Kitaplar, tarihin zorlu dönemlerini ve insanların bu dönemdeki mücadelelerini aktarmak için güçlü bir araç olabilirler. "Esaret Şehrinde Bir Kitapçı," Nazi Almanyası dönemindeki dehşet verici olayları, aşkı, insanlığın karanlık yanını, esareti, cesareti ve umudu anlatan bir eserdir. Ayrıca, bu kitap yazarın soykırımdan kurtulan aile üyelerinin hikayelerine dayanarak yazılmıştır.
Kitap, geçmişle bugün arasında iki farklı zaman diliminde geçen olayları anlatıyor. Bir tarafta 1940'ların Almanyası'nda yaşanan olaylar anlatılırken, diğer tarafta günümüzde geçen bir hikaye yer alır.
Hitler iktidarındaki Almanya'da, Hans ve Matilda çocukluk arkadaşlarıdır ve zamanla bu arkadaşlık büyük bir aşka dönüşür. Matilda için, kendisinin Alman ve Hans'ın Yahudi olması hiçbir şey ifade etmez. Yahudilerin yaşadıkları yerden sürgün edilmeye başlandığı zamanlarda, Matilda onu çatısında gizler ve onu elinden geldiğince korumaya çalışır. Ama bu hiç kolay değildir. Sadece ailesi değil, aynı zamanda sürgün edilen Yahudilerin yerine yerleştirilen Alman askerleri de aynı binada kalmaktadır. Matilda, mümkün olduğunca Hans'ı gizler, ancak ailesi çoktan bunu fark eder ve aylar sonra onu askerlere teslim ederler. Artık Hans, Dachau kampının bir esiridir, kızları minik Runa ise başka bir memlekette her şeyden habersiz.
Hikaye, Boston'da genç bir mimar olan Grace'in Almanya'da bir kitapçıyı miras aldığına dair bir mektup içeren zarfı aldığı zaman başlar. Bunun üzerine, annesinin isteğini yerine getirmek için Almanya'ya gider. Dachau'yu ziyaret ettiğinde Archie Alesky'nin rehberliğiyle, Grace büyükannesinin üzücü ama asla ümidini yitirmediği geçmişini parça parça birleştirmeye başlar.
Hikaye ileri geri gidip geldikçe, Matilda ve Hans hakkında daha fazla şey öğreniriz ve merak duygusu her daim hat safhadadır. Acaba Hans'a ne oldu? Tekrardan bir araya geldiler mi? Ve daha nice sorular...
Söylemeden de geçmeyeyim, Matilda'nın karakterinin kararlılığı takdire şayan. Kitaptaki karamsar anlara rağmen hikayeleri son derece dokunaklıydı.