Ediz

@Erleg
10/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2023 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2023 23:52
Hani The Mist bittiğinde ekrana kitlenir kalır ya insan, hani Canım Kardeşim’de ne diyeceğinizi bilemezsiniz, Hachi o tren istasyonunun karşısında beklerken boğazınız düğümlenir ya, Gece Yarısı Kütüphanesi de insana öyle vuruyor. Belki diyorum, binbir farklı zorlama, hatır gönül borçları nedeniyle zorla kendimi öldürmediğim tüm o zamanlarda, okumam gereken, bilmem gereken tek şey Gece Yarısı Kütüphanesi’ymiş. Belki bilmediğim bir şeyi bana sıfırdan öğretmedi, ama her şeyi bir düzene soktu. Anahtarların parçaları bendeydi, ama bir tam haline getirdi. Bana hapishanemin bir yer değil bakış açısı olduğunu öğrettiği için, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün attığı temele beton döktüğü için, beni eskisinden daha iyi bir insan yaptığı için, ve daha yüksek bir not mümkün olmadığı için: 10/10. Teşekkürler Matt Haig. Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatı berbat hâlde olan Nora Seed’i anlatıyor. Arka kapakta da dediği gibi: Kedisi öldü, işten kovuldu, abisi onunla konuşmuyor, kimsenin ona ihtiyacı yok. “Nora yalnızlığın, temelinde anlamsızlık yatan bir evrende insan olarak var olmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu bilecek kadar varoluşçu felsefeye hakimdi ama onu gördüğüne sevinmişti.” “Nora, Neil'in elmas hakkındaki yanlışını düzeltmedi. Kömürün de, elmasın da karbon olduğunu ama kömürün hiçbir basınç altında elmasa dönüşemeyecek kadar katışıklı bir karbon olduğunu söylemedi. Bilimsel olarak, kömürseniz kömür kaldırdınız. Belki de hayattan alınması gereken esas ders buydu.” Madem öyle, Nora Seed de ölmeye karar verir. Ancak kendisini bir kütüphanede bulur. Sonsuz kitaplarla dolu, ilkokul öğretmeni Bayan Elm’in kütüphaneci olarak bulunduğu bir kütüphane. Bayan Elm, Nora’ya ölüm ile yaşam arasında olduğunu, tam olarak ölmediğini ve zamanın burada 00.00’da durduğunu, oradaki tüm kitapların yaşayabileceği tüm hayatları anlatan kitaplar olduğunu söyler. Nora’nın yapması gereken ise önce yine aynı kütüphanede bulunan “Pişmanlıklar Kitabı”ndan seçtiği pişmanlıkları yapmadığı hayatlara giderek bu yolculuğuna başlamaktır. Nora tek tek bu hayatları yaşamaya başlar. Yaşamların sayısı sonsuzdur ve Nora onlarca, yüzlerce, binlerce yaşama gider. Bu yolculukları sırasında kendisi gibi Araf’ta olan diğer insanlarla da tanışır. Ancak Nora hangi yaşamı seçerse seçsin, yavaş yavaş mükemmel bir yaşamın olmadığının farkına varır. Bir hayatta evlenmekten vazgeçtiği için pişmanlığını yaşadığı adamla evli olduğu hâlde hiç de mutlu olmadığını görür, birinde bir rock yıldızıyken abisi ölmüştür, babasının yaşadığı evrende annesi yoktur… Hiçbir hayat tam değildir. “Hayır, her şey sorun. Birilerine acı vermeden yaşamak imkansız görünüyor." "Çünkü öyle." "Öyleyse niye yaşayayım ki?” “Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben- Ben gittim az geçilmişinden, Ve bütün farkları yaratan bu oldu işte.” Nora, kendisine en uygun, mükemmele yakın hayatı bulduğu düşündüğü bir yaşamda, verdiği ufak kararların başkalarının hayatlarını nasıl etkilediğini görür. Mutlu bir evliliği, bir kızı ve köpeği, huzurlu ve güzel bir yaşamı olduğu düşündüğü bir yaşamda, kök hayatında piyano dersi verdiği bir çocukla asla karşılaşmadığını ve o çocuğun müzikle ilgilenemediği o hayatta bir suçlu olduğunu, komşuluğunu yapmadığı birinin bir huzur evinde yaşadığını görür ve ne kadar iyi hissederse hissetsin bu hayata senaryonun ortasında girdiği için olan iyiliklerini de hak etmediğini düşünür. Nora, hiçbir hayatın mükemmel olmadığının farkına varırken, imkanların ve potansiyelin de sınırsız olduğunu yavaş yavaş anlar. Ve zengin ya da fakir, ünlü ya da yalnız, ne olursanız olun, tüm hayatlarda tatmak istediği her duyguyu tadabileceğini fark eder. “Yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak kolay. Başka yeteneklerimizi geliştirmiş, bazı teklifleri kabul etmiş olmayı dilemek kolay. Daha çok çalışmış, sevmeyi daha iyi becermiş, paramızı daha iyi idare etmiş, kahve teklifini reddetmemiş ve daha çok yoga yapmış olmayı dilemek çok kolay. Edinemediğimiz arkadaşlara, yapamadığımız işlere, evlenmediğimiz insanlara, yapmadığımız çocuklara özlem duymak işten değil. Kendimizi başkalarının gözünden görmek ve olmamızı istedikleri bin bir kişiye dönüşmüş olmayı dilemek için en ufak bir çaba gerekmiyor. Pişmanlık duymak ve sonsuza, zamanımız doluncaya kadar duymaya devam etmek çok kolay. Ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan, pişmanlığın ta kendisi. Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz. O hayatlar yaşanıyor, evet, ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız. Her yere gidip herkesle tanışamaz, istediğimiz her mesleği yapamayız tabii ama o hayatlarda hissedeceklerimizin çoğunu hissedebiliriz yine de. Kazanmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için bütün sporları yapmamız gerekmiyor. Müziği anlamak için gelmiş geçmiş bütün müzik eserlerini dinlememiz gerekmiyor. (...) Şu anda olası bütün hayatlarda yaşadığımız kadar eksiksiz ve tam bir hayat yaşıyoruz, aynı türden duyguları burada da deneyimleyebiliriz.” “Yaşamın sonsuzluğunu görmüş ve o sonsuzluğun içinde yalnızca neler yapabileceğini değil, nasıl hissetmeyi seçeceğini de görmüştü.”
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,6bin okunma
·
505 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.