Gerçekten daha önce bir kitabı okurken kitabı kenara koyup hüngür hüngür ağlamayı bu kadar istemiş miydim bilmiyorum. Émile Zola kitap boyunca beş ayrı hikaye anlatmış; beşinde de okuyucuyu öylesine sarsmış, peşi sıra dizdiği acınası ve çaresiz insanları okuyucunun üstüne öyle bırakmış ki satırların altında (hatta onlar birer cansız bedenmiş de üstünüze yığılıp kalmışlar gibi) ezildiğinizi hissediyorsunuz. Yaşam koşullarının insanları soktuğu müşkül durumlar; karın açlığından evladının acısına üzülemeyen anneler, babası döşekte çaresiz yatarken doktora verecek parası olmadan gidip çalışmak zorunda kalan oğlanlar… Fakat unutmamak gerek, yalnızca çaresizliğine acıdıklarımızı değil, akılsızlığından veya hırsından kalbindeki sızıyı hissedememişleri de bulabiliyoruz eserde. Belki de onu böyle etkileyici ve ölümsüz bir klasik yapan da sunduğu senaryoların hayatın bu kadar içinden oluşu, az veya çok her insanın kendinde ya da çevresinde gözlemleyebilecek olmasıdır. Bitirdiğinizde Nasıl Ölünür’ün sizi ölüme ve yaşama dair düşüncelerle baş başa bırakıp hayattaki önceliklerinizi gözden geçirmenize neden olan bir kitap olduğunu göreceksiniz.