KENDİNİ ARAYAN ADAM
Kitap Adı: Kendini Arayan Adam/Arkaş’ın Günlüğü Yazarı: Mihail Nuayme
Kitabın Asıl Adı: Muzekerratu’l Arkaş
Çevirmen: Hüseyin Yazıcı
Basıldığı Yer Ve Tarih: Türkiye, Ağustos 2015
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
Ebatı: 13.5x 21 cm
Sayfa Sayısı: 140
Tür: Roman- Edebiyat, Felsefe-Düşünce
Kitab İncelenmesi:
Kitabın kahramanı Arkaş bir Suriyelidir. Rio De Janeiro’ da yaşadığı bir travma nedeniyle hafızasını kaybeder ve New York’a taşınır. Burada günlük 5 dolara bir kahvehanede çalışmaya başlar. Bir Arab’ın işlettiği bu kahvehanede Arkaş, gündüz kahve servisi yapar geceleri de kahvehanenin kuytusunda bir odada inzivaya çekilir. Kimseyle konuşmaz, sohbet etmez, kendisine bir şey sorulduğunda evet veya hayır demekten öteye geçmez. Kim olduğunu hatırlamaya çalışırken yeni benliğini biraz daha zor yollardan oluşturmaya çalışır. Bir günlük tutar, yaptığı sorgulamalar insanlığın var olduğundan beri cevabını aradığı sorulardır. Ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum... Arkaş’ın bu sorulara verdiği yanıtlar oldukça ufuk açıcıdır. Lübnanlı yazar Nuayme’nin hayatından kırıntılar da ihtiva eden bu kısa eser okunmaya değer.
Roman esasında New York'ta bir Arap kahvesinde çalışan Arkaş isimli kişinin günlüğü. Arkaş, kendini sessizliğe ve yalnızlığa adamış, hayatın anlamını hayat-ölüm, yalnızlık-özgürlük gibi kavramlar ekseninde, kendince değerlendiriyor, günlüğüne yazıyor. Günlük altı çizilecek cümlelerle dolu. Sessizliğin, yalnızlığın felsefesini tasavvufi tarzda açıklıyor Nuayme. Kendisine Lübnan'da bir dağın eteğinde, yalnız başına bir yaşam alanı kurmuş ve bu yalnızlık onu sıkça hayatın anlamı üzerine düşünmeye itmiş. Kitaplarının hemen hemen tamamında da bu konuyu ele alır. İnsanlara, doğaya, duyu organlarına bakış açısını okuyoruz Arkaş'ın Günlüğü'nde de.
Kitap hem akıcı hem de düşünsel anlamda ağır. Çağının çok çok ötesini görebilmiş ve yazmış bir yazarın, okuma zevki çok yüksek olan eserinde zihni yormadan, derin düşündürerek anlatmak istediklerini okuyoruz. İyice sindirerek faydalanırsak eğer, hayata bakışımızda muhakkak değişikliğe sebep olacaktır Arkaş'ın sade, sessiz ve yalnız yaşamı.
"Gözleri var, ama görmezler; kulakları var, ama duymazlar"
Neyi görüyor ve neyi duyuyoruz? Duymak ve görmek için ne kadar cesuruz? Ben neyimle varım; düşündüklerim ile mi yaptıklarım ile mi? Ne, nasıl , neden? İşte böyle cevabını bilmediğim sorular beni hep tedirgin eder. Hatta tüm meselem bu tedirginlikle yoğrulmuş ellerimdir. Fakat soru sorma cesaretinin o tedirgin ellerimde beslediğim bir imtiyaz olduğunu da unutmam. Biliyorum ki insan merak ettiği müddetçe öğrenir. Öğrendikçe eğilir ve eğildikçe yükü büyür. Bu yükü taşımaya hazır mıyım? Hasıl bilmek zor zanaat. Nuayme bundan bahsetti; bilmek'in felsefesinden. Arkaş'ı kendi içindeki arenanın savaşçılarından seçti. Onu sessizlikle giydirdi. Eline susmak gibi güçlü bir silah verdi. Nuayme kendi kalemiyle büyüttüğü Arkaş'ın eliyle öldü. Bu kitap sahibini öldüren kitaplar silsilesinin bir zincirini bina etti.
Kitaptan Alıntılar:
Defalarca seni mürekkeple doldurdum ve senden de kalemle mürekkep çektim. Ancak, ne sen benim susuzluğumu giderebildin ne de ben senin. Ben susuzken sana nasıl su verebilirdim? Sen susuzken, bana nasıl su verebilirdin? Sana denizi tavsiye ediyorum, çünkü denizi denizden başkası sulayamaz.
Tabiatı tanımak isteyen, önce kendini tanısın. Tabiatın efendisi olmak isteyen de önce kendisinin efendisi olsun.
Çözülmesi ve anlaşılması gereken davranışları olan garip bir insan. Karanlık ve küçük bir odada yaşar, fakat kendisinden uzak. Durmadan yazar, yazdıkları insanı düşündürür ve şaşkınlığa sürükler. İnsana hiç düşünmediklerini hatırlatır. Yeni dünyalar, yeni ufuklar açar. Hem öğrenir hem öğretir. Bilinmeyeni bilmek de unutmak ister.
Ne hüzün ne de sevinç
Hüzün ve mutluluğun sonunun kalp kırıklığı olduğunu öğrenemedin mi? Dünyada üzülmeye ya da sevinmeye değer bir şey mi var? Hayat ne hüzündür ne de sevinç. Hayat ebedî bir hüzündür. Öyleyse, huzurlu ol!
Bir insanı sevip de onun seni sevmemesi garip, değil mi? Sevginin nefretten daha güçlü olduğunu, nefretin nefret, sevginin de sevgi doğurduğunu zannediyordum. Niçin benim sevgim, onda sevgi uyandırmıyor? Ve niçin onun nefreti, bende nefret uyandırmıyor?
“Sevgimi ellerimle kurban ettim. Çünkü bedenimin tahammül edebileceğinin ve ruhumun arzulayabileceğinin çok ötesindeydi.”