Epik bir Yunan şiirinde geçen kelime bu kitaba adını veriyor. ‘Argo’ geminin ismiyken -romantizm öyle güçlü bir ideoloji olsa gerek ki- cinsiyet rollerine dair anlatıya dönüşüvermiş, felsefesini yapıyor. Kitap; Maggie Nelson’un queer bir aile kurma, hamile olma, annelik, kendi annesiyle ilişkisi, eşinin anneyken trans sürecine girip erkek(?) cinsiyetine gelmesi gibi hayatının yapı taşlarını oluşturuyor denebilecek konuları blog yazısı tarzında dizmesinden oluşuyor. Yer yer psikoloji, psikanaliz, sosyoloji ve felsefeye de giriyor; ünlü entelektüellerden ve yazarlardan birçok alıntı ve pasajlarla da anlatımı kılıflıyor. Kılıf diyorum çünkü içerik olarak zırvalarla dolu olmasını geçtim edebi açıdan da karmakarışık ve birbirinden kopuk paragraflar bütünü. Araya serpiştirilmiş felsefe, psikoloji, sanat alıntılarıyla çoğu zaman süslü gözükmekten öteye gitmiyor. Nelson, kitabında kimi zaman da beğenmediği fikirleri veya sosyolojik argümanları ilginç bir hadsizlikle güya çürütüyor (Zizek, s.129). Bu alanlarda hiç tereddütsüz görüş sunma cürreti de gösteriyor. Maggie Nelson’un akademik veya kültürel birikimine hakim değilim. Queer veya LGBT hakkında belli düşüncelerim, inançlarım var; belki de bu yüzden okurken bir türlü ‘cidden hep böyle aşağıdan sallayacak mı?’ yankısından kurtulamadım. Argonautlar’ı okumadan önce, savunduğu cinsiyet tanımları veya ilişkileriyle ilgili anlattıklarıyla çatışırım sanıyordum fakat değil. Olay; felsefesi, sanat anlayışı, bilimsel yaklaşımında da değil tam olarak. Kısaca deneyimleri ve yaşadığı olayları da anlattığından ister istemez bir otobiyografi yazarından kendini dışarıdan görebilmesi beklenir. Bana göre ciddi anlamda rahatsız edici anlatımları (emzirme, hormonlar ve eros, s.75-76) bir yana temel eksik buydu.