·205 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Eylül 2023 21:37 Kitabın incelemesine üzerinde önemle durduğum bir pasajı paylaşarak başlamak istiyorum.
"Bir fikrin, münevver kimselerde bile tesir husule getirebilmesi, bu fikrin doğruluğunun ispat edilmiş olmasından ileri gelmez. En açık bir ispatın çoğunluk üzerinde ne kadar az tesir icra ettiğini görerek de bunu anlayabiliriz. Pek parlak bir bedâhet ancak tahsil görmüş bir dinleyici tarafından tasdik olunur; fakat az zamanda bu bedâheti anlatan fikir o dinleyenin şuuraltı ile, iptidai anlayış tarzına geçer. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra onu tekrar görünüz, size eski delillerini ayni tâbirlerle gösterecektir. Çünkü o his haline gelmiş evvelki fikirlerin tesiri altındadır." Sayfa 68
Mesela bir insan ile tartışırken mantıklı deliller ile karşınızdaki insanın yanlış bir düşüncede, inanışta olduğuna ikna etmeye çalışırsınız fakat bu çoğunlukla mümkün olmaz. Gösterdiğiniz deliller o kadar açıktır ki buna rağmen hala nasıl düşüncesini değiştirmediğine şaşar kalırsınız. İşte bunun sebebi o insanın inandığı yanlış düşüncenin artık hislerine sirayet etmiş olmasından kaynaklanıyor. Yani kökleşmiş. Derin bir şekilde yerleşmiş. İşte bu durum bizim insan olarak kendimizi hakikate kapattığımız en tehlikeli ve maalesef çözümü en zor sorunumuz. Yani yanlışta ısrar ederek yaşamaya devam ediyoruz. Ve bu durum belkide insanların %99'unda var. Hepimizde az ya da çok mutlaka var. O yüzden edindiğimiz fikirlere, inanışlara o kadar çok dikkat etmeliyiz ki o kadar ince süzgeçlerden geçirmeliyiz ki bu fikirler, inanışlar eğer hakikatten uzaksa bizde kökleşip yerleşmesin. Ve ayrıca bazen de şöyle bir durup kendimizi sorguya çekerek inandığımız, inanmadığımız, sevdiğimiz, sevmediğimiz neler varsa bunların üzerinde tekrar düşünüp muhakeme ederek tekrar tekrar gözden geçirmeliyiz. Kendimize ve bizi biz yapan bize değer katan veya değer götüren düşüncelere, inanışlara karşı mümkün olduğunca objektif bir şekilde bakmalıyız. Farklı fikirlere kulak vermeliyiz, kendimizi kapatmamalıyız. Eğer ki bu muhakemeler sonrasında zaten inandığımız düşünceler, kanaatler, sevgiler doğru çıkarsa bunların yerini sağlamlaştırmış oluruz. Aralarında düzelttiğimiz bir şey çıkarsa bir yanlıştan kurtulmuş oluruz. Sonuçta biz kazanırız. Kendimizi kapatırsak yine biz kaybederiz. Bu bahsettiğim şey kendi değerlerimizden şüphe duyarak özgüven sarsıntısı yaşamak değil bilakis mevcut durumu deyim yerindeyse check ederek kontrol etmek. Bir kurum bile sektörü farketmeksizin yaptığı iş ile ilgili en azından senede bir defa sayım/mutabakat yapar, kontrol yapar. Körü körüne faaliyetine devam etmez. Biz de insan olarak körü körüne yaşayamayız. Yaşamamalıyız.
Kitabın içeriğine gelecek olursak kalabalıkların nasıl hareket ettiklerini, sürü psikolojisini gayet güzel anlatılıyor. Mesela elinde mantıklı ve ispatlı deliller ile konuşmaya başlayan bir politikacıyı doğru düzgün kimse dinlemiyor, konuşması havaya gidiyor. Fakat aslında doğru düzgün bilgisi olmayan fakat ağzı laf yapan birisi ise kitleleri etkileyip peşinden sürüklüyor. Maalesef bu durum sadece politika dünyasına has değil. Dikkat edin çalıştığınız iş yerinde bile genellikle böyledir.
Roman dışında düşünce üzerine okumayı seven her okura kitabı tavsiye ederim.
Çeviri gayet güzeldi. Zaten Bedir Yayınevi benim güvenimi kazanmış bir yayıncı. Daha önce bir çok kitabını okudum.
Herkese faydalı okumalar dilerim.