·975 syf.····Okunma: 06 Eylül 2023 19:02 Kitabı 52 günde bitirmişim bir an nasıl ya 52 gün oldu mu dedim?
Ve aslında 15 günde bitirilebilir şeklinde kendimle kavga ettim biraz :(
Bu kadar uzun sürmesinin nedeni Ayn Rand felsefesi ile yeni tanışmama bağlıyorum.Bilmediğim bir çok düşünce akımı ile karşı karşıya geldim ve bunu tanım olarak değil bizzat olayın içinde açıklıyordu.Gündelik hayatta bu nasıl mümkün olabilir diye sorgulaya sorgulaya sonunda bitirebildim.O halde gelin bir kez daha üstünden geçelim!
İncelemeye bazı kavramları açıklık getirerek başlamak istiyorum.
Kitabın ana konusu ve Ayn Rand'ın eleştirdiği konu Kolektivizmdi.Peki nedir bu kolektivizm?
Kolektivizm ya da ortaklaşacılık, bireyler arasındaki kaynaşmanın vurgulanması ve grubun birey üzerinde önceliklendirilmesi ile karakterize edilen bir değerdir. Toplumcu (Kolektivist) bir dünya görüşüne sahip olan bireyler veya gruplar, ortak değerleri ve hedefleri bilhassa dikkat çekici bulma eğilimindedirler.
Baş karakterlerimizden Howard Roark,kolektivzme meydan okuyarak kariyerini o şekilde şekillendiriyordu.Çünkü en ahlaki yol bireycilik olduğunu düşünüyordu.Toplumun kabul ettiği normlara karşı gelerek kendi ahlak felsefesini oluşturmuştu.Bu arada toplumdan izole şeklinde bir algı oluşmasın,Howard Roark bir mimardı ve inşaat sektöründe çalışanlar bilir,İnşaat sektörü diğer sektörlere kıyasla kolektif çalışmanın yoğun olduğu alanlardır.Acaba Ayn Rand bu yüzden mi mimariyi seçmişti? Sonuçta karakterimiz bir yazar olmak isteseydi burada bireycilik gözümüzde pek önemli görünmezdi.
Peki toplu çalışmaların yapmak zorunda olduğu bir alanda bireyciliğin ya da egonun ön planda olması nasıl gerçekleşecek?
Bu belki de çıkılan en zor ve en mücadeleci yollardan...
Toplum kalıplaşmış belli kavramlarından sıyrılıp kendi yolunu bulmak çok yüce ve cesaretli bir yolculuk değil mi? İşinizi ya da eğitiminizi kendiniz için mi yapıyorsunuz yoksa topluma faydalı olabilmek için mi? İlk doğduğumuzda aile büyüklerimiz inşallah vatana millete hayırlı evlat olur diye dua ettiler.Bu duayı Ayn Rand duysaydı büyük ihtimalle bizleri ahlaksız olarak nitelendirecekti. Oysaki biz hep bu amaçla yetiştirilmiştik.Şimdi çıktığımız yol ahlaksız yol mu? Ya da Ayn Randın tanımı ile elden düşmeci. Örneğin ben bu incelemeyi düşüncelerimin daha netleşmesi ve okuduğumu zihnimde toplu görebilmek için yazıyorsam ahlaklı bir eylem gerçekleştirmiş oluyorum ama eğer ben okudum,insanların okumasına da vesile olayım ya da kitap hakkında bir kaç bilgi edinsinler zamanımı onlara fedakarlık edeyim o zaman ahlaksız ya da elden düşmeci oluyorum.Sanırım bende elden düşmeci grubuna giriyorum eğer bunu kendim için yapsaydım 1000k kullanma gereği duymazdım zaten.
Peki bu elden düşmeci ne? Gelin biraz da bunun üzerinde duralım.
"İnsanlara baktığımda uzun süre anlayamadığım oydu. Kendi benlikleri yok.
Başkalarının içinde yaşıyorlar. Elden düşme yaşıyorlar." Yani başkaları için yaşayan insanlara elden düşmeci diyebiliriz.Bu gruptaki insanlar, yaratıcı yani Ayn Rand'ın tabiriyle bencil insanlara muhtaçtır.Çünkü tüm bilimsel ve teknolojik devrimler bencil insanların var olmasıyla gerçekleşti.Yani tekerleği bulan insan kendi benliğini gerçekleştirmek için buldu.Yoksa insanlar umurunda değildi.Ben bulayım ya da yaratayım da gerisi insanlara kalır ister kullanırlar ister kullanmazlar.Elden düşmeciler de hayırseverlikten,iyilikten,fedakarlıklardan bahsedip bencil insanları ayıplasınlar. Çünkü onların tek amaçları insanları ayıplamak böylece toplumu ele geçirip kendi dayattıkları sistemde onları kendilerine köle etmektir.
Kafamı karıştırsan mesele bir insan hem elden düşmeci,hem de bencil olabilir mi?
Diyelim ki ben ilerde çok iyi bir bilim insanı oldum ve bir hastalığa çözüm getirdim.Şimdi bunu ben kendi benliğimi gerçekleştirmek için mi yaptım? Kendi benliğimin zaten farkındaysam neden gerçekleştirme zahmetinde bulunayım ki? Ya da kendime bir şeyler ispat etmem bana ne katacak ki? Vay be ne güzel düşünüyorum sonra şey derim harcanıyorum,çok zekiyim,keşke bir tane daha benden olsa,yaşasın ben,canım kendim,sizlerden farklıyım... Bu böyle gider,bunları demem bana ne katacak ki? Koca bir hiçlik.
Ayn Rand'ın felsefesini başka ülkede doğup büyüseydim belki hayatıma uyarlardım.Fakat bizler Aşık Veysel, Mahzuni Şerif,Yunus Emre gibi aşıkların geçtiği bir coğrafyada büyüdük.Bireycilik o kadar ters ki doğamıza.Yani bana ters geldi ama haklılık payı var,bazen kendi sınırlarımızı unutuyoruz kendimizi ihmal ettiğimiz de çok oluyor.Bazen bir olaya ya da insana takılıp da kalıyoruz.O halde Aristo'nun altın orta kuralını hemen devreye sokalım, "Her şeyin fazlası ve azı zararlı olduğu için ortasını bulmalıyız özellikle ego konusunda"
Okuduğunuz için teşekkür ederim,ışıkla kalın :)