Uzun yıllardır şiir yazan ve yayımlayan Sıddık Ertaş ile geçenki sayıda bir röportaj yapmıştım. Bu sayıda ise şairin “morsarı + kırık odada kırk ayna” kitabına değineceğim.
Bahsi geçen kitabın baskı sayısı ikidir. Bu açıdan bakıldığında güzel bir durum. Kitabın içinde iki kitap bulunuyor: morsarı, kırık odada kırk ayna. Ele alacağım kitabın adı morsarı.
Ertaş’ın şiirlerinde insanlık önemli bir yer tutar. Önemli yer tutan bu durum için kendini tekrar etmek ifadesini kullanmak doğru değildir. Çünkü bunu zorlama ya da ısrar şeklinde yapmaz. İnsana dair ama artık insanda bulunmayan noktaları dile getirir.
Ancak şiirlerinde insanlık yalnızca bir izlek ya da malzeme değil, hayatının ortasında yer alan bir değerdir. Kendisini yakinen tanıyan birisi olarak söylüyorum.
Burada insanlığa dair bir şiirini örnek vermek istiyorum. Şiir her ne kadar kırık odada kırk ayna kitabında geçse de bahsetmek istediğim konu için gayet açıklayıcı bir konumdadır:
siyam
Gasparyan’ı dinlerken
ey bütün insan kardeşlerim
yüreğimin yapışık gövdeleri
türkülerimiz gibi karışmış birbirine
savaşlarda kanımız
ay benim dost bildiğim düşmanlarımız
ey benim siyam kardeşlerim
bedenimiz ayrılsa da
ayrılmaz ruhlarımız
morsarı’da dikkati ilk olarak renkler çeker. Ki kitabın adı bile iki renkten oluşmuştur. Kitabın adıyla ne anlatmak istediğini Yeni Şafak’ta Nurettin Durman’a şöyle anlatmıştır: “Mor, kırmızı ile
mavinin karışımından elde edilen bir ara renk. Arada kalmışlığı ifade eder mi bilmem. Bir ara rengi, bir ana renkle yani sarıyla bütünlemek uygun düşmüş olmalı. Birbirini tamamlayan iki renk çünkü…
İki hastalıklı renk olmaları bakımından da denk düşüyorlar birbirlerine. Kırk şiirden oluşuyor “Morsarı”. Şiirler yüzeysel bir şekilde okunduğunda bile “Morsarı”nın ne denli denk düştüğü görülecektir bence. Kırk aşk şiiri olmasına karşın hastalık sızıyor bütün şiirlerden.”
Ayrıca çevresinde resim öğretmenleri bulunuyor, bunun etkisi de olabilir.
Şüphesiz ki renkler birçok şeyi değiştirir. Havayı bile. Güneşli hava parlaktır, mavidir. Karlı hava beyaz, gridir. Trafik levhalarını düşünelim. Renklerin nesnelere anlam yüklediğini ya da nesnelerin konumunu açık ettiğini, vurguladığını bugün bilmeyenimiz yoktur. Bazense renkler kendi başına bir anlam taşıyabilir.
Siyah için karamsarlığın, kırmızı için hız ve öfkenin sembolü ya da rengi denir.
Osmanlı zamanındaki sarı çiçek hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Kısaca, hastası olan evlerin önüne sarı
çiçek konulurmuş ki insanlar hastanın bulunduğu yerde ses yapmasın.
Şiirde renk önemli bir unsurdur. Bazı şairlerin şiirlerindeki renkler birçok çalışmaya çıkış noktası sağlamıştır. Odağımda şiir olduğu için resim sanatından bahsetmeyi yersiz buluyorum.
Ertaş’ın morsarı’sında renkler daha çok tanımlama, sıfat ve belirtme görevindedir. Mesela bir limon. Sarı ama hangi ışıkta sarı? Hangi koşulda sarı? Ya da ne sarısı? Kitaptan aldığım örnekleri aşağıya yazdım:
ayrılığın sarı kadehine akar aşk turuncusu (kor şiirinden).
Ayrılığın kadehine ve aşka renk eklenmiş,
böylece bir seviye ya da bir ton elde edilmiştir.
sararmış yalnızlığı koynunda kolye gibi (çarmıh şiirinden).
karanlık dalgalarda ak ölüm bulsun beni
senin merhametinle yıkasın tanrım beni (krematoryum şiirinden). Akın eş anlamlısı beyazdır ve bu
renk temizliği, saflığı simgeler. A Clockwork Orange’da Alex’in süt içmesi bunu simgeler.
Ölümün saf olanını istemesi ve alt dizede geçen tanrı ve merhametten de anlıyoruz ki temiz bir ölüm ve temiz ölümle bağlantılı olarak temiz bir yaşam istiyor şair.
bırakmaz kasırgalar üşütür hep kışbeyaz (iz şiirinden).
Örneklerin dahası kitapta mevcut. Ancak ben burada yazımı bitirmeyi uygun gördüm. Çünkü örnekler verip de burada rengin falan katkısı, şurada filan katkısı olmuş demek istemiyorum.
Şunu demek gerekir, Ertaş’ın morsarı’sında renkler ve şiirlerdeki psikolojik durumlar birbirine uyum
açısından iyi eşleştirilmiştir. Sarıyı sadece hastalık için kullanmak zorunda değiliz. Fakat basit bir mantıkla da bir hastanın hastalıktan önceki zamana göre daha yalnız olduğu çıkarımını yapabiliriz. Dolayısıyla yalnızlık ve hastalık arasında bir ilişkilendirme mümkündür, bunu ikinci örnek için
söyledim.
Son örnekte ise bildiğimiz kış ve beyaz var.