 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2023 18:49
Ataol Behramoğlu'nun girişteki önsöz niteliğinde olan yazısında nokta atışı tespitler ve eserin anafikri diye nitelendirilebilecek şu cümle yer alıyor; "Çünkü aslolan uzun yaşamaktan çok doğru ve yoğun yaşamaktır." Kitap yine Ataol Behramoğlu'nun dediği gibi tüyler ürpertici acımasızlıkta solun inanılmaz parçalanmışlık ve çelişkilerini yansıtan bir devrim, bir iç savaş romanı olduğu kadar yaşamın anlamını sorgulayan, ölmeye ve öldürmeye ilişkin, devrim ve savaşa ilişkin, acıya ve acımasızlığa ilişkin; görev duygusunun ve dönekliğin, inançların ve kuramların, hayallerin ve gerçeklerin birbirine karıştığı insan kişiliklerine ilişkin sorular soran felsefik bir romandır da aynı zamanda. Çünkü sadece ispanya iç savaşını anlatmıyor, anlattığı şeyler evrensel. Her savaşta olan ya da olacak şeyler. Kitap beni sorgulamaya itiyor; Savaş böyle bir şeydi işte barbarlık ve vahşet... Savaşta iki taraf da kendilerine bir şekilde yaptıkları barbarlık ve katliamları haklı çıkaracak sebepler bulabiliyordu. Karşı tarafa yaptıkları için kin kusarken kendi eylemlerini göz ardı edip tanrıya dua edecek yüzü bulabiliyorlardı. Ne de olsa kendileri haklıydı. Sizce mesele haklı olup olmamak mı? Herkesin davası kendine göre haklı değil midir oysa? Vahşetin barbarlığın haklı tarafı olabilir mi? Konu bir amaç (vatan, din vs ya da her neyse) uğruna ölmek veya öldürmekten daha da farklı. Mecbur olduğun için değil haz aldığın için yapıyorsun ve bunu kendine bile itiraf edemiyorsun. Aslında kendi suçunu örtmek için öldürdüğün her kimse ona bir etiket yapıştırarak kendini haklıyorsun. Ve nihayet itiraf geliyor. Robert Jordan sayfa 305 de "isteyerek asker olmuş herkesin bundan hoşlandığı gibi senin de öldürmekten hoşlandığını kabul et" diye başlayıp giden sözcüklerde kendi vicdanıyla bir iç hesaplaşma, münakaşa yaşıyor. Sayfa 322'de de içsel kavga devam ediyor: "Kaç kişi oldu öldürdüklerin, diye sordu kendi kendine. Bilmem. Sence birini öldürmeye hakkın var mı?.. Hayır, yok. Ama öldürmek zorundayım. Öldürdüklerinin kaçı gerçek faşistti? Çok azı...Ama adam öldürmeye inanmamalısın, dedi kendi kendine. Bir zorunluluk olarak yapmalısın bunu ama ona inanmamalısın. Eğer adam öldürmeye inanırsan, her şey baştan sona yanlış demektir... Çünkü bunların hepsi bir suçtur, hiç kimsenin başka birinin hayatını elinden almaya hakkı yoktur, başka insanlara daha kötü bir şeyin olmasını önlemek dışında" Bu da bize savaşın gerçek yüzünü gösteriyor. Bu iki taraf içinde geçerli ama sadece bir taraf itiraf ediyor. Aklıma "İki şehrin Hikayesi" romanı geliyor. Fransız devrimi sırasında giyotinin gelmesiyle kana susamış insanların ağzından köpükler çıkararak yaptığı tezahüratlar eşliğinde günde 50-60 kafa kesimini nasıl desteklediklerini düşününce "Her yerde aynı aslında" diyorum. Yeter ki sadistliğimize ve barbarlığımıza "vatansever" , "milliyetçi" gibi kulağa güzel gelen kılıflar bulalım. Karşı tarafa da kötü yakıştırmalar (faşist , kominist, siyahi, azınlık, ermeni, gavur, vatan haini vs) bulduk mu bizden haklısı yok hemen kin nefretimizi kolayca kusabiliriz kurbanlarımıza. Üstelik bunu toplulukla yapınca vicdanımızın sesini de bastırabiliriz bizi kişisel olarak yargılayan da olmaz nasılsa. Böylece kimse sizin sadist ve barbar ruhunuzu topluluk içinde göremez değil mi? Kitabı bitirdiğinizde kafanızda cevapsız sorular kalıyor ve bitmemişlik hissine kapılıyorsunuz. Oysa kitap asıl görevini tamamlamıştır. Kitapta çok fazla çevrilmeyen ispanyolca cümle ve daha önce bahsedilmeyen karakter ismi olması akışı bozmuş diyebilirim. Onun dışında kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında.
Çanlar Kimin İçin ÇalıyorErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 202514,5bin okunma
·
89 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
👏👏