Bir yolculuksa yaşamak, hep aynı yerde kalmaktan başka bir çabam olmadı. Ben kaçmıyorum ki sürgün yaşıyorum. Dünyada sürgün…
Varoluşunuzu sorgulamayı bırakmazsanız eğer ömrünüz sürgünde geçiyor. Öldürmeyen zamansız bir sürgünde. Ölmeyi dilemek işe yaramıyor. Sorgulamayı bırakmak ise sarıldığınız ateşli bir bedenden kendinizi ayırmaya çalışmak kadar zor.
Ölüm sizi sevebilir mi?
Ölüme kendinizi sevdiremeyeceğinizi öğrenmeniz gerekiyor. O sizi tanımayan bir sayaç. Süre bittiğinde siz olmayacaksınız ama sayaç işlemeye devam edecek diğerleri için.
Varoluşunu sorgulamaktan yorulmayan Beckett’i ben de okumaktan yorulmuyorum. Çünkü Beckett balıkçıyı arıyor.
Bir olta var ucunda da yem. Balık oltayı değil, yemi görüyor. İnsanlar da balıklar gibi yem peşinde. İçgüdüleri yemi yemesini öğretiyor onlara. Olta kimsenin umrunda değil, ipin ne kadar uzakta olduğu da. Peki ya balıkçı?
Beckett balıkçının peşinde. Ben de balıkçıyı izlemeyi seviyorum. Balıkçının yemi oltaya takışını, balıkları kovaya atışını, can çekişen balıkları görüyorum.
‘yani karşılıklı kurulan ilişkilere yani bir yanda cellat bir yanda kurban ilişkisine her birimiz yaşıyor benzeri şeyleri’
Cellat olarak başladığımız yolda hareketsizliğimizin bizi kurbana çevirmesi de olası. İşte tam da bu yüzden Beckett gibi ben de balıkçıyı öldürmek istiyorum.
Beckett’in dediği gibi; ‘her şeyi anladım ve hiçbir şeyi bağışlamadım.’
‘sonunda terk edilen biri olacağıma cellat oldum sonunda’
Çünkü gerçek olan şey, yalnızca kurbanların yolculuk ettiği.
Balıkçıyı öldür.
Yemi unut.
Açlıktan ölsen de
Oltanın ucunda ölme.
Kitap nasıl mı?
Acaba Nasıl? Acaba Nasıl?
Noktasız virgülsüz büyük harfsiz binlerce kelime. Sıkılmazsanız eğer kitaptaki kelimeleri sayabilirsiniz. En azından bu kitap hakkında elinizde ‘içindeki kelime sayısı’ gibi somut bir veri olur. Zira anlamlı bir okuma için doğru kitap değil. Anlamsızlıkta Maldoror’un Şarkıları ile yarışır.
Anlam arayışı gibi demode zevklerim ve kalıplarım yok diyorsanız tek gecelik aşk için bire bir. One night stand’a bağlayın gitsin.
Sevmeyin ama yaralamayın da!
Sonuçta;
‘hiç bilmeden her birimiz hep aynı kişiyi terk ediyoruz hep aynı kişiye doğru gidiyoruz hep aynı kişiyi yitiriyoruz’
Kendimizi…
Sonuna kadar okuyun.
Hayat sabırda gizlidir. En iyi sabır egzersizlerinden biri de okumaktır, değil mi?
Sabırla susarsın ama içinde bir çığlık birikir. Biri beni alıp çooook yüksek bir tepeye götürse de o çığlığı içimden bir atsam diye bekler durursun. Kimsenin seni alıp o ıssız tepeye götürmeyeceğini anladığında okumaya başlarsın. Okuduğun kitap sayısı attığın çığlık sayısıdır.
Kimse duymadığı için :’ yalnızca ben varım heralde evet tek başınayım’ demeye başlarsın.
Yanıt yok.
İşte yaşamım bu benim
Yaşam bu
Çığlıklar peki
Çığlıklar peki
Gittikçe azalıyor
Gittikçe daha kötü
Zamanla daha iyi anlarsın
Dünyadaki her şey okumaktan daha az şahane!!!
Çığlıklar peki
Çığlıklar
Quad benzeri bir uzamı sürünerek kateden kurban ve cellat, en sonunda sadece rollerini değişiyor; dışarıdaki boşlukta kalan ise ağırbaşlı bir huzur, bir mırıltı: Uzamı tüketip bitirdim.