Beyin bedenimizdeki belki de hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz organ. Kendisi ve etkileşim içindeki tüm diğer vücut bileşenleriyle birlikte, çok bilinmeyenli bir denklemin baş aktörü.
Nörobilimci yazarımızın beyin üzerine yaptığı araştırmalar takdire şayan. Konu bütünlüğü, yerli yerine oturmuş sebep-sonuçlarla gerçek bir emek mahsulü. Bir tıp ilgilisine eh bir nebze yararlı olabilir ama genel okumalar yapan birini ambale edebilir.
Vardığı bir kısım sonuçlar zorlama ve diğer birçok bilimsel araştırmaya muhalif olmasına rağmen, farkında olunmadan köpürtülüyor. Adeta hedef, hedonizm, ateizm...
Benim bu incelemeyi yazmama sebep olan ise beyindeki hormonal, fiziksel, biyolojik... az ya da çok farklılıkların; bilinç, algı, iradeye, daha doğrusu kişinin kendine ve topluma yansımaları bölümü. Yazar, tüm bu çoklu bilinmeyen mekanizmanın, birkaç bilineni üzerinden reyting odaklı (akılda kalıcı, çarpıcı, çarpıtıcı) çıkarımlar yapıyor.
Karmakarışık bir mekanizma ve buna çok az müdahale edebilen bir bilinç tanımı var. Yapay zekalı, organik cyborg tipi bir canlı tarif ediliyor adeta.
Yazara göre insan, kendisine ve etrafına yön verdiğini sanır. Oysa ne çıkarsa bahtına misali, eldeki malzeme neyse o olur.
Aklımda kaldığı kadarıyla, Pedofili hakkında bile, e adam ne yapsın, kafa öyle çalışıyor, hormon aman vermiyor, dua edelim de (o dua demiyor tabii ki), bunu fiiliyata geçirmemesini umalım diyor.
Örneğin eşcinselliğin bir hastalık olmadığına dair bir dünya bilimsel araştırmaya rağmen, yazarın tersi sonuçlara varması da okuru düşündürür umarım.
Limon gördüğümüzde ağzımızın sulanmasınının önüne geçememek var ama sulanma devamında o limonu yemeye zorunlu kılınmadığımız da var.
Araştırmalarında ortaya koyduğu, hareket komutu almadan önce kasların hazırlık yapıyor olması vb sonuçlar, bizi o harekete mecbur bırakmıyor.
İnsan olarak en önce irade ve seçme ayrıcalığımız, bir kısım ortak değerler var. Hoşumuza gider ya da gitmez, gerektiğinde durmak var.
Tiksindirici bir başka konu ise Ahmed Hulusi (İbni Arabi'nin yumurtladığı vahdeti vücud dininin yandan yerli ve milli müntesibi) tayfasının, din falan takmayan hangi zevat varsa attığı zokayı anında kapmalarıdır. Yazarın yazıları, videolarını cansiperane yayar, gönüllü piarını yaparlar. İlim, fen kaygısı değil de;
"Allah yazdı biz oynuyoruz, her ne halt edersen et Allah affeder, zaten cehennem bile zevkü sefa yeri, her taptığın varlık zaten Allah'tır, kafana göre takıl, yensin içilsin" olarak özetlenebilecek dinlerinin reklamı için yırtınırlar.
Hayata Yaradanın bak dediği yerden, vahiy merkezli bakmaya çalışan biri için, yazarın okuyucuyu getririp bırakmaya çalıştığı nokta tartışmasız yanlış. İşin özü, kimse; naapıyım bünye böyle diye sorumluluklarından kaçmamalı, kaçamaz.
Jung'un 'İçimizde tanımadığımız biri var ama o biz değiliz' kamyon arkası sözüne zerre katılmadığımı söyleyerek bitirelim. Bence doğrusu; 'İçimizdeki tanımadığımız biri' nin aslında biz olduğumuzu söyleyebilecek kadar dürüst olamadığımızdan bütün bu yaygara.
Halen 'Efenim dürüst olamamak elimizde diilmiş, bak yazar da böyle diyor' diyene 'beyin, hormonlar, kaslar basene vurmalık zopa bakındırıyor, de get' derim.