İnsan her durumda çabalamayı ve düştüğü yerden kalkmayı bazı stratejilerle bilebilir. Mesela düşmanının olmasından ötürü çalışmaktan vazgeçmeyip yaptığı işe daha da asılırsa kazanır. Kütüphanelerde güzel bir strateji kitabı olarak bulunmasını elzem gördüğüm Wilhelm Schmid'in Düşmanlığın Faydaları adlı kitabındaki beğendiğim bazı noktaları paylaşmak istiyorum.
Birincisi, düşmanlarımız olduğunda bizler zor durumlarla baş etme becerimizi güçlendirmiş oluruz. Bir başka olayda zorlanmaz daha rahat çözebiliriz.
İkincisi, düşmanlarımızı tamamen sırtımızdan atarsak belki de dostlarımızla bozuşmaya başlayabiliriz. İşte günümüz ümmetinin hali! İsrail'i, Amerika'yı baş düşman görmüyoruz. İnsanlar uzaya çıkıyor, biz yüzyıllardır tartışılan kelami konulardan öteye gidemiyoruz. Ülke içine bakıldığında hâlâ bizim başörtümüzle uğraşıyorlar, hâlâ siyaset kavgalarından öteye gidemiyoruz. Dünya bilgi çağını hangi noktaya taşımış! Bu düşmanı bilmeme sorumsuzluğu kendi sonumuzu getiriyor maalesef.
Üçüncüsü, iyinin tehditçilerini itibarsızlaştırmak, kötülere karşı yapılabilecek kötü hareketleri meşrulaştırmış olur. Bu cümleler bana Suç ve Ceza'daki cinayeti hatırlattı. İslam'dan yoksun bir ceza algısı her yolu mübah kılıyor ne yazık ki. Ancak unutmamalı ki İslam insana insan olduğu için değer verir. Kim olursa olsun ancak hak ettiği cezayı çekmelidir. Fazlasını ve zalimcesini değil!
Son olarak değinmek istediğim nokta ise en iyi hedefin kötüyü geriletmek ve onun şiddetini azaltmak olduğudur. Merhum üstadımız Sezai Karakoç'un cümlesi geldi hatrıma: "Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz." Ne mutlu iyilik tohumlarını saçanlara!