·278 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Eylül 2023 20:36 Antikahramanlar, düz kahramanlara göre daha çok sevilir. Çünkü sıradan bir insan gibi hatalara düşer, yalan söyler, küfreder, kendi ideallerine göre hareket eder. Örnek insanlar değillerdir. Başkahraman Mila da kimliğini değiştirmiş bir antikahraman. Karizmatik, dominant bir kadın, suçluları öldüren bir katil. İnsan gibi görünüyor ama tam olarak bir insan değil, bir insanüstü. Cinsel suç işleyenleri ten kokusundan ayırt edebiliyor, insanlara minik hipnozlar yapıp dillerini çözüyor, gecenin karanlığında gözleri daha iyi görüyor. Mila’nın ne olduğu gizemli, kendisi bile bilmek istemiyor. Olaylar, onun dilinden ve tek bir bakış açısıyla anlatılıyor. Siberpunk bir gelecekte suçluları avlayan bir ekibin lideri ve ruhsatlı bir kelle avcısı olduğundan ve geçmişinden bahsediyor. Romanın dili argolu ve cesur. Kitap incelemelerinde spoiler verilmesinden hoşlanmadığım için ayrıntıya giremem ama baştan uyarayım, eşcinsel veya feminist başkahramanlardan hoşlanmıyorsanız bu romandan keyif almazsınız, hemen uzayın. Çünkü romanda her etnik kökenden, kültürden, cinsiyetten, cinsel yönelimden eleman var. (Beyazlar, zenciler, çekik gözlüler, nordikler, heteroseksüeller, translar, eşcinseller vb.) Ama Mila’ya göre herkes eşit.
Anlatılan dünya ile bizimki arasında çok fark yok, sadece 2030 yılı ve teknolojik olarak bizden ilerdeler ama iklim dengesi bozulmuş ve ırkçı bir tarikat dünyayı ele geçirmiş, fakirleştirmiş. Çok benzer. Yani Dünya b.ka sarmış. Mila’nın, yakın dönemde cinayete kurban gitmiş annesi bilincini piramit bir aygıta kopyalamış. Bu yüzden aygıtı anlatıyor ilk bölümde. Yok yere hapse düştüğünde iş teklifi alıyor. Aslında bu bölümden itibaren heyecanla okudum diyebilirim, çünkü annesini hayata döndürme fırsatı ayağına geliyor. Bunu başarabilmek için tekinsiz bir yüksek teknoloji kapsülünü bulması gerekli. Dostlarıyla birlikte iz sürüyor ve sonunda kapsüle ulaşıyor. Biyomekanik bir kapsül bu, korksa da çalıştırıyor. Projenin adı ölümsüz kelebek projesi. Annenin yeniden doğuş bölümü korktuğum tek bölümdü. Burada dudaklarımı kemirdim çünkü son raddeye kadar nasıl bir varlık çıkacağı bilinmiyordu.
Gelecekteki Geçmiş, yazarın önceki romanı Kadınların Öldüğü Yer’in telafisi diyebilirim. Sanki yazar, Kadınların Öldüğü Yer ile kalbini kırdığı okurların gönlünü almak istemiş. Şahsen beni mutlu etti. Ayrıca bilimkurgu türünde olsa da hikayeye aşkın dahil olması romanı sürükledi. Çiftler arasındaki muhabbetler kah güldürdü kah hüzünlendirdi. Cinsellik konusundaysa Altered Carbon gibi romanları rahatlıkla okuyup yerli romanları yargılamak ikiyüzlülük olur. Cinsellik erotizme yakındı ama gerekliydi. Lakin final bölümü öyle satırlarla bitti ki, devamı nerede dedirtti. Bazı cevaplar hala havada. Bence Saara’nın mutasyonu devam edecek. Neyse ki künye sayfasında Niskala Serisi 1.Roman diye yazıyor, devamı gelecek demektir. Yeni Saara yüzünden devam romanı daha şiddetli olacak diye düşünüyorum, çünkü iyi mi kötü mü çözemediğim Osmo karakteri ile karşılaştıklarında neler olacak dört gözle bekliyorum. Çünkü hikayenin ortasındayken Osmo’nun gerçek kimliği ortaya çıktığında huylandım.
Bence yazarın tek yanlışı, yanlış ülkede yazar olmak, çünkü bu romanı Amerikalı bilimkurgucular gibi yazmayı başarmış. Bu yüzden okurken çok keyif aldım, yerli bir roman okuduğumu unuttum. Eşcinsellerden nefret etmiyorsanız, feministlerle sıkıntınız yoksa özellikle siberpunk hayranlarını tatmin edecek bir roman olarak öneriyorum: Okuyun, okutun.