·332 syf.····Okunma: 19 Eylül 2023 20:14 Nermin Yıldırımdan okuduğum ikinci kitabim ve yine satırların altını çizip çizip okumusum ki altı çizili kitaplardan nefret ederim. Kalemini çok beğeniyor olmamın yanısıra beni çeken hikayenin "ev" olarak tabir edilen bir akıl hastanesinde geçiyor olması. Burada hastalar "misafir" hemşireler "abla" ve doktorlar " baba" olarak adlandırılır. Hikayede garip bir şekilde anne yoktur ve gerçekten de ortada olmayan kayıp bir anne vardır ama belki de başından beri anne" evin ta kendisidir. Romanda birinci tekil şahıs anlatımı kullanılıyor ama olay örgüsü iki anlatıcı üzerinden ilerliyor. Biri Esin, misafir diğeri de "abla" Rikkat. Hikaye bu iki baş kahramanın iç dünyasını merkeze alarak ilerliyor. Birey olarak, hele ki kadın birey olarak şu çivisi çıkmış dünyada hasar almadan yaşamanin imkanı var mıdır. Psikolojik sağlamlık açısından ne iceridekilerin ne de disaridakilerin birbirinden kalır yani yok .İçerisi dayanması zor bir dünya ama dışarısi hassas ruhlar için daha beter. Sınıfsal ayrışmanın, eşitsizliğin ve çatışmanın hüküm sürdüğü bir dunyada yaşıyoruz ve bu her yerde geçerlidir. Kitap aynı zamanda Ken Kesey,'in Guguk Kuşu romanını getirdi aklıma. Bu türden hikayeler okumayı seviyorsanız kitap size göre olabilir.